1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Can Dündar'ın kaderi 'Kurul'a bağlı!
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Can Dündar'ın kaderi 'Kurul'a bağlı!

A+A-

Gerçek Gündem.com'un dün sabah saatlerinde duyurmaya başladığı ''Milliyet krizi'' AKP iktidarının ceberrut, baskıcı ve tekçi yüzünü Türkiye'ye bir kez daha gösterdi. Milliyet'te yaşanan krizi duyurduğumuz ÖZEL haberler, her ne kadar ''Medya'' sayfamızda yayınlanmış olsa bile; meselenin özü siyasete ilişkindir. AKP iktidarının tek bir muhalif sese dahi tahammülünün olmadığının en açık göstergesidir. Gerçek Gündem.com'un Milliyet'in patronajına ve dolayısıyla yazarlarına yönelik iktidar baskısını deşifre eden haberleri, AKP'nin sahte ''demokrasi şampiyonu'' imajını yerle bir etmiştir.

AKP SUÇ ÜSTÜ YAKALANDI

AKP iktidarını bu denli baskıcı ve tahammülsüz hale getiren temel etken ise suç üstü yakalanmasıdır. İktidar, PKK ile pazarlık masasına oturduğunun ortaya çıkmasının ardından adeta bir şok yaşıyor! Abdullah Öcalan'ın kendisini adeta koalisyon ortağı gibi konumlandırıp Türkiye'nin geleceğine şekil verdiğinin Milliyet'te yayınlanan tutanakların ardından ortaya çıkması, AKP'yi telaşlandırıyor.

MİT DEĞİL, AKP GÖRÜŞÜYORMUŞ!

Zira; AKP Milliyet'te yayınlanan o tutanaklara dek, "PKK ile biz görüşmüyoruz, devlet görüşüyor, MİT görüşüyor'' yalanını kullanıyordu. Tutanaklar gösterdi ki; AKP iktidarı, mevcudiyetini korumanın tek garantisi olarak, PKK'yla yapacağı uzlaşmayı görüyor. Bu yüzden, PKK'ya adeta legal bir siyasi parti muamelesi yapıyor. Tutanakların yayınlanmasının ardından bu gerçek artık saklanamayacak bir biçimde ortaya çıktı.

SEÇİM ÖNCESİ YOL KAZASI İSTEMİYORLAR

AKP'yi telaşlandıran da budur! Yaklaşan yerel seçimler öncesi, toplumun geniş kesimlerinin PKK ile yapılan pazarlığı görmesi ve AKP'ye kuşkuyla yaklaşmaya başlaması, iktidarı telaşlandırıyor. Bu yüzden, İmralı'da Öcalan ile yaptıkları "Anayasa, başkanlık ve federasyon pazarlıkları''nın bilinmesini ve kimsenin bu konuları konuşmasını istemiyorlar.

ERDOĞAN BAŞKANLIK İÇİN YANIP TUTUŞUYOR

Çünkü; bu tutanaklar ortaya çıktıkça, Erdoğan'ın tek derdinin ABD ve İsrail'in isteklerini yerine getirmek olduğu anlaşılıyor. Ortaya çıkan diğer bir gerçeğin ise Erdoğan'ın kendisini başkanlığa taşıyacak sistemin ayaklarını oluşturmak için PKK ile anlaşma peşinde olduğu görülüyor. Milliyet Gazetesi, tutanakları yayınlayarak, bir anlamda AKP'nin oyununu deşifre etti. Erdoğan da oyunun ortaya çıkması üzerine "Batsın böyle gazetecilik'' dedi.

Erdoğan'ın Balıkesir mitinginde söylediği o söz, hiç bir zaman peşini bırakmayacaktır. Erdoğan, basın tarihine o sözlerle geçecektir.

UTANIYORUM!

Sadece Erdoğan mı! Tabii ki hayır... Erdoğan'la birlikte tarihin karanlık sayfalarına geçecek olanların bir kısmı da ne yazık ki bizim meslektaşlarımızdır. ''Meslektaşım'' demeye utandığım birçok gazete yazarı, AKP iktidarının dümen suyuna girdiği için, Milliyet yönetimini suçluyor ve gazetecileri "süreci sabote etmek''le suçluyor.

HÜKÜMETTEN BESLENİNCE...

