1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. CHP bildirisindeki 'ayrıntı'
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

CHP bildirisindeki 'ayrıntı'

A+A-

Cuma gecesi Samanyolu Haber TV'de (S Haber) katıldığım Derin Bakış adlı programda AKP ile PKK'nın yaptığı müzakereyi ele aldık. Gültekin Avcı'nın sunduğu programda, "Herkes AKP'nin Kürt Sorunu'nu çözmesini bekliyor. Peki bu nasıl olacak? Uludere katliamından sorumlu olan ve sorumlularının yargılanmasını engelleyen hükümet mi bu sorunu çözecek?'' dedim.

CHP YİNE GÜNAH KEÇİSİ!

Akit Yazarı Serdar Arseven, konuşmamın devamında AKP'nin Uludere katliamındaki rolünü hatırlatmam karşısında sinirlendi. Ve her zaman olduğu gibi, sözü CHP'ye getirdi. CHP'li Onur Öymen'in Uludere katliamını savunduğunu iddia etti. Arseven'e "Öymen'in böyle bir demeci yok. Uludere katliamı CHP döneminde değil AKP döneminde yapıldı'' dedim. Neyse ki; o sırada CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen yayına bağlandı ve Uludere katliamı sonrası yaptığı açıklamaları dile getirdi. Böylece, Öymen'in şahsında CHP bir kez daha günah keçisi olmaktan kurtuldu!

O programda, Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının Uludere katliamı sonrası bölgeye gittiklerini ve kendilerine polis eskortu dahi verilmediğini anlattım. Ancak ne ilginç ki; söz yine döndü dolaştı ve CHP'nin Kürt Sorunu'nun çözümü önünde engel olduğuna geldi.

BAŞBAKAN: CHP'YLE VAKİT KAYBETMEM

Cuma gecesi yayınlanan programda, "CHP hangi çözüme engel olmuş? Kim neyi çözmüş de CHP karşısında durmuş?" diye sordum. Ardından da ekledim:

"Kılıçdaroğlu'nu birçok konuda eleştirmeme rağmen, Kürt Sorunu'nun çözümüne ilişkin tavrını doğru ve samimi buluyorum. Siyasi risk alarak adımlar atıyor. Başbakan Erdoğan ise bu adımlara karşı (CHP'yle kaybedecek vaktim yok) karşılığını veriyor. Başbakan'ın bu diliyle mi Kürt Sorunu çözülecek?"

AKP OYALIYOR

S Haber'deki Derin Bakış adlı programda Kılıçdaroğlu'nun adına "Çözüm Süreci" denilen politikaya "kredi açması''nın da yine iktidar tarafından tepkiyle karşılandığını hatırlattım. Başbakan Erdoğan'ın "Ne kredisi, sizin kendiniz krediye muhtaçsınız'' sözünün çözümden değil, çatışmanın sürmesinden yana bir tavır olduğunu dile getirdim.

Programın sonunda ise AKP'nin Kürt sorununu çözme yeteneğinin olmadığını, yerel - genel ve cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi zaman kazanmaya çalıştığını belirttim. Buna kanıt olarak da Beşir Atalay'ın Bugün Gazetesi'ne verdiği demeci gösterdim. Atalay'ın çarşamba günü "Sorunu iki sene içinde çözeriz'' dediğini hatırlattıktan sonra şu ifadeyi kullandım:

ERDOĞAN'IN DERDİ DİKTATORYA

"Atalay'ın işaret ettiği iki seneye bakın... İki sene içinde, yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimi var. AKP bu iki seneyi kazasız belasız atlatmak ve Erdoğan'ı diktatoryaya götürecek başkanlık sistemini kurmak istiyor. Kürtler ve demokratik kamuoyu çözüm adı altında oyalanıyor.''

AKP NE DÜŞÜNÜYOR, BİLMİYORUZ...

