1. HABERLER

  2. ÖZGEÇMİŞ

  3. Cem Karaca kimdir

Cem Karaca kimdir

Tamirci Çırağı, Resimdeki Gözyaşları, Ceviz Ağacı, Bekle Beni ve daha sığdıramayacağım pek çok şarkının sesi, Cem Karaca’nın hayat hikayesidir…

A+A-

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda” diye girer ya hani o gür sesiyle şarkıya, insan orada şarkının özünün bir şiir olduğunu unutuverir. Bu şiirin sesi olmuştur çünkü artık Cem Karaca. Sen nereye kaçmak istiyorsan, bulur çıkarıverir ortaya…

Ya da “İşçisin sen, işçi kal!” diye isyana durduğunda, insanı isyan etmek istediği noktadan kavrayıp, sesi oluveriyor…

Bir şey uğruna çok savaşılır da, daha da bağlanılır ya hani! Ya da zaten onun dışında hiçbir şey umurun değildir de, hiçbir sese kulak asmazsın. İşte bir şeye böylesine bağlanan Cem Karaca, bağlandığı ise müziğiydi. Babasıyla başlayan pek çok engelle karşılaştı. Fikir ayrılıklarına düşüp de bir grubu dağıldığında hemen kalkıp yola devam etmenin bir hal çaresini buldu. Yolda olmanın güzelliğini yaşamına mühürlemiş, şarkılarını söylüyordu. Gittiği her yerden, döndüğü her yoldan müzikle çıkıyordu insanın karşısına.

Sanki hep “Bekle Beni” diyordu, “Bekle beni, döneceğim”…

Çocukluğu

Cem, 5 Nisan 1945’te, İstanbul’da, Toto (İrma Felegyan) ve Mehmet Karaca çiftinin oğlu olarak dünyaya geldiğinde ailesi, ona, “Muhtar Cem Karaca” adını verdi. Annesi Toto Hanım Ermeni, Babası Mehmet Bey ise, Azerbaycan asıllı idi ve Türkiye’de İran vatandaşı olarak yaşıyorlardı. Oğullar Cem dünyaya geldikten sonra ise, Türk vatandaşlığına geçtiler.

Cem, huzurlu bir evde, sanatla iç içe büyüdü. Annesi, oğlunun müziğe olan yatkınlığını fark ettiğinde, Cem henüz 6 yaşındaydı. Müziği seviyordu; ama çocuk aklı büyüyünce doktor ya da mühendis olmak istiyordu. Ancak annesinin teyzesi Rosa Felegyan, ona piyano notalarını ve nağmelerini öğretmeye başladığında, tüm benliğini notalara teslim ettiğinden habersiz, büyümekte olan bir çocuktu…

Babası müzik yapmasını istemedi

Cem’in hayatı, müzikle tanıştığında anlam kazanmıştı aslında. Tüm çocuk hayalleri, yerini notalara bıraktı.  Ortaöğretimini Robert Lisesi’nde sürdürdüğü dönemde dünyada giderek ünlenen rock müzik, Cem’in de en büyük tutkusu oldu. Özellikle kız arkadaşlarını etkilemek için dönemin rock starlarının şarkılarını ezber etmişti ve uygun olan her ortamda söylüyordu. Aslında kız arkadaşlarını etkilemek için şarkı söylemek istediğinde zaman ve mekanın pek önemi olmuyordu. “Suadiyeli Nesrin” olarak hatırladığı bir kızı etkilemek için sokak ortasında şarkı söylemişti. Bu durum, giderek Cem’in de arkadaş ortamındaki ününü artırıyordu.

1962’yi selamlarken Beyoğlu Spor Kulübü’nde arkadaşlarının isteğiyle sahneye çıktı ve bu profesyonelliğe doğru attığı ilk adım oldu. 1963’te, arkadaşlarıyla bir araya gelerek “Dinamikler” müzik grubunu kurdu. Grup olarak özellikle rock and roll şarkılar söylüyorlardı. Döneminin ünlü sanatçılarından İlham Gencer de genç Cem’e ve ekibine yürekten destek oluyordu. Etrafında pek çok kişi Cem’in müzikle olan bu ilgisinden pek memnunken, babası da bir o kadar rahatsızdı.

