1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. CHP'yi bekleyen dört tehlike...
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

CHP'yi bekleyen dört tehlike...

A+A-
CHP tabanında var olan 'sadakat' azalıyor, 'kırılganlık' artıyor... Diğer iki tehlike ise Kılıçdaroğlu ve ''Alevi'' seçmenle ilgili...

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1930'ların başında Cumhuriyet Halk Fırkası'nın teşkilatlarını ziyaret ettikten sonra, hatıratına şuna benzer bir not düşmüştü: "Serbest Cumhuriyet Fırkası teşkilatlarını da dolaştım. Herkes çok canlı ve heyecanlı. Cumhuriyet Halk Fırkası teşkilatlarında ise donukluk var.''

Alman Filozof Hegel, "Tarih tekerrürden ibarettir'' derken, sanırım 1930'un başında yaşanan, bugün ise yeniden tekrarlanan sürecin fotoğrafını çekmiş... Zira; CHP örgütleri, üst üste aldıkları seçim yenilgisi ve hemen ardından başlayan ''kurultay tartışmaları'' yüzünden, yine aynı süreci yaşıyor. Hegel'in öğretilerini zenginleştiren Karl Marks'ın sözünü de tam bu noktada yeniden hatırlamak gerekiyor: “Tarihte olaylar iki kez tekrar eder. Birincisi trajik, ikincisi traji komik olarak biter.''

CHP TABANININ DUYGU DÜNYASI

Bir tarihsel olgunun ya da olayın, ''traji komik'' olarak bitmesi, insanlığın umutlarının da yok edilmesi anlamına gelir. CHP tabanı da bugün ne yazık ki; büyük oranda umut çizgisinin gerisine düşme noktasındadır.

Bu tespiti, masa başında değil, CHP örgütlerini gezerek, il başkanlarıyla konuşarak, delegelerin fikirlerini alarak, adresime gelen maillerin ve yazımın altına eklenen yorumların tamamını okuyarak yapıyorum. Her gün en az 30 CHP'liyle de telefonda konuşuyorum. Kanaatimin oluşmasındaki en etkili sürecin ise CHP örgütlerine yaptığım ziyaretlerde edindiğim izlenimin olduğunu ifade etmek istiyorum. CHP örgütlerinin daveti üzerine gittiğim panel ve konferanslarda sohbet ettiğim sosyal demokrrat, devrimci, yurtsever - demokrat ve Atatürkçü CHP'liler, olan biteni anlamamıza yardımcı oluyor.

UMUT ARAYIŞI

Geride bıraktığımız hafta da Ankara, Kuşadası, İzmir, Bornova veKonak'taydım. Bu süre zarfında, iki yüzün üstünde CHP'liyle tek tek konuştum. İçlerinde Kurultay Delegeleri de vardı, sıradan parti üyeleri de... Konuştuğum herkesin gözünde, bir umut arayışı olduğunu gördüm. CHP'liler artık seçimlerde yenilmekten, iktidar olamamaktan ve CHP içinde bitmek bilmeyen tartışmalardan bıkıp usanmışlar...

Şimdi sizinle geride bıraktığımız hafta içinde edindiğim izlenimler üzerinden yola çıkarak, önümüzdeki sürece ilişkin değerlendirmemi paylaşacağım:

Yaklaşık on gün önce kaleme aldığım "Bundan sonra ne olacak?'' başlıklı yazımda, Kılıçdaroğlu'na bir çağrıda bulunmuş ve "Doğru olan, CHP'nin kendi seçmenine kulak vermesidir.(...) CHP tabanı, AKP ile aynı değil, AKP'den farklı dili olan bir politika izlenmesini istiyor'' demiştim.

KILIÇDAROĞLU'NUN 'YENİ VİZYON'U

Kılıçdaroğlu, bu sabah sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, "Halkımız, siyasetteki kilitlenmeyi aşan, duvarları ortadan kaldıran yeni bir vizyon bekliyor. Halkın partisi halkın sesine kulak verecektir'' ifadesini kullandı.

CHP liderinin bu sözü, umarım sadece kağıt üzerinde kalmaz... Zira; bu söz kağıt üzerinde kaldığı; ya da ''yeni vizyon'' adına geçmişteki hatalar daha da sık tekrarlandığı takdirde, ortaya çıkan sonuç hepimizi üzecektir. Umutlarımız daha da körelecektir. Çünkü; CHP tabanı, peş peşe gelen yenilgiler sonrası,ciddi bir umutsuzluğa savrulmuştur. Daha da önemlisi, umudunu diri tutabilmek için farklı arayışlara da girmiştir.

