1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. CHP'nin enerjisi boşuna harcanmış!
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

CHP'nin enerjisi boşuna harcanmış!

A+A-

CHP'nin 34. Olağan Kurultayı'nın ikinci günü; gece geç saatlere dek Arena Spor Salonu'ndaydım. Parti Meclisi seçiminin sonuçlarını öğrenebilmek için, Divan Heyeti'nin toplantısının bitmesini bekliyordum. Saatler 03.00'ü gösterdiğinde, Altan Öymen başkanlığındaki heyet toplantı yaptığı odadan çıkıyordu. Öymen, kimin kaç oy aldığını liste haline getirmiş ve bu bilgilerin Çankaya İlçe Seçim Kurulu'na teslim edilmesini istemişti. 

Aslında prosedüre göre; İlçe Seçim Kurulu'nun seçim biter bitmez listeleri teslim alması ve bilgileri resmi kayıt haline getirmesi gerekiyordu. Ancak bu kez böyle olmadı. Divan, seçimde kimin kaç oy aldığını yazan tutanakları genel merkeze götürdü. İlçe Seçim Kurulu, tutanakları perşembe günü öğlen saatlerinde genel merkezden aldı. 

Bu notu bir kenara iliştirip yazıya koyduğum başlığın sebebine dönelim: 

Çarşamba gecesi Divan'ın toplantı yaptığı odanın önünde beklerken, Gençlik Kolları Üyesi bir grup partili de yanıma geldi. Gençlerle kurultay üzerine sohbet ediyor, muhtemelMYK'da kimlerin olabileceği üzerine söyleşiyorduk. Bu sırada, Divan üyeleri tek tek çıkmaya başladı. Gençlerden biri, Divan üyelerine "Erdoğan Toprak'ın düştüğü ve 3. yedek olduğu söyleniyor, doğru mu?" diye sordu. İl Başkanı olan ve Divan'da görev alan üye, "Doğru, Erdoğan Toprak PM'ye giremedi ve yedek 3 oldu" dedi. Aynı soruyu, içeriden biraz sonra çıkan başka bir heyet üyesine ben de yönelttim. Cevap aynıydı: "Toprak düştü. Düştüğünü Altan Öymen de söyledi. Yedek üçe yerleşti." Divan'da görev alan bir kadın üye de aynı cevabı verince, içimden "Peki bunca kavga, gürültüye, deleye baskıya ne gerek vardı?" düşüncesi geçti. 

Biliyorsunuz, Erdoğan Toprak, özellikle İstanbul'da yapılan delege seçimlerinde İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı'nın üzerinde inanılmaz bir baskı kurdu. Salıcı, pek de demokratik sayılamayacak bir seçim dönemine imza attı. Onlarca bölgede, mahalle delege seçimleri yapılmasına rağmen, sandık konulmadı. Bunu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu defalarca itiraf etmek zorunda kaldı. Divan üyeleri,"Toprak 303 oy aldı. Şu an yedek üye" deyince, gözlerimin önünden, İstanbul'da yaşanan sandık kavgaları geçti. Toprak, sırf yeniden PM ve MYK üyesi olabilmek adına, başta İstanbul olmak üzere birçok kentte parti örgütünün birbirine girmesine sebep olmuştu. Sonuç ise kocaman bir hiçti: 303 oy!

Bir süre önce katıldığım TV programlarında, "Toprak eğer örgütü baskı altına almasa, PM'ye seçilebilmesi mümkün değil" demiş, sözlerimi şöyle tamamlamıştım: "Bu yüzden örgütün üzerinde baskı kuruyor, kendisini seçeceğini düşündüğü kişileri delege yaptırtmaya çalışıyor."

Dediğim çıktı: Erdoğan Toprak, Kılıçdaroğlu'nun "en yakın adamı" görüntüsünü vererek ve elindeki ''Saymanlık''görevinin etki gücünü kullanarak parti örgütlerine hakim olmaya çalıştı. Kavgası "ideolojik" bir içerik taşısa ve CHP'yi "Atatürkçü, altı okun ilkelerine sıkı sıkıya bağlı" bir çizgiye çekme uğraşı olsa inanın ben de destek verirdim. Ancak; süreç içinde duyduklarım Toprak hakkında farklı düşünceler taşımama sebep oldu. 