Cem, grubuyla seslendirme sanatçısı Fikri Çöze’nin jübile konserinde sahnedeydi. Babası ise, oğlunun bir diplomat olması gerektiğine inanıyordu. Onu vazgeçirmek için çok çabaladı. Öyle ki konser sırasında Elvis Presley şarkıları söyleyen oğluna karşın, ondan “Aman Adanalı” türküsünü istemesi için bir adam kiraladı ve onu yuhalatmıştı.

Ama Cem’i bunlar yıldırmadı. Bir yandan annesinin de desteğini hissediyor olmak ona iyi geliyordu belli ki. Zamanla babası da oğlunun bu sevdadan vazgeçmeyeceğine ikna oldu ve onu “Buraların müziğini yap” diye öğütlemeyi ihmal etmedi. Zamanı geldiğinde Cem’in gönlüne de düşecekti bu ezgiler ve baba oğul, buluşacaklardı bir paydada…

Müzik yolculuğu

1963 sonunda kurdukları grup dağıldı. Ama Cem müzikten ve grup kurmaktan vazgeçecek değildi. Kısa bir süre şarkılarını “Cem Karaca ve Bekledikleriniz” adlı bir grupta çalıp söyledikten sonra, yine kısa bir süreliğine Gökçen Kaynatan’ın orkestrasına geçti. Yıl bitmeden “Cem Karaca ve Jaguarlar” kuruldu. Adımlarını büyütmek gayesindeydiler. 1965’te, Altın Mikrofon Yarışması’na başvurdular. Ancak belli ki henüz atlamaları gereken eşik için erkendi; ön elemeyi geçemediler.

Müzik yolculuğunda ne yapmak istediğini askerdeyken keşfedecekti. 1995’te tiyatrocu Semra Özgür ile ilk evliliğini yaptı ve 3 gün sonra da, askere gitti. Hatay’da sürdürdüğü görevi sırasında günden güne Anadolu kültürüne yakınlaştı. Özellikle bir nöbeti sırasında duyduğu, sazın tellerinden dökülen Aşık Mahzuni Şerif ile tanıştığında, kendini Anadolu müziğine daha da yakın hissetmişti…

Bir röportajında bugünleri şöyle dile getirecekti: "Ben o güne kadar ne garip, ilkel bir müzik diye düşünürken bir de baktım ki, benim o anda içinde bulunduğum hissiyatı o müzik canlandırıyor, dile getiriyor, anlatıyor".

O andan sonra aldığı yolla birlikte de Batı enstrümanlarıyla Anadolu müziği yapmaya karar verdi. Askerliği bitip İstanbul’a döner dönmez de, Mehmet Soyarslan’ın kurduğu “Apaşlar” grubu ile çalışmaya başladı…

Tiyatro ve sinemada Cem Karaca

Müzik, Cem’in hayatında çok özel bir yerdeydi. Ancak müzikle birlikte tiyatro ve sinema ile de tanışacaktı…

Tiyatroya ilk adımını 1961’de oynadığı Hamlet ile attı. Oldukça iddialı bir başlangıçtı doğrusu. Müzik hayatında birinci planda olduğundan, oyunculuk öyle hızlı devam etmedi. Ama bir adım atıyorsa, bu ciddi bir adım oluyordu. 1964’te, Münir Özkul’un oynadığı “General Çöpçatan” oyunu, Cem’in ilk büyük sahne tecrübesiydi.

Askerde de vazgeçmeyecekti müzik ve tiyatrodan. 1965’te, askeriyede Cahit Atay’ın “Pusuda” ve Aziz Nesin’in “Toros Canavarı” oyunlarında oynadı ve aynı zamanda yönetmendi. Ayrıca çeviri de yapıyordu. Aynı dönem İstanbul Tiyatrosu’nda sahnelenen “Anahtarı Bendedir” oyununu, hem Türkçeye çevirmiş, hem de oyunda oynamıştı.