KIRILGANLIK VE SADAKATİN AZALMASI...

400 bine yakın CHP'linin Demirtaş'a oy vermesi, yüzbinlercesinin sandığa gelmemesi, spotta bahsettiğimiz ''kırılganlık''ın en önemli işaretleridir. CHP tabanında, partisine yönelik sadakat, hızlı olmasa da azalmaktadır. Kırılganlık ve sadakatin azalması, birbirini tetikleyen iki süreçtir. Bu sürecin önüne doğru politikalarla set çekilemediği takdirde, bırakın yeni seçmen kitlesini saflarınıza katmayı, var olanları korumanız da zorlaşacaktır.

Peki bu çözümsüz bir süreç midir?

Hayır; tabii ki değildir... Bugün, kızsa da eleştirse de CHP'ye oy veren milyonlarca insan bulunmaktadır. Bu; CHP açısından çok büyük bir şanstır.CHP'nin yapması gereken tek şey; seçmeninin taleplerine daha çok kulak vermesidir. Seçmeni yok saymamasıdır. AKP ve Erdoğan bunu başardı! Tabanının taleplerini politik söyleme dönüştürdü ve yaklaşık 20 milyon insanı saflarına kilitledi. Söylemlerini, herkesin nabzının alabileceği kadar verdi.

AKP'nin başardığını, CHP neden başaramasın?

Üstelik, AKP doğrunun ve haklının yanında bile değil...

ÇANKAYA SEÇİMİ ÇOK ŞEY ÖĞRETTİ

CHP yönetimi ve Kılıçdaroğlu, Çankaya seçimlerini bu bağlamda derinlemesine incelemek ve seçmen davranışlarını analiz etmek zorundadır. Eğer bir seçimde iki milyon insan sandığa gitmiyor ya da başka bir partinin adayını tercih ediyorsa, önemli bir sorun var demektir. Bu sorunun çözümü, "sandığa gelmediler'' diyerek seçmeni suçlamak değildir. Seçmenin CHP'ye herhangi bir borcu yoktur; beğenir ve ikna olursa oy verir, beğenmez ve ikna olmazsa oy vermez... Mesele bu denli basittir...

CHP'LİLER KORKU DUVARINI AŞMIŞ

CHP açısından tehlikeli olan durum şudur:

Çankaya gibi ''kritik'' bir seçimde sandık başına gelmeyen seçmen, ikna ve motive edilmediği takdirde, aynı davranışı 2015'te de gösterecektir. Bunu, son bir haftadır gezdiğim tüm kentlerde yakından gözlemledim. CHP seçmeninin,''korku duvarı''nı aştığını "Recep Tayyip Erdoğan gelirse şöyle olur, böyle olur, aman rejim değişir'' söyleminin hiçbir etkisinin kalmadığını gördüm. Zira; Recep Tayyip Erdoğan Köşk'e çıktı ve CHP'liler, ''Artık daha kötüsü ne olabilir ki?'' demeye başladı.

Bu; CHP'nin kendi kitlesini seçime motive etmesine ilişkin önemli bir argümanın dolaşımdan kalktığı anlamına geliyor. CHP, "yüzer gezer - ortada olan ya da RTE karşıtı'' seçmeni sandığa getirmekte biraz daha zorlanacaktır.Çünkü; CHP tabanı artık korku duvarını aşmıştır...

POLİTİKA DEĞİL SEN - BEN KAVGASI

CHP bu yüzden, 2015 seçimlerine gerçek anlamda ''yeni bir vizyon''la girmek zorundadır. Ancak ne yazık ki; başlayan kurultay tartışmaları ve izlediğimiz süreç, buna ilişkin pek de iç açıcı işaretler vermiyor. Kılıçdaroğlu'nun politikalarının eleştirilmesi ve alternatiflerinin önerilmesi yerine, tartışma ''Sen - Ben'' kavgasına dönüştürülüyor. Bu ise CHP açısından daha ciddi ve büyük bir tehlikeyi işaret ediyor.

O tehlike ne mi?

