1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. CHP lideri mazeret arıyor
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

CHP lideri mazeret arıyor

A+A-

CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimi Abdi İpekçi Spor Salonu'nda yapıldı. Mevcut İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı ile Ali Özcan'ın yarıştığı seçim, medyanın ilgi odağıydı; ancak halkın değildi! Medya günlerden bu yana seçimi tüm yönleriyle ele almasına rağmen, 11 bin kişilik salonda 3000 - 3500 kişi vardı. Koltuklar boştu. Bu yüzden, heyecan da yoktu, coşku da... Salon bir ara Kemal Kılıçdaroğlu'nun içeri girmesiyle birlikte dalgalandı. Bu dalga ise çabuk duruldu. CHP liderinin partililerini heyecanlandıramadığı görüldü. Heyecan eksikliği kongreye katılımın düşüklüğünden de belliydi. İstanbul'da CHP'ye oy veren 3 milyon kişiden sadece 3 bininin kongreye gelmiş olması, ''delege kavgası'' veren CHP MYK üyeleri açısından çıkarılması gereken derslerle doluydu.

Sadece MYK üyelerinin mi?

Tabii ki hayır! Ders çıkarması gereken birinci kişi; kuşkusuz ki Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Çok değil daha 11 ay önce Kazlıçeşme Meydanı'ndaki mitingde bir milyona yakın kişiyi alana çekmeyi başaran Kılıçdaroğlu, pazar günü İstanbul'da neden 3 bin kişiye seslenmek ve morali bozuk bir şekilde salondan ayrılmak zorunda kaldı? Kılıçdaroğlu bu sorunun cevabını CHP örgütlerine samimiyetle vermek zorundadır. Kılıçdaroğlu, halka neden güven veremediğinin ve umutları neden bu denli çabuk tükettiğinin hesabını vermelidir. 15 milyon insanın yaşadığı bir kentte, medyanın açık desteğine rağmen eğer iki adaylı il kongresine sadece 3 bin kişi geliyorsa, ''işler iyi gitmiyor'' demektir.

Bakın; size şimdi çok basit bir hesap yapacak ve Kılıçdaroğlu'nun CHP kadrolarını harekete geçiremediğini rakamlarla göstereceğim. Kılıçdaroğlu ''Hesap Uzmanı'' olduğu için, söylediklerimi anlayacaktır.

CHP'nin 13 Mayıs 2012 tarihi itibariyle, İstanbul'da görev alan tam 18.000 kadrosu var. Bu 18.000 kişinin dağılımı şöyle:

İstanbul'un her bir ilçesinde en az 400 mahalle delegesi var. Bu, 39 ilçede 15.600 delegenin olduğunu göstermektedir. 39 ilçenin 40'a yakın yönetim kurulu üyesi bulunuyor. Bunların toplamı 1560 kişi yapıyor. CHP'nin İstanbul'da 700'ün üstünde Belediye Meclis Üyesi var. Hatırı sayılır bir miktarda da İl Genel Meclis Üyesi... Bunların tamamını üst üste koyduğunuzda, 18 bin kişi yapıyor. Abdi İpekçi Spor Salonu'na ise tüm zorlamalara rağmen ne yazık ki; sadece 3 bin 3 bin beş yüz kişi geliyor. Oysa ki; çok değil, daha 2010 - 2011 yılında sadece 1 Mayıs gösterisine CHP bayrağı altında katılanların sayısı en az 15 bin kişiydi.

Bu tablo, CHP yönetiminin, daha birkaç ay önce masa başında yazdığı delegelerini bile mobilize edemediğini gösteriyor. Tablo, mazeretlerin arkasına sığınılamayacak kadar açıktır. CHP lideri, bu tablonun analizini yapmak yerine, kaybettiğini anlayan politikacılar gibi davranıyor ve mazeretlerin arkasına sığınıyor. Kılıçdaroğlu, başarısızlığını örtebilme adına, salonda bulunan CHP'lilere medyayı yuhalatıyor. "Türkiye'nin en önemli sorunu medyadır'' diyerek içi boş, ayakları yere basmayan ve gerçekçi olmayan sözde analizler yapıyor. CHP tabanı ise ne ilginçtir ki; içerikten yoksun bu konuşma karşısında heyecana kapılıyor. Salonda en çok bu sözler alkış alıyor. Belli ki; CHP tabanı da işlerin yolunda gitmediğini görüyor ve "başarısızlığın sorumlusu olarak" medyayı kendine kurban seçiyor.