Programda, CHP'yi çözümün önünde engel olarak sunmanın doğru olmadığına işaret ettim. CHP'nin iktidarda olmadığını hatırlattıktan sonra, sorumluluğun AKP'de olduğunun altını çizdim. AKP'nin Kürt Sorunu'nun çözümü için ''kalıcı'' bir projesinin olmadığını söyledim. AKP iktidarının, Kürt yurttaşların sosyo-ekonomik ve kültürel haklarına ilişkin ne düşündüğünü bilmediğimizi dile getirdim. Bu konuda, AKP'nin bir ''yol haritası'' koyması gerektiğini ifade ettim. Zira; kamuoyunda AKP sanki sorunu çözüyor, CHP ise buna engel oluyormuş gibi bir hava var!

Oysa ki; bu külliyen yalan! AKP bugüne dek, Kürt sorunun çözümüne ilişkin hiçbir şey söylemedi. CHP ise buna rağmen ''günah keçisi'' ilan edilmeye çalışıldı. Halbuki; konuşması gereken AKP'ydi. AKP şu sıralar sessizliği tercih ederken, herkes CHP'nin konuşmasını istiyor. CHP sanki iktidardaymış gibi bir hava yaratılıyor.

KILIÇDAROĞLU'NUN TAVRI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, cumartesi günü bizzat kaleme aldığı Parti Meclisi bildirisinde bu haksız tutuma karşı net bir tavır aldı. PM bildirisinde yer alan "Bazı çevrelerin CHP’yi suskunlukla suçlamaları abesle iştigaldir" cümlesi, yukarıda anlattıklarımızı özetleyen net bir ifade oldu.

PM bildirisinde benim dikkatimi çeken en önemli ifade ise şuydu:

''Halkımızın yüksek kardeşlik duygularından ve birbirine olan derin bağlılığından beslenen barış ve çözüm beklentilerinin yeni hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmaması için, Sayın Başbakan’ı sorumlulukları konusunda bir kez daha uyarma ihtiyacı doğmuştur.

O AYRINTI: DEVLETİN BİLGİSİ YOK

Bu zorunlu uyarma, Sayın Başbakan’ın kendisi, ortaklık yaptığı muhatabı ve birkaç arkadaşı dışındaki toplumun hiçbir kesiminin ve devletin hiçbir kurumunun bilgi sahibi olmadığı ve amacının barış olduğuna dair şüphelerin bile derinleştiği bir sürecin doğal sonucudur."

GÜL'LE YAPILAN GÖRÜŞME SONRASI

Kılıçdaroğlu, kaleme aldığı bildiride adına Çözüm Süreci denilen politikadan, "devletin hiçbir kurumunun bilgi sahibi olmadığı''nı söylüyor. Bu bildirinin ve tespitin, Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından net bir şekilde dile getirilmesi, CHP'nin aldığı pozisyonun kaynağını da işaret ediyor.

Bilindiği üzere, Kılıçdaroğlu geride bıraktığımız hafta milletvekilleriyle basına kapalı bir görüşme gerçekleştirmiş ve orada yaptığı konuşmada "MİT'in terör örgütü ile görüşme yetkisi yok. MİT'e bu konuda MGK tarafından yetki verilip verilmediğini bilmiyoruz'' demişti.

SORUNUN CEVABINI ÖĞRENDİ

Kılıçdaroğlu belli ki; bu konuşmadan birgün sonra görüştüğü Cumhurbaşkanı Gül'den bu sorunun cevabını aldı! Çözüm Süreci adı verilen politikadan "Devletin hiçbir kurumunun bilgi sahibi olmadığı'' sonucuna da görüşme sonrası vardı.

Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu'nun kaleme aldığı bildirinin, CHP'nin önümüzdeki süreçte izleyeceği yol haritasının temel taşları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kılıçdaroğlu, AKP'nin PKK ile tehlikeli bir oyuna girdiğini görüyor ve bu yüzden iktidarı ''Türkiye adına'' uyarıyor! Zira; beklenti yaratılan ancak hayal kırıklığıyla sona eren bir sürecin, sorunları içinden çıkılmaz bir hale getireceğini söylüyor.