Politika önermek, çözüm bulmak, örgütlenmeyi büyütmek ve umut olmanın yollarını aramak yerine, sadece ve sadece "Kılıçdaroğlu gitsin'' demek, söylenen sözlerin ağırlığını da yok ediyor.

EŞİKTEKİ TEHLİKE

''Kılıçdaroğlu koltuğu terk etsin'' çağrısı, parti içinde önemli bir sosyolojik tabana denk düşen ve kendisini "Alevi'' olarak tanımlayan büyük seçmen kitlesini yaralıyor! Kılıçdaroğlu'nu TC'nin kurumları içinde görev yapan TEK TEMSİLCİSİolarak algılayan seçmen, "Bize burada da tahammül edilmiyor, Kılıçdaroğlu Alevi olduğu için istenmiyor'' duygusunu yaşıyor. AKP'nin sistemli saldırılarıyla karşı karşıya kalan ve CHP'yi tek sığınağı olarak gören Alevi seçmenin önemli bir kısmı, bu yüzden Kılıçdaroğlu'nu daha çok sahipleniyor. Bu ise politik kilitlenmeye yol açıyor; olguların tartışılmasına engel oluyor.

KILIÇDAROĞLU GÖNDERİLİRSE...

Daha büyük bir seçmen kitlesi ise aynı duyguları yaşamanın yanı sıra, farklı bir ruh haline daha giriyor. Ve bu büyük seçmen kitlesi, "Kılıçdaroğlu CHP'nin başından ayak oyunlarıyla gönderilirse, CHP'ye bir daha oy vermem''diyor. Gideceği adres olarak ise "HDP''yi işaret ediyor. Çankaya seçimi öncesi,HDP'nin zaten bu tabana oynadığını ve CHP içinde karışıklık çıkmasını istedikleri tespitini burada dile getirmiştik. 

Kendisini ''Ulusalcı'' olarak tarif eden ancak hiçbir politik deneyime sahip olmadıkları için sürekli hata yapan CHP içindeki küçük bir grup;  halkı, seçmeni, partiyi ve tabanı tanımıyor. Ne anlama geldiği bir türlü netleştirilemeyen ancak adına "Ulusalcılık'' denilen düşüncenin temsilcileri, CHP içinde büyük bir kırılmaya yol açıyor. Kurultayda, "Ulusalcılık'' düşüncesinin çerçevesinin de netleştirilmesi ve bu tartışmanın artık sona erdirilmesi gerekiyor.

SEÇMEN O SÖZLERİ UNUTMUYOR

''Ordu kağıttan kaplanmış'' , "Kürt'le Türk eşit değildir'' , "Kürtler çok, Türkler az doğuruyor. Seçimi o yüzden kaybediyoruz'' dedikleri için CHP'nin oylarının azalmasına sebep olan bu zihniyetin ortaya koyduğu Kılıçdaroğlu karşıtlığı, politik önermelerin konuşulmasına da engel oluyor.  Üstelik bu sözlerin sahiplerini yıllardan bu yana yanlarında görmeyen, onlara sadece TV ekranlarında rastlayan CHP'liler, "Hem emek vermediniz, hem de sürekli sorun çıkarıyorsunuz'' diyor. Ve böylece, mesele git gide kişiselleşiyor. CHP bu yüzden, 2015 seçimlerine "Sen mi ben mi?'' kavgasıyla giriyor.

Tabii yukarıda özetlediğimiz sosyolojik tablonun, CHP açısından yaratacağı farklı bir sonuca yol açacağını da tespit etmek gerekiyor.

KILIÇDAROĞLU'NUN ASIL SINAVI

Evet; herşey ortada, bu kurultayı Kılıçdaroğlu kazanacak. Zira; belediye başkanları, kurultay delegelerinin çoğunluğu, il başkanları, milletvekilleri ve kendisini Alevi olarak tarif eden seçmenin büyük çoğunluğu, Kılıçdaroğlu'nun yanında duracak.

Kılıçdaroğlu açısından ise yeni ve büyük bir sınav ise 6 Eylül gecesi başlayacak. Kılıçdaroğlu eğer, kendisine verilen desteği, "Ben ne yaparsam doğruyum, haklıyım ve her şeyin en doğrusunu ben biliyorum, o yüzden destek alıyorum'' şeklinde algılarsa; işte o zaman ''yeni bir tehlike'' CHP'nin kapısında demektir. Kılıçdaroğlu'nun, tabanın kendisine verdiği desteği doğru okuması şarttır.