Sonra uzunca bir süre tiyatroya ara verdi. 1987’de Almanya’da çıkaracağı “Die Kanaken” Almanca albümünün şarkıları, Kuzey Ren Westfalya Eyalet Tiyatrosu’nda, aynı isimle sahnelendiğinde, Cem de annesi ile birlikte oyuncular arasında olacak; yine Almanya’dayken, Münih Halk Tiyatrosu’nda, Nazım Hikmet’in “Şeyh Bedrettin Destanı” oyununu yönetecekti…

1970’te ise, ilk ve tek başrolü olduğu filmi, Kralların Öfkesi ile beyazperdede seyircisiyle buluştu. Western tarzı bu filmde, Cem, Camgöz adlı bir kovboydu. Maalesef film beklenen başarıyı elde edemedi. O da, beyazperdeyi zirvede bırakması gerektiğini düşünmüş olacak ki, uzaklaştı. 2000’de, Kahpe Bizans’ta Karaca Abdal rolüyle bulundu…

90’larda TV’de birkaç program da sunan Cem Karaca, 1990’da “Bir Milyara Bir Çocuk” dizisinde yer aldı. 2001’de ise, “Yeni Hayat” dizisinin onur konuğuydu.

Evlilikleri

Cem Karaca, ilk evliliğini, 22 Aralık 1965’te, tiyatro sanatçısı Semra Özgür ile yaptı. Ancak fazla uzun sürmedi.

Ekim 1968’de, yine bir tiyatro sanatçısı Meriç Başaran ile evlendi. Bu evlilik de 2 yıl sürdü.

21 Ağustos 1972’de, Feride Balkan ile evlendi. Oğlu Emrah, 1976’da bu evlilikten dünyaya geldi. Ancak Cem Karaca’nın Almanya’da geçirmek durumunda olduğu 8 yıllık süre döneminde ayrıldılar.

5 Temmuz 1993’te ise, ilk eşi Semra Özgür ile yeniden evlendi. Ancak ikinci denemede de yürümedi.

Beşinci ve son evliliğini de İlkim Karaca ile gerçekleştirdi…

Cem Karaca ve Apaşlar grubu Altın Mikrofon’da

Cem, askerden döndüğünde hızlı bir başlangıç yapmıştı. Şubat 1967’de kurulan Apaşlar ile müzik yapmaya başlamış; aldığı kararlar doğrultusunda arkadaşlarını da etkilemeye başlamıştı. Daha önceleri tarzları Batı müziğinden yana olan Apaşlar, Cem’den sonra yüzünü Doğu’ya döndü. 1967’de de grupla birlikte o dönem Hürriyet Gazetesi’nin düzenlediği, “Altın Mikrofon Yarışması”na katıldılar. Cem Karaca, Erzurumlu Emrah’ın, “Emrah” şiirini bestelemişti. Performansları ile yarışmada ikinci oldular. Birinci olan gruptan daha çok ilgi gördüklerini söylemek yanlış olmazdı doğrusu. Böylece ilk 45’likleri de çıkmış oldu. Aynı yıl “Hudey”, “Bang Bang – Bir Anadolu Hikayesi”, “Vahşet” eserlerinin olduğu bir 45’likleri daha oldu…

1968’de ise, Arpaş olarak Almanya’ya gittiler ve “Ferdy Klein Orkestrası” ile 45’likler kaydettiler. Tam da bu dönemde Cem Karaca’nın “Emrah”tan sonra, Mehmet Soyarslan’a ait bir şarkısı da hit oldu: Resimdeki Gözyaşları.

Plaktan sonra Almanya da konserlerine devam eden grup, bir de Türkiye turnesine çıktı. Ardından da Emrah ve Resimdeki Gözyaşları’nın İngilizce versiyonlarını içeren bir 45’lik kaydettiler; yurt dışına açılmayı hedefliyorlardı.

Cem Karaca, sağlam adımlarla ilerliyordu. 1968 sonunda Milliyet’in düzenlediği “1968’in En Sevilen Erkek Şarkıcıları” anketinde dördüncü olmuştu. Yine “Yılın Melodileri” anketinde ise, Resimdeki Gözyaşları Türkçe şarkılarda üçüncü, Türk ve yabancılar karışık listede de dokuzuncu sıradaydı. Ayrıca 24. Sırada ise, yine bir Cem Karaca bestesi, Ümit Tarlaları vardı.