Örneğin; parti bütçesinin genel seçimlerde neredeyse har vurup harman savrulması ve 54 trilyonun TV'lere harcanması kimseyi ikna etmiyor. Kılıçdaroğlu, buna ilişkin soruları hep geçiştirmeye çalışıyor. ''Dürüstlüğü'' ile tanınan Kılıçdaroğlu'nun Toprak hakkındaki eleştirileri duymazdan gelmeye çalışmasına ise anlam verilemiyor.

Bakın; genel seçim sürecinde CHP'nin mitinglerini organize etmek isteyen ve adı bende saklı olan bir şirketin ortağı,"CHP'yi anlayamıyorum'' başlıklı bir mail attı bana. Sonra bu kişiyi aradım ve konuştum. Şirket ortağının söylediği özetle şuydu: "CHP'nin 48 bin liraya mal olan mitinglerini 36 bin liraya yapmak istiyoruz. Bu işle ilgili olan Erdoğan Toprak teklifmizi değerlendirmiyor bile. Arada her miting için 12 bin liralık fark var. CHP 48 bin liraya yaptıracakmış mitingleri. Biz 12 bin lira eksiğine yapacağız. Toprak bize neden randevu vermiyor?"

Bunları duyduktan sonra, doğrusu Kılıçdaroğlu'nun bir adım atmasını bekledim. Durumu o dönem 2. adam olan Gürsel Tekin'e de aktardım. Tekin, şirket sahibini Ankara'ya çağırdı ve Erdoğan Toprak'la görüştürmek istedi. Toprak, buna rağmen randevu vermedi, fiyat teklifini içeren dosyayı ise almadı. Sekreteri bile, kendisine fiyat teklifi götüren kişinindosyasını alamayacağını söyledi. 

Seçim sonuçları açıklandığında, Toprak'ın 303 oy aldığı ve yedeklere düştüğü iddiasını duyunca hiç şaşırmadım. Parti örgütü, Toprak'ın kişisel kavganın dışında bir derdinin olmadığını belli ki biliyordu. Fethullah Gülen'in Bosna'daki okuluna CHP liderini götüren ve "Ecevit'i biz böyle başbakan yaptık" diyen Toprak, belli ki CHP'yi hiç tanımıyordu. Hasbelkader yöneticisi olduğu CHP'nin genlerine o denli yabancıydı ki; tabanın Gülen'le olan ilişkilerine vize vereceğini sanıyordu. Toprak, bu anlayışla hareket ettiği için delege gerekeni yaptı. Bosna gezisini organize eden Muhammed Çakmak ve geziye katılan Ayten Kayalıoğlu'nu da devre dışı bıraktı. Toprak ise buna rağmen, nasıl olduysa birden bire 53.sıradan 38. sıraya yükseldi. 

Ben bu yükselişte, Kılıçdaroğlu ile Altan Öymen'in sayımlar bittikten sonra perşembe günü saat 12.00'de yaptıkları görüşmenin zerre kadar payı olduğuna inanmıyorum.Kılıçdaroğlu da Öymen de kendilerini zan altında bırakacak bir girişimde bulunmazlar. Ancak; Toprak'ın 53'ten 38'e çıkması, bu seçimlerde hep karanlık bir nokta olarak kalacak.
En azından ben; Toprak'ın PM'ye seçilerek girdiğine hiçbir zaman ikna olmayacağım... 

Fethullah Gülen'i kızdırmamak için salona asılacak ''sol içerikli'' pankartlara karşı çıkan ve bu yüzden Gürsel Erol'la kavga eden Toprak, 303 oy alıp almadığına ilişkin tartışmadan önce şunu açıklamalı: 

Erdoğan Toprak, kurultayın koordinasyonu ile görevlendirilenGürsel Erol'la neden tartıştı ve "Faşizme geçit yok"sloganına neden karşı çıktı? 

"Faşizme geçit yok" sloganı Erdoğan Toprak'ı neden rahatsız etti? Salonun ''sol'' sembollerle donatılmak istenmesi, Toprak'ı neden rahatsız etti?

"Biz Ecevit'i böyle Başbakan yaptık'' diyen Toprak,cemaate yakın hangi isimleri PM'ye taşımak istedi? Gürsel Erol'un "Bu isimlerin CHP ile ne ilgisi var?" diye sorması üzerine hangi cevabı verdi? Cemaate yakın isimleri neden bizzat kendisi önermek yerine, parti yetkilileri aracılığıyla Kılıçdaroğlu'nu maniple etmeye çalıştı?