Aslında bu kişilerin Milliyet'i sırf gazetecilik yaptığı için suçlamalarında ve hükümet görevlisi gibi davranmalarında şaşılacak bir şey yok! Hükümetten beslendikleri ve kafaları hükümet eksenli çalıştığı için, gazetecileri suçlarken tıpkı siyasetçiler gibi konuşuyorlar! Hükümet, Milliyet yönetimi için "Süreci sabote ediyor'' deyince, bu arkadaşlar da hemen pozisyon alıyor.

KENDİLERİNİ HÜKÜMET YETKİLİSİ SANIYORLAR

Bu tür gazeteciler, kendilerini hükümete adadıkları için, diğer meslektaşlarının yapmaya çalıştığı gazetecilik faaliyetini anlayamıyorlar. Herkesin "hükümet yetkilisi gibi'' davranmasını ve tüm işlerin gizli kapaklı / toplumdan habersiz bir şekilde yürütülmesini istiyorlar. Oyunu bozanları ise "sabotajcı" olmakla suçluyorlar.

SİZ OLABİLİRSİNİZ AMA BİZ DEĞİLİZ!

Tamam da; gazeteci "hükümet yetkilisi'' değildir ki! Gazeteci, kamu adına sorar, gizlenenleri açığa çıkarır, toplumu bilgilendirir... Gazetecinin görevi, iktidarı kamu adına denetlemektir! Gazeteci, haberini yaparken, ''Bu hükümete zarar verir mi?" diye düşünmez. Bunu düşünürse, zaten gazeteci olamaz!

İŞİMİZ GİZLENENLERİ AÇIĞA ÇIKARMAK

Keza; gazeteci sadece hükümetin değil, devletin çıkarlarını da DÜŞÜNMEZ! Devletler ve hükümetler, dünyanın hiçbir yerinde topluma bilgi vermez ve şeffaf davranmazlar. Gazeteler ve gazeteciler ise toplumdan saklananları kamunun önüne koyarlar. Bu yüzden, gazeteler ile iktidarlar hep bir çekişme halindedir!

NASIL TESLİM ALDILAR?

İktidarlar, medyanın gücünü bildikleri için, onu denetim altında tutmanın yollarını ararlar. Bu kimi zaman yasalar, kimi zaman ise ''ekonomik ilişkiler'' aracılığıyla yapılır. 1980'den sonra tüm dünyada basın kuruluşlarının holdingleşmesi de bu sürecin sonucudur. Kapitalist sistem, medyayı kolay denetleyebilmek için, etkili kuruluşları holdingleştirerek denetimi altına sokmayı başarmıştır.

DEMİRÖREN'DEN ''TARİHİ'' SÖZLER!

Basın kuruluşlarının sahiplerinin "aşırı ticarileşmiş ilişkiler''e girmesi, medyanın boyunduruk altına alınmasına sebep olmuştur. Örneğin, Milliyet Gazetesi'nin sahibi Erdoğan Demirören, geride bıraktığımız günlerde yazarlarıyla yaptığı bir toplantıda Türk medya tarihine geçecek bir söz söylüyor.

Halk Haber TV Genel Yayın Yönetmeni Hakan Aygün'ün aktardığına göre, Erdoğan Demirören o toplantıda Tayyip Erdoğan için, "Bizim velinimetimizdir. İstesin, Milliyet'i hemen yarın kapatırım'' diyor.

MİLLİYET'TEN ÇOK ŞEY BEKLEMEYİN

Daha birkaç ay önce 35 milyon dolara satın aldıkları Milliyet'i "Erdoğan istesin kapatırım'' diyen bir patronaj gerçeğiyle karşı karşıyayız... Milliyet'in ''aşırı ticarileşmiş ilişkiler'' yüzünden gazetecilik yapabilmesini beklemek zaten hayaldir! Milliyet, İmralı Zabıtları'nı yayınladıktan sonra ortaya çıkan tabloyla birlikte, özgürlük sınırlarının nerede bittiğini görmüştür. İktidarın, gazeteciliği savunan ve İmralı Zabıtları'nın ''haber'' olduğunu yazan Can Dündar ile Hasan Cemal'in gazeteden kovulmasını istemesi aynı zamanda medyaya ve topluma verilmiş bir gözdağıdır.