Kılıçdaroğlu'nun bugün çok kızdığı ve "yalaka'' dediği medya, çok değil daha iki yıl önce Kılıçdaroğlu'na sonsuz kredi açmıştı. CHP'yi dizayn etmeye çalışan Zafer Mutlu, başta Milliyet Gazetesi olmak üzere, Vatan ve Radikal'i Kılıçdaroğlu'nun hizmetine sunmuştu. Habertürk Gazetesi, CHP'nin yüzde kırklara çıktığını söylediğinde, Kılıçdaroğlu medyadan şikayetçi değildi. Hürriyet Gazetesi, Kılıçdaroğlu'nun fotoğraflarını adeta bir poster gibi basıyordu. Fethullahçı Zaman Grubu, STV, S Haber ve Mehtap TV aracılığıyla Kılıçdaroğlu'na sınırsız destek veriyordu. Kılıçdaroğlu o zaman bunların hiçbirinden şikayet etmiyor, medyayı el üstünde tutuyordu.

Dedim ya; kaybetmeye başladığını gören siyasetçiler, başarısızlıklarını örtebilmek için kendilerine hayali bir düşman yaratırlar. Kılıçdaroğlu'nun ''hayali düşmanları'' da dün yaptığı konuşmayla belli oldu: Medya ve Parti İçi Kavga...

Kılıçdaroğlu, hiçbir şey söylemediği konuşmasında, sık sık "Bize CHP ne iş yapıyor, diye soruyorlar" dedi. Ardından da ne yaptıklarını anlattı. Uzun uzun, "Şurada şunu yaptık, burada bunu yaptık" dedi ve adeta savunmaya geçti. AKP'yi köşeye sıkıştırmak yerine, AKP'nin eleştirilerini yanıtladı. Uzun ve sıkıcı bir konuşmaydı. "Durun daha bitmedi" sözünü en az 15 kez tekrarladı. ''Merak ve ilgi yaratmaya'' çalıştı ama olmadı. Kılıçdaroğlu bu konuşmada güya ''kararlı bir lider'' havası da vermeye çalıştı. "Parti içinde kavgaya izin vermeyeceğim" gibi iç boş, samimi olmayan ve gerçeği yansıtmayan sözler etti.

CHP liderinin sorunu tam da bu zaten... O yüzden, AKP kongrelerini stadyumlara taşırken, CHP 11 bin kişilik salonu dolduramıyor. Çünkü; CHP lideri halka da partisinin tabanına da güven vermiyor. Seçmenler Kılıçdaroğlu'na inanmıyor. Bir düşünün; "Parti içinde kavgaya izin vermeyeceğim" diyen CHP lideri, kavgayı yaratan ana unsurları yanından ayırmıyor. Arkadaşının arabasını tekmeleten ve tekme atan E.T'ye parti kasasından altı bin lira yatıran yönetici, ''muteber kişi'' olarak ortada dolanıyor.

MYK'daki arkadaşının yöneteceği kongreye müdahale eden ve "X şahıs kongreyi yönetmesin" diye il başkanına baskı yapan kişi, Kılıçdaroğlu'nun sağ kolu olarak görev yapıyor. Bu ve bunun gibi yüzlerce rezalete rağmen, Kılıçdaroğlu popülizm yapıyor ve "Parti içi kavgaya izin vermeyeceğim" diyor. Parti içinde kavga çıkaran kişileri ise yanından ayırmıyor, onlara hala anlayamadığım sebeplerden dolayı teslim oluyor! Tüm bunlara rağmen, seçmenin ve parti tabanının da kendisine inanmasını ve güvenmesini bekliyor.

Kılıçdaroğlu, salonda yaptığı konuşmayla, MYK'daki arkadaşları aleyhine "yandaş medya"ya haber yaptıranların suçlarını örtmeye çalışıyor. Hangi arkadaşının, hangi gazeteye yalan - yanlış haberler yaptırdığını ve kimin kime komplo kurduğunu bilmesine rağmen, bunlara sesini çıkarmıyor. Sonra da bizlerin, yani CHP'ye oy verenlerin hala kendisine inanmasını ve güvenmesini bekliyor. MYK'da "Ben kimseyi desteklemiyorum" deyip "el altından" destek verdiği adaylar konusuna ise girmeye gerek bile görmüyorum...