1969’da, Cem, grupla fikir ayrılıklarına düşmeye başladı. Çünkü artık siyasi müziğe doğru yönelmek istiyordu; ama diğerleri bu fikirde değildi. Son kez, “Bu Son Olsun/Felek Beni” plağını da doldurdular ve herkes kendi yönüne baktı…

Kardaşlar grubu döneminde Cem Karaca

Cem, Apaşlar’dan ile yollarını ayırdıktan sonra, “Bunalım” grubunun prodüktörlüğünü ve menajerliğini yapmaya başladı. Ayrıca bunun yanında ilk 45’likleri “Taş Var Köpek Yok / Yeter Artık Kadın” şarkılarının söz ve bestesinde de yer aldı. Bu 45’likten sonra işi bıraktı…

Apaşlar’dan sonra Cem, yine bir grup yoluna öyle devam etmek istiyordu aslında. Apaşlar’ın bas gitaristi Seyhan Karabay ile Kardaşlar grubunu kurdu. Bunalım’dan ayrıldıktan sonra grubun bateristi Hüseyin Sultanoğlu’nu da Kardaşlar’a dahil etti. Grup üyeleri sabitlenince de Almanya’da bir kayıt yapmaya karar verdiler.

Ancak bir salgın söz konusuydu ve Almanya’ya gidemediler. Cem de tek başına Köln’e gitti. Apaşlar’dan sonra buraya ilk kez geliyordu ve yalnızdı. Ve Apaşlar’dan sonra da müziğe ara vermişti doğrusu. Bir yandan da maddi kaygı taşımadan müzik yapmak istiyordu. Burada artık tanışık olduğu Ferdy Klein Orkestrası ile kendi besteleri ve gözünün bebeği Anadolu türkülerini içeren, 4 tane 45’lik kaydetti.

Kendini daha iyi hissediyordu. Kasım 1970’te ise, bu kez Kardaşlar ile birlikte “Dadaloğlu / Kalender” 45’liğini çıkardılar. İstediği gibi siyasi müzik yapmaya başlayabilmişti. Bir başka hit şarkısı da bu 45’lik üzerine “Dadaloğlu” oldu. Bu türkü aynı zamanda onun solda durduğunun bir göstergesiydi.

Siyasi müzik yapmaktan hoşnuttu belki; ama bir yandan acı yanları da vardı. 1971 Mart’ta, Trabzon’da verdiği bir konser sırasında 3 bomba patladı. Kimse ölmemişti; ama 30 kişi yaralanmıştı. 1971’de, grupça dört 45’lik daha çıkardılar.

1972, Cem için güzel başladı. Çünkü Hey Dergisi, onu “1971’in En İyi Erkek Şarkıcısı” seçmişti. Ardından Hey ile bir turneye de katıldı. Yıl güzel başlamıştı, evet; ama bu kez de grubun gitaristi Seyhan Karabay ile baş gösteren anlaşmazlıklar Cem’i, Kardaşlar’dan ayrılığa sürükledi. Sonra da ilginç bir takas gerçekleşti. Döneminin Anadolu Rock’ta güçlü ismi Moğollar, Cem Karaca ile birleşmişti ki, Moğollar ile anlaşamayan Ersen Dinleten de, Kardaşlar’a geçti…

Moğollar ve Namus Belası’nın hikayesi

Cem, Moğollar’a, 1972 Ekim’de dahil oldu. Hızlı bir şekilde çalışmaya başlamışlardı. Bir ay sonra Hey dergisi için verdikleri bir konser için sahnedeydiler. Başarılı bir grafik çiziyorlardı. Yıl sonunda Milliyet’in anketinde Cem Karaca “En İyi Erkek Şarkıcı” kategorisinde ikinci olurken, Moğollar da “En İyi Yerli Grup” seçilmişti. Hey dergisinin anketine göre ise, Cem Karaca da, Moğollar da alanında liste başıydı.

Cem, Moğollar ile 1973’te, “Obur Dünya / El Çek Tabip” 45’liğini çıkardı. Evet, başarılılardı; ama 1974’teki “Namus Belası / Gurbet” 45’liği kadar değil. Yok satmıştı. Özellikle Namus Belası, Cem Karaca’nın hit şarkıları hanesine altın harflerle yazıldı.