Tabii; Milliyet'i iktidar karşısında bu denli güçsüz kılan temel etken patronajın içinde bulunduğu durumdur. Demirören Ailesi, sırf Tayyip Erdoğan istiyor diye Milliyet ile Vatan'ı almak zorunda kaldı. Bu iki gazetenin Doğan Grubu'nun elinden çıkmasını AKP iktidarı istiyordu. Demirören Ailesi, "velinimetleri'' Erdoğan'ın talimatı üzerine iki gazeteye sahip oldu.

DEMİRÖREN GEÇMİŞTE REFAH PARTİSİ'Nİ DESTEKLİYORDU

Demirören Ailesi'ni iktidara bağımlı kılan şey ise kuşkusuz ki ticari faaliyetleri... Baba Erdoğan Demirören'inki ise sadece ticari faaliyetle açıklanamaz... Erdoğan Demirören'in Refah Partisi'nin en önemli destekçilerinden biri olduğu gerçeği hatırlardadır... Bu bağlamda, Erdoğan ve AKP ile ideolojik akrabalığı da vardır. (Demirören'in RP ile bağı biraz da görev gereğidir.)

BEYOĞLU'NDAKİ AVM BELLERİNİ BÜKÜYOR!

Ancak önemli olan unsur ise ticaret hayatlarıdır... Demirören Ailesi, AKP döneminde büyümeyi sürdürmüş, kuralsız bir şekilde ataklar yapmıştır. Bu ataklardan biri de Beyoğlu'ndaki Demirören AVM'dir.

Tarihi bir binayı satın alan Demirören Ailesi, Anıtlar Kurulu'nun tüm itirazlarına rağmen, binanın kimliğini bozdu ve orayı bir çarşı haline getirdi. Bunun üzerine 2 No'lu Yenileme Alanları Bölge Kurulu konuyu mahkemeye taşıdı. Mahkeme, Erdoğan Demirören hakkında 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Bu davanın ilk duruşması geçen hafta yapıldı.

İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi Demirören'in suç işlediğine kanaat getirirse, binanın sahibi Yıldırım Demirören hapse girecek! Mahkemenin bu kanaate varması için Anıtlar Kurulu'nun tavrında değişiklik olmaması gerekiyor.

Bu ne demek?

AKP iktidarı, kısa adıyla Anıtlar Kurulu olarak bilinen kurulun Demirören lehine karar vermesi ve "Binada imara ve yenilemeya ilişkin kanunlara aykırı herhangi bir işlem yapılmamıştır'' hükmünü vermesini istiyor.

AKP'LİLER DEMİRÖREN'İ KURTARMA TELAŞINDA

Kültür Bakanlığı'nın bu konuda Anıtlar Kurulu'nu etkilemeye yönelik çalışmalar yaptığı biliniyor. Buna rağmen, Anıtlar Kurulu üyeleri, Demirören hakkında yapılan oylamada tavırlarından vazgeçmedi. Kurul, yaptığı oylama sonucu, 1 oy farkla, Demirören hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Böylece, Demirören'in hapisle yargılanmasının yolu da açılmış oldu. Demirören, Anıtlar Kurulu'nun yaptığı suç duyurusu üzerine mahkemede ifade verdi.

TAVIR DEĞİŞTİRİR VE DAVAYI GERİ ÇEKERSE...

Şu günlerde ise AKP iktidarına yakın bazı isimlerin ve birkaç müsteşarın Anıtlar Kurulu'na yönelik ilgisi gözleniyor. Demirören'i mahkemeye veren kurul, eğer davadan vazgeçer ve mahkemedeki tavrını değiştirirse Milliyet'in patronu yargılanmaktan kurtulacak. Kurul'un şimdi bu yönde bir karar alması isteniyor.

DEMİRÖREN'İN DURUMU ELE ALINACAK

Aldığım bilgilere göre, Kültür Bakanlığı 2 No'lu Yenileme Alanları Bölge Kurulu, önümüzdeki günlerde Demirören AVM'nin durumunu ele almak üzere yeniden toplanacak. Bu toplantının 10 gün içinde yapılması bekleniyor.

KURULUN KARARI BELİRLEYECEK

Biliyorsunuz, Milliyet yönetimi, Başbakan'ı kızdıran Hasan Cemal ve Can Dündar"15 gün zorunlu izin''e çıkardı. Dündar, Cemal ve Milliyet'in kaderi, önümüzdeki 15 gün içinde belli olacak. Bu gazetecilerin yazıp yazamayacağına, Milliyet'in yoluna devam edip edemeyeceğine Anıtlar Kurulu karar verecek!

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 452 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.