AYNI SUDA İKİ KEZ YIKANILMAZ

Taban, bir önceki yazımızda da işaret ettiğimiz üzere, Çankaya seçimlerinde İhsanoğlu'na değil, ''RTE karşıtlığı, CHP'ye olan inancı ve Kılıçdaroğlu'na duyduğu saygı''ya oy vermiştir. Tabanın RTE'ye ilişkin korku duvarını aştığı tespitini yukarıda dile getirmiştik. Geriye iki madde kalıyor: CHP'ye olan ''güçlü sadakat''in kırılganlık göstermeye başladığını gerçeğini de tekrarlayalım...

Bu kırılganlığın artması, umutların ve sadakatin azalması, Kılıçdaroğlu'na yönelik saygının aşınmasını da beraberinde getirecektir. ''Sandığa tıpış tıpış gideceksiniz'' benzeri sözlerin tekrar edilmesi, CHP'yi büyük bir paradoksun içine sokacaktır.

Evet; Kılıçdaroğlu bir daha böyle bir söz etmeyecektir belki... Ancak; söz kadar önemli olan diğer bir etken ise eylemdir... Kılıçdaroğlu, "Nasıl olsa oy verirler, başka bir alternatifleri mi var?'' mantığıyla hareket edip, partinin tozunu yutmamış, CHP'nin önünden dahi geçmemiş, hayatında CHP'ye bir kez bile oy vermemiş kişileri PM'ye ve Parlamentoya doldurma hatasını tekrar ederse, bu tavır da taban tarafından yine "Tıpış tıpış yapacaksınız...'' şeklinde algılanacaktır. Bu tavrın reaksiyonları ise sandıkta görülecektir. 

CHP NEREYE GİDECEK?

Kılıçdaroğlu, bugün sosyal medyada "Halkın sesine kulak vereceğiz''demiştir. Halkın sesine kulak verip vermediğini, hem 5 Eylül'de yapacağı konuşmada, hem de 6 Eylül'deki PM listesinde göreceğiz. CHP tabanı, kurultayı yakından izleyecek ve 2015 seçimleri için ilk kanaatlerini oluşturacak. Bilirsiniz; kanaat bir kez oluşmaya başladı mı onu değiştirmek çok zordur. 5-6 Eylül Kurultayı, hem Kılıçdaroğlu hem de CHP için tarihi önemdedir.

CHP'Yİ CHP'LİLER VE O'NUN İLKELERİNE İNANANLAR YÖNETSİN

Bu kurultay, CHP'nin yeni döneminin ilk işaretlerini verecektir. CHP lideri, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, CHP'ye yabancı, partinin dinamiklerini bilmeyen, Atatürk'le kavgalı, üzerinde Fethullah Gülen Hareketi'nin gölgesi olan, Cumhuriyet'in değerlerini özümsememiş, sosyal demokrasiye inanmayan,ortak aklı küçümseyen, örgütüne yabancı kişileri PM listesine taşırsa, 2015 seçimleri CHP için çok çok zor geçecektir.

CHP tabanı çok değil; şunu istiyor:

Cumhuriyet'in değerlerine bağlı, eşitlikçi, özgürlükçü, sosyal demokrat, sola açık, toplumun değerlerine yabancılaşmamış, emeğe değer veren, anti-emperyalist, anti-faşist, halkların kardeşliğine inanan, demokrat, Atatürk'ün düşüncelerini çağa uyarlayan, zenginleştiren ve günümüzün koşullarıyla örtüştüren kişiler partiyi yönetsin... CHP'nin çizgileri net olsun.. CHP'nin programı güncellensin; çevremizdeki sorunlara bakışımız sağlam ve tutarlı bir politikayla ifade edilsin...

Kürt sorunu ve teröre yönelik gerçekçi çözümler üretilsin... Hayatın her alanında örgütlenilecek mekanizmalar yaratılsın... CHP'nin uzun yıllardır unuttuğu ORTAK AKIL yeniden devreye sokulsun; herkesin fikrine önem verilsin... Atatürkçüsü de ulusalcısı da Kemalisti de özgürlükçüsü de solcusu da demokratı da CHP'nin çatısı altında durabilsin... AKP faşizmine karşı, CHP en büyük şemsiye olsun; halka umut ve güven versin...