İstanbul İl Başkanlığı seçimleri süreci bile, seçmenin Kılıçdaroğlu'na güvenmemesi için yeterli bir sebeptir. Kılıçdaroğlu, Oğuz Kaan Salıcı'nın karşısına çıkan tüm adaylara baskı yaparak ve yaptırarak geri çektirmiştir. Parti içi demokrasinin esamesi dahi okunmamıştır. Teslim olduğu yöneticileri, sırf kendi koltuklarını koruma adına Kılıçdaroğlu'nu da büyük bir felakete sürüklemiştir. Kılıçdaroğlu artık, parti tabanının yarısıyla kavgalıdır. Üstelik, koltukta henüz ikinci yılıdır. Bu iki yılda kendisine açılan kredileri tüketen ve yeni kredi bulamayan, bulamayacağını da anlayan Kılıçdaroğlu, koltuğunu koruyabilmek adına, yapılan her türlü hukuksuzluğa göz yumma yolunu seçmiştir. CHP artık adaletin olmadığı bir partidir. Parti tabanının yarısı dışlanmıştır. Kılıçdaroğlu ise "Küçük olsun benim olsun" anlayışına teslim olmuştur. Artık Kılıçdaroğlu'na da ''parti içi iktidar''ın yettiği ortaya çıkmıştır.

CHP'nin İstanbul İl Kongresi, benim de sınırsız destek verdiğim Yeni CHP'nin ölüm ilanıdır! Her anlamıyla ölüm ilanı... Katılımın sağlanamadığı, parti tabanının ilgi göstermediği bir kongrenin, başta İstanbul olmak üzere, Türkiye'ye verebileceği hiçbir şey yoktur. ''Partiyi Yeniden İnşa Süreci" olması gereken İstanbul Kongresi, Kılıçdaroğlu'nun lider olamadığının en basit göstergesidir. Kılıçdaroğlu, İstanbul Kongresi'nde halka iktidar vaat edememiş, popülizmin arkasına sığınmıştır. "Hayali düşman''larla zaman kazanmaya çalışmıştır. Kılıçdaroğlu'nun CHP liderliğini taşıyamadığı ve CHP Genel Başkanlığı makamını işgal ettiğinin bilincinde olmadığı görülmüştür. CHP genel başkanı, marjinal partilerin liderleri gibi konuşmuş ana muhalefet partisi lideri olamayacağını göstermiştir. Heyecan yaratmayan, ne diyeceği merak edilmeyen, ruhsuz, tatsız - tutsuz bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu, ne yazık ki gözlerimizin önünde eriyip gitmektedir. Eriyen ise sadece Kılıçdaroğlu değil, güzel bir Türkiye'ye olan inancımızdır...

Kılıçdaroğlu, yoldaşlık duygusu yaratmayan, arkadaşlarından bir çırpıda vazgeçebilen, konumunu koruyabilmek adına kendisine önerilen her şeyi kabul eden bir profil çizmektedir. Bu profilin ise güven duygusu yaratmayacağı ve kitleleri peşinden sürükleyemeyeceği gün gibi ortadadır.

Acı ama gerçek olan budur...

NOT: Çarşaf Liste uygulaması, Kılıçdaroğlu'nun bir lütfu değil, delegenin baskısı sonucu alınmış bir karardır. İki adaylı bir yarış olduğu için, Kılıçdaroğlu yönetimi, çarşaf liste uygulamasını yapmak zorunda kaldı. Erdoğan Toprak ile Nihad Matkap, cumartesi günü akşam saatlerine dek ''blok liste'' uygulanması için çaba gösterdi. İlçe başkanlarından imza alındı. Listeyi dizayn eden Gürsel Erol ile Oğuz Kaan Salıcı ise çarşaf liste uygulanmadığı taktirde, seçimin yapılamayacağını gördü. Ali Özcan'ın Kılıçdaroğlu ile yaptığı iki görüşme sonrası, çarşaf liste uygulamasına gidilmek zorunda kalındı. Özcan, Nihad Matkap'a da "Çarşaf olmadığı taktirde, yaşanacaklardan siz sorumlusunuz" dedi. Matkap bunun üzerine tavır değiştirmek zorunda kaldı.

Bu yazı toplam 566 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.