Kılıçdaroğlu aynı bildiride, AKP'nin seçimler öncesi kamuoyunu oyaladığının altını da çiziyor. Satır aralarında dile getirilen bu süreç, Kılıçdaroğlu'nun süreci doğru okuduğunu gösteriyor.

CHP'NİN POZİSYONU

Birçok konuda kendisini eleştirmemize rağmen, Kılıçdaroğlu Anayasa'ya ilişkin yapılan çalışmalarda da doğru bir noktada duruyor.

CHP'li birçok politikacı, partilerinin anayasa masasından bir an önce kalkmasını istiyor! Doğrusu, bu talebi bir türlü anlayamıyorum... Bir hafta önce katıldığım bir radyo programında "Masadan kalkan kaybeder'' demiştim. Yine aynı düşünüyorum.

MASADAN KALKAN KAYBEDER

CHP, Anayasa Uzlaşma Komisyonu Masası'na oturduktan sonra süreci sonuna kadar zorlamalıdır. Çünkü; masadan kalkacak ve kaybedecek olan AKP'dir!

Süreç, AKP'nin Türkiye'nin sorunlarını çözecek bir anayasa yapmak istemediğini gösterdi. AKP'nin yeni bir anayasa derdinin olmadığını, 2011 yılının haziran ayında CNN Türk'te yayınlanan Tarafsız Bölge programında söylemiştim. O gün söylediğim, şimdi gerçekleşiyor. AKP iktidarı, Tayyip Erdoğan'a ''Başkanlık'' yolunu açacak bir anayasanın peşinde koşuyor. Yapılan tüm anketler ise halkın Başkanlık sistemine onay vermediğini gösteriyor.

ACELEYE GEREK YOK

Böyle bir konjonktürde masadan kalkmak, AKP'ye büyük bir demagoji fırsatı verecek ve AKP'ciler, ''CHP darbe anayasasının kalmasını istiyor'' demagojisi yapacaktır. Buna izin vermek, CHP'yi yerel ve genel seçimde felakete götürür...

CHP bu bağlamda sakin olmalı ve masadan AKP'nin kalkmasını beklemelidir. Anayasa Uzlaşma Komisyonu'nca yapılan protokol açık ve netken, CHP'lilerin ikide bir "Masadan kalkalım'' demesi gereksiz ve anlamsızdır. Protokol, tüm maddelerin geçmesi için "dört partinin uzlaşmasının şart olduğu''nu içeriyor. AKP'nin, diğer üç partinin onayı olmadan herhangi bir maddeyi geçiremeyeceği açıkken, bu telaş niye?

Sözün özü:

AKP DE BDP DE SAMİMİ DEĞİL

CHP, adına Çözüm Süreci denilen politikayı doğru okumaya başladı. CHP'liler biraz sakin olur ve futbolcuların deyimiyle "her topu göğsüne alma'' hastalığından kurtulursa, AKP ve BDP'nin samimiyetsizliği ortaya çıkacaktır. AKP de BDP de Kürt sorununu çözebilecek kapasiteye sahip değildir. BDP'nin oportünist olduğu ve ilkesiz davrandığı Uludere katliamı sonrası izlediği politikayla bir kez daha ortaya çıkmıştır. BDP, Uludere'nin medyatik şovunu yapmış, katillerin yargılanması konusundaki talebini ise unutmuştur! Bu konuda parmağını dahi kıpırdatmamaktadır.

PAKETLERİNE TOPLUMSAL DESTEK YOK

AKP'nin derdi ise çözüm değildir. Sorunların çözüldüğü bir Türkiye, AKP'nin varlık sebebini ortadan kaldırır. AKP sorunlardan beslenen ve bunları istismar ederek iktidarda kalan bir partidir. Adına Çözüm Süreci dedikleri politika da kendilerine ABD ve İsrail tarafından dayatıldığı için, iç dinamiklerin desteğini alabilmeleri mümkün değildir.

AKP'nin Anayasa'nın ilk dört maddesine dokunamayacak olması, güçsüzlüğünün en açık işaretidir.

Biraz sakin olmak ve süreci doğru okumak, AKP'nin inişinin hızlanmasını sağlayacaktır...

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 278 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.