TEMEL SORUN

Zaten CHP'nin temel sorunu da bu değil mi?

Halka uzun yıllardır UMUT ve GÜVEN veremiyor CHP... Bunu sağlamak için doğru adımlar da atmıyor... Bir süredir Kılıçdaroğlu karşıtlığı üzerinden geliştirilen parti içi muhalefetin peş peşe yaptığı ataklar ise CHP'ye yönelik güvensizliği daha da derinleştiriyor. Henüz seçim sonuçları dahi açıklanmadan, basın topylantısı yapıp partisini eleştiren 5-6 vekilin uzun süredir aynı yönde devam eden seyri; CHP'ye yönelik olumsuz algıyı daha da pekiştiriyor.

TABAN VE HALK ÇÖZÜM BEKLİYOR

Kurultay, tüm bu eksikliklerin ve yanlışlıkların giderilmesi için fırsat olmalıdır. Kurultay, YENİ VİZYON iddiasını güçlendirecek ve halka umut verecek bir şekilde sonlanmalıdır. Kurultay, parti programının netleştirildiği, geleceğe yönelik bakışın inandırıcı temellere oturtulduğu, SEN - BEN kavgası yerine, çözüm üreten bir sürecin yapı taşlarının örüldüğü bir sonuçla bitmelidir.  Aksi; havanda su dövmekten başka bir şey değildir.

Bu bağlamda, kurultayı 800'ün üstünde delegenin oyuyla kazanması beklenen Kılıçdaroğlu, yukarıda dile getirdiğimiz tespitler ışığında davranmalı ve ''halkın sesine kulak vermeli''dir.

Bir de not:

12 milyonluk bir kitleye hitap eden Gerçek Gündem.com, kurultay sürecinde Kılıçdaroğlu ve karşıtlarının haberlerini "eşit'' bir şekilde veriyor. Haberde ''objektif'' davranıyor. Partisi için yıllardır emek ve mücadele veren Muharrem İnce'nin de Kılıçdaroğlu'nun görüşleri de sayfamızda genişçe yer buluyor. Benim kişisel tercihim ise yayınlara etki etmiyor.

KİŞİSEL TERCİHİM

Evet, ben Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekliyorum. Zira; Kılıçdaroğlu'nun hatalarına ve eksiklerine rağmen, CHP'yi iktidara taşımak için ciddi bir ''arayış''içinde olduğunu görüyorum. Kılıçdaroğlu, tüm hatalarına rağmen, CHP'nin toplumun geniş kesimlerine ulaşabilecek en güçlü aktörüdür. CHP lideri, bu bağlamda, bir iktidar arayışı içindedir ve toplumun desteğini almayı sağlayacak politikalar üretmeye çalışmaktadır. Bu arayışın, çok büyük hatalar yapılmadığı takdirde, mutlaka ve mutlaka karşılık bulacağını da düşünüyorum.Konjonktür, CHP'ye bu fırsatı sunacağının işaretlerini güçlü bir biçimde veriyor. Bunu Aydın'da cumartesi günü katıldığım panelde de dile getirdim.

Kılıçdaroğlu karşıtı cephenin toplumdaki algısı ise ne yazık ki; kapsayıcı ve kucaklayıcı olmaktan uzaktır. Bu da CHP'nin hitap ettiği kesimin daha da daralmasına yol açacak bir algıyı güçlendirecektir. 

Üyesi olmadığım CHP'ye destek veren ve bunu kamuoyuna deklare eden bir gazeteci olarak, görüşlerimi bilmenizi ve öğrenmenizi istedim.

İNCE, HATA YAPTI

Muharrem İnce'nin dün yaptığı açıklamada Kılıçdaroğlu için ''Diktatör''demesini ise yadırgadım. Sanırım aşırı heyecandan dolayı bu sözü kullandı. Zaman zaman kendisini eleştirsem de Muharrem İnce'nin de CHP içinde kalması ve siyasete devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira; son olarakYalova seçimlerinde gösterdiği performans, CHP açısından önemlidir.Parti içindeki sorunların aşılacağına, CHP'nin bu yorucu süreci atlattıktan sonra, 2015'e daha güçlü bir şekilde hazırlanacağına inanmak istiyorum. Bu noktada, çalışkanlığıyla tanınan İnce'ye de ihtiyaç var...

 
Bu yazı toplam 470 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum