1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. CHP hep dizini mi dövecek?
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

CHP hep dizini mi dövecek?

A+A-
Örgütü küçümser, eleştiriye kulağına tıkar ve ''Her şeyin en iyisini ben bilirim'' dersen, oturur hiç kimsenin sonuna kadar okumayacağı 550 sayfalık rapor yazmak zorunda kalırsın...

Gazetecilik zor zanaat... İlgilendiğiniz konuya hakim olabilmek için, kimi zaman sıkıcı sohbetlere katlanır, kimi zaman ise sayfalar dolusu raporlar, analizler okumuya mahkum olursunuz...

Ben de dün geceden beri bunu yapıyorum... Önümde, CHP MYK'nın yerel seçim sonrası hazırladığı 550 sayfalık bir rapor var. Rapor, cuma günü yapılacak olan Parti Meclisi toplantısında ele alınacak ve üzerinde tartışılacak. Doğrusunu söylemek gerekirse, PM üyelerinin bu raporu kaçıncı sayfada bırakacağını ya da  kimin sonuna dek okuyacağını merak ediyorum... Zira; "Şurada şunu yaptık, burada bunu yaptık'' demekten öteye geçmeyen bu rapor, CHPye önümüzdeki sürece / seçimlere ilişkin herhangi bir projeksiyon tutmuyor... Çözüm önerileri, genel geçer sözlerden öteye gitmiyor... 

2014 yılı Yerel Seçimi sürecinde genel başkan yardımcılıkları ile Kadın ve Gençlik Kolları'nın faaliyetlerinin sıralandığı raporda, beni ilgimi en çok Gökhan Günaydın'ın hazırladığı bölüm çekti... Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten ve Aday Belirleme Komisyonu'nun beş üyesinden biri olan Günaydın, seçime ilişkin sonucu altı maddede özetlemiş:

Günaydın, raporda seçimlerdeki oy dağılımını etkileyen 6 nedeni şöyle sıralamış:

1) Seçim yerel seçimden çok genel seçim ve hatta referandum özelliklerini taşıdı.

2) Seçmenin stratejik oy davranışları nedeniyle partiler arasındaki oy kayışları yaşandı.

3) Büyükşehir yasasının ortaya çıkardığı sonuçlar.

4) AKP’nin devlet olanaklarını kullanması ve kampanyaların finansmanındaki açık adaletsizlikler.

5) Belediyelerin başarılı veya başarısız geçmişleri.

6) Aday saptama konusundaki başarı veya başarısızlıklar.

Bu altı maddenin tamamı üzerine söylenecek çok şey var... Üstelik, seçim sonuçlarını sadece bu altı maddeye sığdırmak, bilimsel de değil, gerçekçi de... CHP MYK, bu altı maddede, kısacası "Her şey bizim dışımızda gelişti, bizim bir kabahatimiz yok'' diyor ve işin içinden sıyrılmaya çalışıyor... Günaydın'ın altı maddelik değerlendirmesi, aynı zamanda CHP'nin 2015 yılındaki genel seçimlerde başarısız olacağını da şimdiden söylüyor!

Nasıl mı?

CHP MYK raporunda, ''Seçim yerel seçimden çok genel seçim ve hatta referandum özelliklerini taşıdı'' deniliyor.

Bu noktada, CHP yönetimine bir gerçeği hatırlatmak zorundayız:

Seçimin karakterinin böyle olacağı ve AKP'nin CHP'yi ''siyasi tuzağa'' düşüreceği belliydi... Bunu belli ki sadece MYK anlamamış... Oysa ki; 17 Aralık operasyonundan hemen sonra, hem bu köşede, hem de katıldığım tüm TV programlarında CHP yönetimini en az on kez uyardım... CHP yönetimi hiç kimseyi dinlemediği ve "Her şeyin en iyisini biz biliriz'' dediği için, söylediklerimiz suya yazıldı...

Halbuki; 17 Aralık operasyonundan hemen sonra şunu söyledim:

"AKP, yolsuzluk operasyonlarının üstünü örtebilmek ve kitlesini kendilerine yönelik bir komplonun olduğuna inandırmak isteyecek. Bu yüzden, gölge bir düşman yaratılacak. Bu düşmanın adı da Fethullah Gülen Cemaati olacak. Böylece, Tayyip Erdoğan (Beni devirmek istiyorlar, yolsuzluk falan yok, bana komplo var) argümanını kullanarak, yerel seçimi genel seçim havasına sokacak. CHP sakın bu siyasi tuzağa düşmesin...''

CHP yönetimini, 17 Aralık'ın hemen sonrası uyarmamın hiçbir faydasının olmadığını görünce, sanırım 26 ya da 27 Aralık'ta konuyu bir kez daha gündeme getirdim. Halk TV'deki programda, "Erdoğan ve kurmayları yeni bir strateji belirledi. Kamuoyu bunu ilk kez bu programda duyacak. Erdoğan, bundan sonraki süreci (İstiklal Savaşı veriyoruz) başlığı altında götürecek'' dedim.

CHP'nin ne yapması gerektiğini de dilim döndüğünce özetledim: "CHP bu siyasi tuzağa düşmemelidir. Yolsuzluk ve hırsızlıklar anlatılmalı; ancak bu seçimin yerel seçim karakterini koruyacak bir çizgi izlenmelidir. Zira; CHP yerel seçimlerde oy geçişkenliğini artıran bir partidir. Seçim yerel seçim havasına sokulduğu taktirde, AKP'nin oyları düşecektir...''

Ne oldu?

Hiçbir şey... CHP MYK, tüm uyarılarımıza rağmen, tam da AKP'nin istediği üzere, yerel seçimi genel seçim havasına soktu... Erdoğan, basit bir seçimi, iktidarını sağlamlaştıracak bir atlama tahtasına çevirdi... Yerel seçim muhalefetin de katkılarıyla bir anda genel seçim karakterine dönüştürüldü. Tayyip Erdoğan, bu atmosferi kendi lehine kullandı...

Oysa ki; CHP uyarılarımıza kulak assa, verdiğimiz ''açık istihbarat''ı kullansa, üzerinde kafa yorma zahmetine katlansa  ve buna yönelik politika üretse, Erdoğan'ın işi çok zorlaşacaktı.

CHP'nin 550 sayfalık raporunda herşey var; ancak özeleştiri yok... CHP MYK, ''Biz örgütü küçümsedik, insanların duygularını hiçe saydık, motivasyonlarını kırdık, her şeyi ben bilirim dediğimiz için kaybettik'' demiyor... Peki ne diyor? "Her şey dışımızda gelişti...'' vs diyerek bilimsel karşılığı olmayan gerekçeler sıralıyor...

Örneğin, ''Büyükşehir Yasası'nın ortaya çıkardığı sonuçlar'' denilerek, köy nüfusunun kentlerdeki seçimde oy kullanmasının bir dezavantaja dünüştüğü söylenmek isteniyor. Peki; bu tespiti bir an için doğru olarak kabul edelim... Hemen ardından da şu soruyu soralım: 

"Bu yasa, yerel seçimlerden bir ay önce mı çıktı? Ya da çıktı da sizin mi haberiniz olmadı? Bakın o yasa, 2013 yılının başında ilan edildi. CHP bu tehlikeyi göremedi mi? Gördüyse, köylere ilişkin neden özel bir çalışma yürütmedi? Eskişehir'de Büyükerşen'in başardığı, Ordu'da neden başarılamadı? CHP neden önlem almadı?''

Sıralanan maddeler ne yazık ki; 2015'e ilişkin umutları da kırıyor... Bakın; üst üste konulan o altı madde, 2015 seçimlerinde de ''yürürlükte'' olacak... AKP, o güne kadar parçalanmazsa, devletin imkanlarını yine kullanacak, yine seçimi bir ''referandum'' havasına sokacak... CHP  aday gösterirken yine hatalar yapacak; vs...

Peki ne olacak, CHP ve CHP'liler hep dizini dövüp 500 sayfalık sıkıcı raporlar yazmak ve okumak zorunda mı kalacak?

Dünyanın en kolay işi; durum tespiti yapmaktır... Siyasi partiler kuşkusuz durum tespitinde bulunmak, bilimsel analizler yaptırmak ve buna göre politikalar üretmek zorundadır... CHP'nin raporu uzaktan bakıldığında insana ''ciddi bir çalışma'' havası veriyor ama okuduğunda büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor...

Ben o raporda, esaslı bir özeleştiri okumak ve gerçekçi bir ''yol haritası'' görmek isterdim...

Örneğin; o raporda, "Aday belirlenirken hangi hataların yapıldığı''nın samimiyetle irdelenmesini beklerdim. Mesela; "sağa açılma stratejisi''nin hangi sonucu verdiğinin analizini görmeyi isterdim... Ve CHP'nin ''sağa açılırken, solu kaybetme'' tehlikesinin farkına varıp varmadığını öğrenmeyi beklerdim...

Raporda bunlara ilişkin esaslı saptamalar yok...

Ben şimdi CHP'ye oy veren milyonlarca yurttaş gibi şunu merak ediyorum:

CHP genel seçimlere de aynı bakış açısıyla mı gidecek? "Sağdan oy alacağım'' sevdasıyla partinin kadrolarını biçecek, örgüte sırtını dönecek ve ''paraşütle vekil yapma dönemini'' daha ne kadar sürdürecek?

Şunu kimse yanlış anlamasın: CHP'nin sağ oylara talip olmasına sonuna kadar destek veriyorum... Kitle partisi tabii ki kamuoyunun en geniş kesimlerinden oy almaya çalışır... Bunda garipsenecek bir şey yok... Ancak; bunu yaparken, partinin nüvesini oluşturan gerçek tabanının yabancılaşmasına da izin vermez...

CHP tabanı; evet laiktir; bilime inanır, demokrasiyi içselleştirmiştir... Toplumun tümünü kucaklamayı, onlarla bir ve beraberce, huzur içinde yaşamayı ister... CHP tabanı, bu bağlamda Türkiye'nin çimentosudur... Ancak; kendisini var eden değerlerin dışlanmasına, değerlerinin yok edilmesine de izin vermez...

CHP tabanı, son dönemde bu duyguyu yaşamış, yöneticilerin başarısızlıkları da bunun üstüne gelmiş ve bu yüzden sandıkların ancak ve ancak yüzde kırkına sahip çıkabilmiştir.  Zira; CHP tabanı tepeden inme şeklinde aday yapılan ve "CHP'liler benimle alanda görünmesin'' diyen Sabri Erbakan özelinde bunun en çarpıcı  işaretini vermiştir... CHP, İstanbul'un Fatih İlçesi'nde, örgütü kırıp döktüğü, hırpaladığı ve yok saydığı için, 18 okulda ''sandık görevlisi'' dahi atayamamıştır...

İşte CHP'nin raporunda yer alan "sandıklardaki görevli sayısının düşüklüğü''nün sebebi buradadır. CHP MYK fotoğrafı çekiyor ama, fotoğrafın ardındaki gerçeği söylemiyor... Aday adaylarını seçimden dokuz ay önce karşı karşıya getiren, birbiriyle yarıştıran ve tüm enerjilerini bitiren yönetim, bu gerçeğin yarattığı tahribata hiç değinmiyor...

Bir başka mesele:

İstanbul Büyükşehir Adayı Mustafa Sarıgül, adeta ''örgüt içinde örgüt'' kurar gibi, yandaşlarını ''sarı atkılar''la miting meydanlarında dolaştırdı bütün seçim boyunca... Ben onlara "CHP'nin paralelleri'' diyorum... Örgütle bir türlü bütünleşmeyen, CHP kimliğini benimsemeyen ve seçim süresince ''Biz TDH'liyiz'' diye konuşan onlarca kişi, örgütün tüm motivasyonunu kırdı. Buna bir de Mustafa Sarıgül'ün medyaya ''yumruklama'' olarak geçen vakası eklendiğinde, oylar bir puan oranında düştü. Tüm anketler, "yumruk vakası''nın CHP'yi Türkiye genelinde bir puan geriye ittiğini gösteriyor...

Keza; aday adaylığı sürecinin uzaması, Sarıyer'de aday listesinin geç verilmesi sonrası başlayan tartışma, kırgınlık ve küskünlüklerin giderilememesi ve yanlış adayların seçime sokulması da  CHP'ye en az iki puan kaybettiren olgulardır.

Peki bunlar var mı raporda? Yok...

Peki o halde 550 sayfa ne yazdınız beyler; hanımlar...

Seçime 50 gün kala hiç toplanmayan, akıl yürütmesi yapmayan, gelişmeleri analiz etmeyen MYK, cuma günü 550 sayfalık raporu PM üyelerinin önüne koyacak ve "Bakın ne kadar ciddi çalıştık'' diyecek... Biz seçmenleri de ''Ne denli ciddi çalışmalar yaptıkları''na inandırmak isteyecek...

Hoş, CHP MYK'nın gerçekten biz seçmenleri ikna diye bir derdi var mı, ondan da şüpheliyim... Bir önceki yazımda da söylemiştim: CHP yönetimi, kendisine oy verenlerin, CHP'ye borçlu olduğunu sanıyor.. Bu yüzden de seçmenine ve tabanına hoyratça davranıyor... O yüzden eleştirilere kulak tıkanıyor, söylenenler duyulmuyor...

Bakın;  hem burada, hem Halk TV'de CHP yönetimini defalarca uyardık: AKP'nin sözde ulusalcıları da kullarak büyük bir yalan uydurduğunu, CHP'nin cemaat ile işbirliği yaptığı yalanını tekrar ettiğini söyledik... CHP yönetimi, bu uyarımıza da kulak asmadı ve yalanın önüne geçmedi...

Ne oldu?

CHP hem Trakya'da, hem de Ege'de bu yüzden oy kaybetti... Tunceli'nin kaybedilmesinin sebeplerinden biri de bu yalandır... CHP yönetimi AKP ve sözde ulusalcıların yaydığı bu yalana karşı hiçbir argüman üret(e)medi...

Evet, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu yerel seçimde gerçekten çok çalıştı... Ciddi bir performans gösterdi. AKP'nin yolsuzluk ve hırsızlıklarını teşhir etti. Ben olsam, aynısını yapardım... Yolsuzluk ve hırsızlıkları gündemden hiç düşürmezdim. Ki; AKP'nin en büyük oy kaybı, yolsuzluk tapelerinin topluma ulaşması sonrası yaşanmıştır. Kılıçdaroğlu'nun tavrı, bu noktada doğrudur. Ancak; eksik kalan yan; CHP'nin ''nasıl bir dünya vaad ettiği''dir... Toplum, CHP'ye kulak kabartmış, gençler ilk kez CHP'ye oy vermiş, ancak "tam olarak güvenmemiştir.'' CHP, Türkiye'yi yönetebileceğine ilişkin gerçekçi bir algı yaratamamıştır... CHP, nasıl bir dünya vaat ettiğini yeterince anlatamamıştır...

Seçim sürecinde, CHP'yi desteklediğim için, eleştirilerin dozunu düşürdüm... Bunu açıkça söylüyorum... CHP'ye açıktan destek de verdim... Alanda CHP adayları için oy da istedim... Zira; bu ülkeyi CHP'nin yönetmesi gerektiğine inanıyor ve bunu istiyorum...

Ancak; CHP yönetimi söylediklerimize kulağını tıkadı... Duymak istemedi; her eleştiriyi "saldırı'' gibi algıladı... Bu zayıflık göstergesidir; kendisine güvenmeyen kişi ya da topluluklar bu tür refleksler gösterir ve gelişime kapalı hale gelir...

Bugün CHP MYK da bu süreci yaşıyor... En basiti; eğilim yoklaması sürecinde yapılan hataları dile getirenlerin uyarıları dinlenmiş olsaydı, tablo daha farklı biçimlenirdi.

Demek ki; hiç kimseyi küçümsemeyecek, üyelerinin genel merkeze girişini yasaklamayacak, bilime inanacak, anketlere güvenecek ve ''Taban ne diyor?'' diye kulaklarını açacaksın...

CHP MYK, bugün ne yazık ki; ''tipik sovyet bürokratları''na dönüşmüş durumda...

Seçim gecesi telefonunu kapatan ve kayıplara karışan, sandık peşinde koşmayan, Seçim Kurulu önünde partilisiyle nöbet tutmayan CHP yöneticisini ne yapayım?

Hem Cumhurbaşkanlığı, hem de genel seçim süreci, CHP için önemli bir şanstır... CHP, bu süreci PM'de doğru analiz etmeli, katılımcılığı sağlamalı, tabanına da sürece katmanın yollarını bulmalıdır. "Belediye Meclis Üyeleri''nin bile Ankara'dan yazıldığı CHP, bu zihniyetle gittiği taktirde, 2015 yılında da kaybetmeye mahkumdur...

Bakın; AKP'yi çok zor günler bekliyor. Ekonomik ve siyasi kriz kapıya dayandı. Erdoğan'ın kişisel hırsı ve ikbal korkusu, Türkiye'yi yeni bir ateş çemberine sokacak. Türkiye bu tabloyu taşıyamaz. Ancak; CHP aynı mantıkla gider ve bildiğini okursa, AKP'den boşalacak alanı, türevi bir parti doldurur. Bize bu kez 550 değil, 1550 sayfalık raporları okumak düşer...

Çözüm mü:

CHP, seçmenin yüzde 75'inin tercih yaparken ''ekonomideki gidişat''a baktığını artık kabul etmek zorunda... CHP, ekonomiyi yönetebileceğine inandırdığı taktirde, zorlu bir eşik aşılacaktır.

CHP'li belediye başkanları, genel seçime hazırlanmalıdır. Genel seçimin başarısının bir yolu da yereldeki yönetimlerin başarısından geçmektedir. Hem bu, hem de gelecek yaz aylarında, hiçbir belediye başkanı tatile çıkmamalıdır... Belediye başkanları, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde, ''kendisi adaymış'' gibi çalıştırılmalıdır. Çalışmayan, tatile giden hemen disipline sevk edilmeli ve ihracı gerçekleştirilmelidir... Aynı şartlar, örgüt başkanları için de geçerli olmalıdır...

CHP yönetimi, her şeyden önce topluma güven vermenin yollarını aramalıdır... Bu sağlandığı taktirde, zorlu bir eşik daha aşılacaktır. CHP'li olduğu halde, "DSP'ye çalışan, BDP'ye oy atın'' diyenler, hemen ihraç edilmelidir. CHP bu tür maskaralıklara izin verdiği taktirde, alay konusu olmaktan kurtulamayacaktır.

Ve en önemlisi; CHP topluma yeni bir dünya vaad etmelidir... Herkesin kendisini güvencede hissettiği bir sistemin yaratılacağına toplum inandırılmak zorundadır.

"Cemaat'' kavramı daha özenli kullanılmalıdır. Zira; bu ülkede CHP'liler "Cemaat'' dediğinde  Fethullah Gülen ve sevenlerini işaret ediyor. Ancak; camiye giden yüzbinlerce insanın bir çoğu bizimle aynı bakış açısına sahip değil.. CHP'liler aslında Fethullah Gülen Hareketi'ni kast ederken, "camii cemaati'' ise CHP'nin kendileriyle sorunu olduğu hissine kapılıyor... Bu tür genellemeler, CHP'ye çok büyük zarar veriyor... Bunu herhangi bir camiye gittiğinizde dahi görebilirsiniz...

Son söz:

CHP, 550 sayfalık raporlar yazıp gerekçeler üretmek yerine, AKP'nin ayak oyunlarına rağmen belediyeleri kazanma başarısı gösteren örnekleri incelese, fazla söze gerek kalmayacak... Benim önerim, Ankara'nın Yenimahalle İlçesi'dir... CHP'nin birinci olduğu üç mahalle elinden alınmasına rağmen, AKP'ye yerel seçimde fark atan Fethi Yaşar, hem PM'ye hem de MYK'ya davet edilerek dinlenmelidir... Fethi Yaşar'ın başarı öyküsü, herkese ders olacak bir niteliktedir... Keza; İstanbul'un Beylikdüzü İlçesi'nin çiçeği burnundaki başkanı Ekrem İmamoğlu da başarı öyküsüne imza atan diğer bir isimdir... İmamoğlu'nun ekibiyle birlikte yarattığı başarı öyküsü, mutlaka irdelenmeli ve örgütlerle paylaşılmalıdır..

CHP'nin ''kendini sağa sola vurma''sına gerek yoktur...

Başarı için ne yapılması gerektiği ortadadır... Sosyal demokrasiye daha çok vurgu, özgürlükçü, eşitlikçi ve dayanışmacı bir anlayışı hakim kılmak, CHP'nin önündeki engelleri kaldıracaktır...

Bu yazı toplam 549 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.