Şarkı çok sevilmişti ve belli ki bunun sebebi hikayesinin gerçekliğindeydi. Plak çıkıp da bir patlama yaşadığında Hey dergisi, şarkıyı bir çizgi roman olarak yayınlamış ve “Pop müziğin namusunu yine Cem Karaca kurtardı” diyerek övmüştü. Cem Karaca ise, daha sonra bir sohbeti sırasında bu şarkıyı yazdığına pişman olduğunu dillendirecekti. Çünkü şarkı, sevdiği kadına tecavüz edildiğini öğrenen bir askerin, askerden kaçarak sevdiğinin tecavüzcüsünü öldürüşünün hikayesini anlatıyordu. Müziği ne kadar coşkulu olsa da, bu acının kükreyen sesiydi…

Moğollar, gerçek bir başarı ile yürüdükleri adımlarıyla, gerçek sesler getiriyordu ki, her güzel şeyin bir sona kavuşacağı gerçeği yine gün yüzüne çıktı. Evet, plakları ülkede büyük ses getirmişti; ama Cahit Berkay, Moğollar’a uluslararası bir kimlik kazandırmak istiyor ve bunun için de Fransa’ya gitmenin doğru olacağını düşünüyordu. Cem Karaca’nın hayatında Moğollar devri de, işte bu karar ile kapandı…

Dervişan grubu ve Tamirci Çırağı fırtınası

Cahit Berkay’ın kararı karşısında Cem gruptan ayrılmıştı. Önce Fransa’ya gitmeden Moğollar’ın üyelerinden Mithat Danışan ve Turhan Yükseler ile “Karabasan” adını verdikleri, ömrü pek uzun süremeyecek bir grup kurdu. 1974 Mart’ta da hayatında yeni bir dönem açacak Dervişan grubunu kurdu. İlk kez Kıbrıs Harekatı’ndan sonra Hava Kuvvetleri’ne yardım konserinde seyircisiyle buluştular.

1975 Şubat’ta, Cem Karaca hitleri arasına onunla özdeşleşen Tamirci Çırağı yazıldı. “İşçisin sen, işçi kal!” diye güçlü sesiyle söylediği şarkısı ile siyasi duruşunun da bir kez daha üstünü çiziyor, konserlerinde ne zaman bu şarkıyı söyleyecek olsa, sahneye işçi tulumu giyerek çıkıyordu. Sadece başarılı bir müzik kariyeri çizmiyor, bir yandan da siyasi bir figüre dönüşüyordu…

Yıl bitmeden, Hey dergisi Cem Karaca’yı bir kez daha “En İyi Erkek Şarkıcı” seçti. 1975’in sonuna gelindiğinde Dervişan, “Mutlaka Yavrum / Kavgam” 45’liğini çıkardı. “Mutlaka Yavrum” şarkısı, Filistin Kurtuluş Örgütü için hazırlanmıştı. Ayrıca yine bu şarkının bir de İngilizce ve Arapça versiyonları vardı; yayınlanmamıştı. 1976’ya girildiğinde, “Kavga” şarkısı, TRT’de yayınlanacakken, herhangi bir sebep gösterilmeden yayın programından çıkarıldı.

1977’ye geldiğimizde Cem Karaca, artık kesinlikle bir siyasi figür olarak yer buluyordu. Yine tatsızlıklar baş gösterdi. Urfa’da verdikleri bir konserin ardından Dervişan grubunun gitaristi Taner Öngür ve bateristi Sefa UIaştır, saldırıya uğramıştı. Öngür, bu olay hasebiyle gruptan ayrılma kararı aldı.

