1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Aygün CHP'nin değerlerini çürütüyor
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Aygün CHP'nin değerlerini çürütüyor

A+A-

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün üzerine dün kaleme aldığım "Neyi örtmeye çalışıyor?'' başlıklı yazıda ortaya koyduğum bazı bilgiler, ana muhalefet partisinde şok etkisi yarattı. O yazı sonrası, bazı okurlarım "Hüseyin Aygün'ün taziyeye gitmesinden rahatsız mı oldunuz?" sorusunu yöneltti. Bazı okurlarım ise "CHP milletvekili, PKK'lının taziyesine gidemez'' düşüncesini dile getirdi.

Tarihe not düşmek adına, Hüseyin Aygün'e yönelik eleştirimin sebebini sizinle paylaşmak istiyorum:

Hüseyin Aygün'ün öldürülen bir PKK'lının ailesine taziyeye gidip gitmemesi, kişisel tercihidir. Buna kimsenin söyleyecek bir sözü olamaz. Öldürülen kişi; Aygün'ün sosyal çevresinden olabilir. Arkadaşlığı, dostluğu da bulunabilir. İnsani açıdan bakıldığında bunların tümü anlaşılabilir. Keza; Aygün'e hak da verilebilir... Ki; Hüseyin Aygün, tartışma yaratan taziye sonrası "Sakine Cansız'ın anne ve babasını 30 yıldır tanıyorum. Ağabeyinin avukatlığını yapmıştım. Ailede seçmenlerimiz de var'' açıklamasını yaptı. Bir sonraki gün ise, "Taziyeye gitmeme Başbakan da karışamaz, CHP de'' ifadesini kullandı.

CHP bu konuda Aygün'e karışabilir mi karışamaz mı bilmiyorum... Zira; Aygün zaten CHP'li olmadığını söylüyor... CHP'yi benimsemediğine göre, ana muhalefet partisinin Aygün üzerinde "siyasal bir tasarrufu''nun olamayacağı da böylece ortaya çıkıyor.

"Partili bir milletvekili nasıl davranır, partisine karşı hangi sorumlulukları vardır?" sorusu işte bu yüzden anlamını yitiriyor. Aygün eğer CHP'li olsaydı ve bunu ağız dolusu bir şekilde ifade edebilseydi, az önce dile getirdiğimiz sorunun bir karşılığı ve anlamı olurdu.

Hayat; keşke bizim yukarıdaki paragrafta özetleyebildiğimiz denli basit ve anlaşılabilir olsaydı. Keşke; bizim bir cümlede özetleyebildiğimiz bu paradoksu; yani CHP'nin CHP'li olmayan milletvekili gerçeğini, geniş kitleler de özümseyebilseydi. İşte o zaman; Aygün ne yaparsa yapsın CHP yıpranmaz, komik duruma düşmezdi. Seçmenler, "Adam CHP milletvekili ama zaten CHP'li değil'' der geçerdi.

Ancak ne yazık ki; ''algı'' bu yönde işlemiyor. Cebinde "TBMM CHP Tunceli Milletvekili'' kimliğini taşıyan Aygün'ün her sözü, her eylemi CHP'nin hanesine yazılıyor. Ortaya koyduğu olumsuz ve puan kaybettiren davranışlar, Aygün'ün yaptığı iyi ve anlamlı çıkışları da siliyor; yok ediyor.

Hüseyin Aygün, CHP'ye üye olduğu günden beri, doku uyuşmazlığı yaşadığı bu partiyi zor durumda bırakacak her şeyi "SİSTEMATİK" bir şekilde yaptı. Aday olduğu ilk gün yayınladığı bildiride, DERSİM (Gümüş Kapı) MİLLETVEKİLİ ADAYI ibaresini kullandı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu, "Ben CHP'li değilim'' demesine rağmen partiye üye yaptığı Aygün'ü "Tunceli ismini kullan" diye uyarmadı.

Aygün, TBMM'ye geldikten hemen sonra aynı tavrını sürdüreceğinin ve ''partisini'' zor durumda bırakacağının işaretini ZAMAN Gazetesi'ne verdiği bir röportajla belli etti.

12 Haziran 2011'de seçilen Aygün, 8 Kasım 2011 tarihinde yani tam dört ay sonra ''Dersim katliamı'' tartışmasını açtı. Röportajın etkisi o denli yayıldı ki; Atatürk, ölüm yıldönümünde bir CHP'linin açtığı tartışma yüzünden hiç de hak etmediği iftiralara maruz kaldı. Parti yönetimi, Kılıçdaroğlu'nun kendilerine göstereceği muhtemel tepki yüzünden bu iftiraları duymazdan geldi. 135 kişilik CHP grubunda sadece 12 milletvekili bu hakaret ve iftira kampanyasına itiraz etme cesareti buldu. Kılıçdaroğlu tarafından koruma çemberine alındığı anlaşılan Hüseyin Aygün, Atatürk'ün kurduğu partide, Atatürk'e hakaret edilebileceğini göstermiş oldu.

CHP'li vekiller, koltuk sevdaları yüzünden Aygün'e ses çıkarmasa da partinin gerçek sahibi olan taban, bu çirkinliğe sessiz kalmadı. Tepkilerin artması üzerine, Kılıçdaroğlu ''Dersim Mebusu'' Aygün'ü odasına çağırıp "Dikkatli konuş'' dedi. Aygün'ün bu görüşmede "Ben Atatürk'ü seviyorum'' dediği basına sızdırıldı. Konu kapatılmaya çalışıldı.

Tam bu sırada, 13 Ağustos 2012 tarihinde Dersimli Aygün, PKK'lılarca kaçırıldı. Türkiye olup biteni merakla izlerken, Aygün iki gün sonra serbest bırakıldı. Çok korktuğu belli olan Aygün, PKK'lılar için "Arkadaşlar...'' ifadesini kullanınca, tartışma yeniden başladı. Ve ne yazık ki; bu sözler AKP'li Şamil Tayyar'ın "Hüseyin Aygün kaçırılmamıştır, çay içmeye gitmiştir" demagojisine haklılık payı verdirtti. Aygün'ün apolitik konuşması, CHP'yi mağdur olmasına rağmen, "savunma yapmak zorunda kalan" bir konuma soktu. Öcalan ile Türkiye'yi bölme pazarlığı yapan AKP, Aygün üzerinden başlattığı kampanya sonrası tüm günahlarını örtme becerisini gösterdi. "CHP ile PKK arasında bir bağ var" algısı yaratıldı. CHP bu yüzden puan kaybetti.

Serbest kaldıktan sonra bir süre sessizliğini koruyan Aygün, misyonunu yerine getirmek için bu kez yine bir 10 Kasım öncesi harekete geçti. 8 Kasım 2012 tarihinde, Ankaralı gazetecilere bir kanun teklifi dağıttı. Teklifte, "Seyit Rıza'nın iadei-i itibarının verilmesi gerektiği'' yazılıydı.

Cumhuriyet'e isyan eden ve feodal bir rejimin sürmesinden yana olan Seyit Rıza'ya ilişkin bu teklif, beklendiği üzere büyük gürültü kopardı. CHP, 10 Kasım'da Atatürk'ü yine anamadı. Medya, Atatürk'ün Seyit Rıza'yı haksız yere astırıp astırmadığını tartıştı. Atatürk, yine hiç hak etmediği iftiralara maruz kaldı. Hem de CHP'li olmayan CHP milletvekilinin başlattığı o saçma ve anlamsız tartışma yüzünden....

"Saçma ve anlamsız" diyorum; çünkü, bu tartışma hiç kimseye bir fayda getirmedi. Siyaset; sonuç almak ve hanenize puan yazdırmak için yapılır. Aygün'ün böyle bir derdinin olmadığı, Seyit Rıza tartışması bittiğinde bir kez daha görüldü.

Aygün eğer bir partili sorumluluğuyla davranmış olsa, kanun teklifini, iç tüzüğü ihlal ederek basına değil, 12 kişiden oluşan grup yönetimine verirdi. Böyle yapmadı. Teklifi grup yönetimine vermek yerine, basına dağıttı. Grup yönetimi de tabanın tepkisi dolayısıyla teklifi reddetti. CHP böylece, hem Seyit Rıza'yla kan ve duygusal bağı olmasına rağmen kendisine oy veren seçmenlerini, hem de başlayan tartışmalar yüzünden Atatürkçüleri kırdı. Hüseyin Aygün ise kendisini ''sözde sol çevrelere'' ispat etmek ve iç dünyasındaki karmaşayı sona erdirebilmek için yaptığı eylem sonrası hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Arkasında ise büyük bir tahribat daha bıraktı... Atatürk ve CHP'yi CHP yapan değerler, hem iktidar hem de medyası tarafından iğdiş edildi. CHP, geçmişi karanlık, tarihi katliamlar ve haksızlıklarla dolu bir parti gibi sunuldu.

Söyler misiniz; kendi partisinin milletvekili tarafından bu denli hırpalanan, çürütülen, aşağılanan bir partiye oy verir misiniz?

Hüseyin Aygün, ilginç bir kişilik... Sol ve sosyalist çevreden geldiğini iddia etmesine rağmen, bu terminolojiyle konuşmuyor. Ağzından bugüne dek bir kez olsun "Emek / Sendika / İşçi Hakları" kavramı çıkmadı. Aygün, sanırım ABD Konsolosu'yla fazla görüşüyor olmasından kaynaklı bir bilinç yitimine uğruyor. Solun yerine, emperyalizmin dolaşıma ve kullanıma soktuğu kavramları tercih ediyor.

ABD emperyalizmi, toplumu bölmek, parçalamak, birbirine düşürmek ve sınıf mücadelesini geriletmek için, 90'lı yıllardan sonra felsefede ''ilineksel kimlik'' denilen kavramları cepheye sürdü. İşçiler, emekçiler, emeğini satarak yaşayanlar, sınıf bilincinden mahrum kalsınlar diye, "Kürt - Türk - Alevi - Sünni" kavramları ön plana çıkarıldı. Böylece, ''İnsan'' kimliği geri plana itildi, ayrılık ve çatışma yaratması muhtemel tanımların kullanılması sağlandı.

Aygün ve benzerleri "solda durdukları''nı söylemelerine rağmen, emperyalizmin açtığı "dil tuzağı''na düştü. Aygün, kendisini içinde bulunduğu ''emekçi sınıf''la tanımlamak yerine, "Zaza - Alevi - Dersimli'' kimliğini öne çıkardı. Oysa ki; hayata soldan baktığını söyleyen biri, kendisini "etnik ve dinsel aidiyetiyle tanımlamaz"dı.

Aygün bu tuzağa düştüğün belki farkında bile değil... Bu yüzden, ''Zaza - Alevi - Dersimli'' kimliğini öne çıkarmakta sakınca görmüyor ama Cumhuriyet'i savunan ve yurdunu sevmekten başka suçu olmayan kişilere "ırkçı/kafatasçı" diyebilme basitliğini gösteriyor. ABD emperyalizminin yurdunu sevenleri karalama kampanyasından etkilendiği için, "Ulusalcı" olmayı, kötü bir şey sanıyor. Ulusalcılığın, ulusunu sevmek anlamına geldiğini dahi kabullenemiyor. Kendisinin ''Zazaları sevmesi''ni hak olarak görüyor; bir Türk'ün Türk ulusuna beslediği muhabbeti ise aşağılıyor.

Aygün böyle yaparak, emperyalizmin diliyle konuşuyor ve "Böl - Parçala Yönet'' politikasının zeminini oluşturan unsurlardan biri haline geliyor.

Hüseyin Aygün, soldan uzaklaştığı ya da hayatının belki de hiçbir döneminde "sosyalist olmadığı için" ulusal kurtuluş savaşımızı "etnik temizlik" sanıyor. Türkiye halklarının bağımsızlığına kavuşmak için verdiği mücadeleyi, tıpkı bir kolonyalist gibi yorumluyor. Aygün, bedeni Türkiye'de ruhu ise başka bir yerde olduğu için İzmir'de verilen kurtuluş mücadelesini karalamakta sakınca görmüyor.

Üstelik; bunu yaparken, "Benden Selam Söyle Anadolu'ya'' adlı kitabı referans gösteriyor. Aygün'ün; "etnik temizliği anlatıyor" dediği kitabı anlamadığı ya da anlamış olsa dahi; bile/isteye çarpıttığı, yazdığı tweetler sonrası ortaya çıkıyor.

Henüz orta okul sıralarındayken okuduğum bu kitabı, Aygün'ün bu denli geç keşfetmesini bir kenara bırakıp yaptığı çarpıtmaya değinmek istiyorum. O kitap Abdi İpekçi - Türk Yunan Dostluğu Ödülü'nü almış nadir eserlerden biridir. Kitapta, bırakın Mustafa Kemal Atatürk'e ilişkin bir "etnik temizlik yaptı" vurgusunu, aksine bunun iması dahi yapılmamaktadır. "Mübadele" gibi acı bir olayı, "etnik temizlik" olarak algılamak ve böyle sunmak ise "kötü niyetli" olmaktan başka bir şey değildir.

Hüseyin Aygün, cebinde kimliğini taşıdığı partinin tarihini karalamak ve CHP'yi CHP yapan ulusal kurtuluş savaşına dil uzatma cüretini göstererek, ana muhalefet partisinde tek bir saniye dahi kalmaması gerektiğini kanıtlamıştır.

Aygün, eğer birilerinin bize pazarlamaya çalıştığı gibi, sol ya da sosyalist olsa ve o geleneği içselleştirebilseydi; Deniz Gezmiş'in, Mahir Çayan'ın, Mao'nun ve Lenin'in Kurtuluş Savaşı'na ilişkin görüşlerini de bilirdi. Aygün'ün büyük bir cahiliye dönemi yaşadığı, Benden Selam Söyle Anadolu'ya kitabını 50'li yaşlara merdiven dayarken keşfetmesinden bellidir.

Böyle bir kişiliğin CHP milletvekili kimliğini taşıyor olması, CHP'nin değerlerinin gitgide aşınmasına ve bir süre sonra kimliksiz/kişiliksiz bir partiye dönüşmesine yol açacaktır.

Kılıçdaroğlu ve CHP'nin koltuğunu pek seven MYK ile PM üyeleri, artık bir tercih yapmak zorundadır. Ya değerlerinize hakaret ettirmeyecek ve oturduğunuz koltukların hakkını verecek, ya da Hüseyin Aygün'ün saçma sapan ve kimseye yarar getirmeyen sözde fikirleriyle çürüyüp tarihe karışacaksınız.

Karar sizin; Hüseyin Aygün tercihini yapmış...
Şimdi siz de bir tercihte bulunmak zorundasınız.
Ya çürüyecek, ya da bu hakaret ve iftiralara sessiz kalmayacaksınız. Aygün'ün ''Taziyeye gittiğim için lince uğruyorum'' demagojisine prim vermeyecek ve gereğini yapacaksınız. Aksi taktirde; tarihe karşı sorumluluğunuzdan kurtulamazsınız.

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 347 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.