Kurultayın yükünü çeken isimlerden biri olan Gürsel Erol'u tanırım... Hataları ve eksikleri olmasına rağmen, Cumhuriyet'e sıkı sıkıya bağlı bir ailenin çocuğudur. Annesinin dedesi, Cumhuriyet'in kuruluşun mimarlarından Diyap Ağa'nın torunlarından biridir. Bu bağlamda, CHP kurultayında Cumhuriyet'in ve CHP'nin değerlerine sahip çıkmasında şaşılacak bir şey yoktur. Erol, bu kurultayda hiçbir göreve talip olmayarak, hakkındaki "Görev bekliyor" iddialarını da boşa çıkarmış ve iddia sahiplerini şaşırtmıştır. 

Burada, şaşırılması gereken şey, yukarıda sıraladıklarım değildir. Önemli olan; CHP'nin 3. adamının CHP'yi Gülen çizgisine çekmeye çalışması ve bunu "Kemal Bey'i Başbakan yapacağım" gerekçesinin arkasına sığınmasıdır. Gürsel Erol'un, Toprak'ın bu girişimine gerekli cevabı verdiği, salonda esen sol dalgadan belliydi. Toprak, CHP'nin DSP olmadığını belki kavramıştır. Umarım; Kılıçdaroğlu da bu gerçeği bilince çıkarmış ve delegenin Toprak'a 303 oy vermesi, Gülen'in okuluna giden Çakmak ile Kayalıoğlu'nu devre dışı bırakmasındaki mesajı algılayabilmiştir. 

Bu bağlamda, konuyla bağlantılı olarak delegenin bir mesajını daha açımlamakta fayda var diye düşünüyorum: 

CHP delegesi, "Fethullah Gülen fenomendir" diyereksosyolojik bir tespit yapan Çakmak'a bir önceki seçimde tepki göstermedi. Çakmak, PM'ye rahatça girdi. Ancak; CHP delegesi, Kılıçdaroğlu'nu Gülen'in Bosna'daki okuluna götüren Çakmak'la, geziyi organize eden Toprak'ı not etti. Kayalıoğlu da bu geziye katılarak PM'ye seçilme şansını dahi yetirdi. Aynı delege, Emekli Müftü İhsan Özkes'i ise bağrına bastı. Özkes, en yüksek oyu alanlardan biri olarak PM'ye girdi. Delege, CHP'nin "din ve siyaset" ilişkisinin sınırını daböylece kalın çizgilerle belirledi. 

Haaa; buna rağmen, Kılıçdaroğlu bildiğini yapar ve Toprak'ı hala MYK'ya taşımayı düşünürse söyleyecek bir şey yok... O, kendi tercihidir. Herkes tercihinin bedeline katlanır... Kılıçdaroğlu,54 milyon liranın nereye harcandığını kalem kalem açıklayamayan Toprak'la yürümek isterse bu kendi bileceği iştir. O halde, kapı arkalarında söylenenleri de yutmak zorundadır. 

Bunları geçelim; 

CHP delegesi, kurultayda şunu söylemiştir: 

"Örgütün olanaklarını, gücünü, yetkisini hasbelkader elinize geçirseniz de; özgür irademe ipotek koyamazsınız!"

Biliyorsunuz; Erdoğan Toprak başta İstanbul olmak üzere,neredeyse tüm illerin delegelerini bizzat eliyle yazdı. Bu yetmezmiş gibi; kurultayın yapıldığı salonda bile, hiçbir yetkisi olmadığı halde il başkanlarını odaya çağırıp "Şunu çizin, bunu çizin" diye talimat verdi. Ve bu baskıya rağmen, 180 delegesi olan İstanbul'da sadece ve sadece 43 oy alabildi. 140 delege, Toprak'a oy vermedi. PM üyelerinin oy kullandığı sandıktan ise Toprak'a sadece 6 oy çıktı. 

CHP delegesinin çok bilinçli olduğu ve ne yapacağını bildiği de böylece bir kez daha görüldü. 

Delege, partisinin enerjisini kişisel ikbali için harcayanları 303 oy vererek cezalandırdı: "Enerjimi boşuna harcatma, ben iktidar istiyorum" dedi. İl başkanlarının delege üzerinde hiçbir hakimiyetinin olmadığı da sandıktan çıkan sonuçlarla birlikte daha net görüldü. 21 ilin başkanı, Toprak'tan talimat almalarına rağmen, Gürsel Tekin'i liste dışı bıraktırmayı becemeredi. 

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 491 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.