Bu tatsızlık karşısında moralleri bozulsa da, yollarına yine müzikle devam ettiler. Cem Karaca, tamamı kendi besteleri ve ünlü şairlerin şiirlerini içeren yeni şarkılardan oluşan ilk uzunçaları “Yoksulluk Kader Olamaz”ı, yıl bitmeden piyasaya sürdü. Dervişan ile de 1978 başlarken yayınladıkları “1 Mayıs” plağının ardından yollarını ayırdı…

12 Eylül dönemi

Cem, Dervişan’dan ayrılışının ardından yeni bir grup kurmak için kolları sıvadı. Genel olarak Kurtalan Ekspres grubu üyelerinden müzisyenlerle bir araya gelerek bir grup kurdu. Grubun ismi olarak da Türkiye’nin iki ucu olan Edirne ve Ardahan’ı birleştirmeyi düşünmüş, “Edirdahan” demişti. Ancak Kurtalan Ekspres’ten gelen üyeler, 20 gün sonra tekrar gruplarına dönmeye karar verdiler. Cem de gruba yeni üyeler dahil etti.

Edirdahan ile sadece 1978’de bir tekli kaydedecek kadar çalıştılar. Safinaz adını verdikleri bu plak, Türkiye’de daha önce denenmemiş bir çalışmaydı. Alt sınıftan Safinaz adından bir kızın kötü yola düşmesini anlattıkları bu plakta, 18 dakikalık bir rock opera kaydı çalışmışlardı. Teklinin diğer şarkıları ise, Nazım Hikmet ve Ahmed Arif şiirlerinin besteleriydi.

1979’da, Cem Karaca, Londra’da dünyaca ünlü Rainbow Arena’da, konser vererek kariyeri adına enfes bir başarıya imza atmıştı. Aynı dönemde grup da dağılınca, Cem Karaca, uzun bir zaman sonra ilk kez bir grubu olmadan çalışmaya başladı.

Babasının cenazesine katılamadı

Cem Karaca’nın 1978’de kaydettiği “1 Mayıs” plağı, Sıkıyönetim Mahkemesi tarafından, 1980 Mart’ta, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle, şarkının bestekarı Sarper Özsan ve plak şirketinin sahibi Ali Avaz ile birlikte yargılanmaya başladı. Hakkında açılan bu davada, kesin ceza alacağı düşünülüyordu. O da Almanya’ya gitmeye karar verdi. Bu kez ülkesinden müzik dışında bir sebeple ayrılıyordu.

Almanya’ya gitmişti. 7 Nisan’da babasının ölüm haberi ile sarsıldı. Ancak bir yandan Avrupa turnesi başlamış, bir yandan da davası devam ediyordu. Cem Karaca, bu dava süreci şartlarında babasının cenazesine katılamadı. Bir yandan da albüm çalışmaları yapıyordu. Çoğunu Nazım Hikmet şiirlerinin bestelerinden oluşturduğu albümüne, “Hasret” adını verdi.

Almanya dönemi

Cem Karaca, hala Almanya’daydı ve uzun bir süre de dönemeyecekti.

12 Eylül darbesinden sonra Sıkıyönetim Mahkemesi, “Selda Bağcan, Melike Demirağ, Sema Poyraz ve Şanar Yurdatapan” ile birlikte yurda çağrılanlar arasında Cem Karaca da vardı. Yurda dönüş için onlara 13 Mart 1981 tarihine kadar süre tanındığı da bildirilmişti. Cem de ek süre talebinde bulundu. Mahkeme, kendisine 15 Temmuz 1982’ye kadar ek süre verildiyse de, Cem, daha sonra Türkiye’ye dönmeyeceğini bildirdi. Kararlaştırılan süre doldu. 6 Oca 1983’te ise, hakkında Türk vatandaşlığında çıkartılma kararı alındı; Yılmaz Güney ile aynı günde vatandaşlıktan çıkartıldılar.

Elbette bu durum onu oldukça sarsmıştı. Kendini yine müziğe verdi. Almanya’daki müzisyen arkadaşı Fehiman Uğurdemir ile 1982’de, buram buram hasret kokan, “Oğluma”, “Aalamanya Berbadı” ve “Bekle Beni” şarkılarını içeren “Bekle Beni” albümünü yayınladı. Oğlu Emrah ile sadece telefon ve mektupla görüşebiliyor olmak, ona, “Oğluma” şarkısını yazdırmıştı. Ve 8 yıl, böyle, telefonla, mektupla geçecekti. Yine de “Bekle beni” diyordu, “Bekle beni, geleceğim”…

Bekle Beni albümü, vatandaşlıktan çıkarıldığı için özellikle Türk medyasında pek yer almadı. Haliyle çok fazla bilinmedi. 1984’te bir albüm daha çıkardı: Alman oyun yazarları Henry Böseke ve Martin Burket tarafından göçmen Türklerin, Almanya’da yaşadığı güçlükleri anlatan Die Kanaken! Bu kez tüm şarkılar Almancaydı, albümde bir tane Türkçe şarkı söylemişti. Albüm, daha sonra bir tiyatro oyununa da çevrildi.

Türkiye’ye döndü

Almanya’da müzik yapıyordu, evet; ama ülkesinin hasreti de içinde giderek büyüyordu. 1985’te arkadaşı Mehmet Barı’yı aracı ederek dönemin başbakanı Turgut Özal’a, ülkeye geri dönme isteğini bildirdi. O dönem Münih’e gelen Özal ile bizzat konuşarak kendini ifade etti. Özal’ın karşılığı olumlu olduğunda da hemen hukuki işlemler başladı. Yıl bitmeden vatandaşlıktan çıkarılmasına sebep olan davadan beraat etmişti. Ülkesine dönememişti belki henüz; ama ülkesi ona koşarak gelmiş gibi hissediyordu. 1987’de, hakkındaki gıyabi tutuklanma kararı da kaldırılınca, Cem Karaca, 29 Haziran 1987’de, ait olduğu yere döndü…

Döner dönmez müzik çalışmalarına da başladı tabii. Aynı yıl çıkardığı ilk albümüne, “Merhaba Gençler ve Her Zaman Genç Kalanlar” adını verdi. Bu, kalpten gelen bir selamlamaydı. Selamına karşılık da geldi. Albümü, yılın en çok satan albümleri arasına girdi.

Hala TRT yasağı devam ediyordu. Ama 1988’de çıkardığı “Töre” albümünden sonra, TRT ekranlarına da çıkmaya başlamıştı…

Albümdeki şarkılardan biri olan “33 Kurşun”, Ahmed Arif’in şiiriydi. Ve bu şarkı, ezan ile başlıyordu…

90’larda Cem Karaca

90’larda, Cem Karaca, arkadaşları Cahit Berkay ve Uğur Dikmen ile müzikal bir ortaklık kurdu ve bu ortaklıktan, “Yiyin Efendiler” albümü doğdu. Kendisine “dönek” diyenlere de “Oh be” şarkısıyla cevap veriyordu:

“Ben döneksem döndüm diye memleketime,

Döndüm baba, döndüm işte,

Oh be!”

Artık daha uzun soluklu bakıyordu ülkesinde müzik yapmaya. Hız kesmeden çalışmaya devam etti. 21 Temmuz 1990’da, Kahya Yahya ile sevenleri karşısındaydı. Sözlerini kendisinin yazdığı, bestesini ise, Cahit Berkay’ın yaptığı bu şarkı, Cem Karaca’ya Altın Güvercin getirdi.

22 Temmuz 1992’de de, annesinin ölümüyle sarsıldı. Şükürler olsun ki, son yolculuğunda onu uğurlayabilmişti.

Müzik çalışmaları da bir yandan devam ediyordu. Yıl bitmeden, yine aynı ekiple ikinci çalışmaları “Nerde Kalmıştık?”ı yayınladı. Böylece hit şarkıları hanesine yenilerini eklemeye de başlamış oldu. “Islak Islak” ve “Raptiye Rap Rap” çok beğenilmişti.

Cem Karaca TV’de

Nerde Kalmıştık albümünün ardından Cem Karaca, bir süre müzik yapmadı. 1994’te de TRT’de “Raptiye” adlı bir program yaptı. 1995’te, Flash TV’de Cem Karaca Show, 1996’da ise, Efendime Söyleyeyim ile seyircisini karşıladı. Bir yandan da kendini müzikle bağdaşan yardımlara adamıştı. 1995’te, bir sanatçı grubu ile savaş sonrası Bosnalılara destek olmak için Bosna-Hersek’e gitti.

Müziğe geri döndü

Aslında geri döndü demek doğru bir tabir olmayabilir. Çünkü Cem Karaca müzikten hiç kopmamıştı. Sadece aktif olarak çalışmalarda bulunmuyordu. Ama 1997’de vizyona giren Ağır Roman filmi için yeniden seslendirdiği “Resimdeki Gözyaşları” ile müziğe afilli bir dönüş yaptı. Filmin ana müziği olan bu şarkı ile Cem Karaca, yeniden müzik piyasasındaydı. Hatta ona söylemeden eski plak şirketi, “The Best of Cem Karaca” serisini piyasaya sürmüştü bile…

Hayatının mayası neyse, ancak o yönden tutardı yolu. 1999’da, Cahit Berkay, Uğur Dikmen, Engin Yörükoğlu ve Ahmet Güvenç’in de desteğiyle, Cem Karaca, “Bindik Bir Alamete” adını verdiği albümü çıkardı. Maya sağlamdı…

Film müzikleri konusunda aranan bir sesti artık. 2000’de oyuncu olarak da bulunduğu Kahpe Bizans’ta, sesiyle de var oldu. bu film için de, Apaşlar grubu döneminde Dede Korkut’tan esinlenip Sadık Bütünay ile kaydettiği; ama yayınlamadığı şarkıları şimdi söylemişti.

Hayatın ona tanıdığı zaman daralıyordu…

Cem Karaca öldü

Cem Karaca, 8 Şubat 2004 sabahı, solumum ve kalp yetmezliği sonucu bir kalp krizi geçirdi. Kaldırıldığı Bakırköy Acıbadem Hastanesi’nde, hayata gözlerini kapadı. Her şey bir anda sessizliğe bürünmüş gibiydi. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilen cansız bedeni, vasiyeti üzerine, tekbirlerle uğurlandı…

Sesinden kalan, daha önce duymadığımız şarkılar da, ölümünden sonrasına kalmıştı…

Sesinden son şarkılar

2001 Şubat’ta, Murat Töz, Barı Göker ve Cengiz Tuncer ile sahne almaya başladı. Mayıs’ta ise, Barış Manço’nun ölümü ile vokalistsiz kalan Kurtalan Ekspres’e dahil oldu. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu konserlerinde sahnedeydiler…

2002’de, yine bir grup kurmaya karar verdi. “Yol Arkadaşları” adını verdi. Ölümünden önce kaydettiği son şarkılarını ise, biz ancak ölümünden sonra dinleyecektik…

2004’te ölmeden 10 gün önce Mahsun Kırmızıgül ile “Hayat Ne Garip” şarkısını kaydetmişlerdi. Kırmızıgül, şarkıyı 2005 Mayıs’ta “Sarı Sarı” albümünde yayınladı. Klibinde ise, ikilinin stüdyodaki görüntüleri kullanıldı. Ama bundan da önce, “Hayvan Terli” teklisi çıkmıştı. Mehmet Eryılmaz’ın bu şarkısına, Cem Karaca’nın bir bar programında şarkıyı söylerkenki görüntüleriyle klip çekildi.

2005 Haziran’da, Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı şarkıların yeni yorumlarından oluşan “Söz Vermiş Şarkılar” albümünde, Cem Karaca’nın da, Yeni Türkü’nün “Göç Yolları” şarkısının yorumu vardı.

Yine 2005 bitmeden Edip Akbayram, Teoman, Manga, Haluk Leventy, Suavi, Deniz Seki, Yavuz Bingöl, Volkan Konak, Tuğrul Arseven ve Ayhan Yener bir araya gelerek Cem Karaca şarkılarını yorumladıkları albüme, “Mutlaka Yavrum” adını verdiler. Albüme bir de Cem Karaca’nın söylediği, ancak daha önce yayınlanmamış bir İngilizce şarkıyı da dahil etmişlerdi…

Cem Karaca, müzikten hiç vazgeçmeden yürüdüğü yolu, ardında bıraktığı şarkılarla sonlandırdı. O gür sesinden dinlediğimiz şarkılarla, şiirlerle bir Cem Karaca geçti bu dünyadan…

İyi ki...

Damla Karakuş/ensonhaber

Bu haber toplam 884 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.