1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Dört bin kişilik operasyon listesi...
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dört bin kişilik operasyon listesi...

A+A-

RTE liderliğindeki AKP iktidarı, Fethulllah Gülen Hareketi'ne yönelik savaşını tırmandıracak

 

''Ben demiştim...'' sözünü hiç sevmem ama bugün söylemek zorundayım: Bu köşenin sıkı takipçileri, bugün ortaya çıkan manzaradan tam üç yıl önce haberdar oldu. Ve tarih; o şaşmaz terazisiyle söylediklerimizin tümünün doğru olduğunu ortaya koydu. “Fethullah Gülen Hareketi ile AKP arasında büyük bir kavga var, bunu şimdilik saklamaya çalışıyorlar'' diye yazdığımda bana hakaret eden, “Yalancı'' diyen köşe yazarlarının, topluma bir özür borcunun olduğunu hatırlatmam gerekiyor...

6 Aralık 2011 tarihinde, bu köşede “AKP'de birşeyler oluyor'' başlığıyla kaleme aldığım yazıda, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Fethullah Gülen Cemaati'ne mensup olduğu iddia edilen kişilerin İMKB'den tasfiye edilmesi için Ali Babacan'a talimat verdiğini ve bunun büyük bir işaret fişeği olduğunu dile getirmiştim. Aynı hafta, CNN Türk'te yayınlanan Medya Mahallesi'ne konuk olmuş ve Ayşenur Arslan'a yapılacak olan operasyonun detaylarını anlatmıştım. Yanılmıyorsam, 11 Aralık tarihli yayında, “Cemaate mensup olduğu iddia edilen 54 Milli Eğitim Müdürü de görevlerinden uzaklaştırılacak. RTE, cemaatle bağlarını koparacak'' demiştim.

15 Haziran 2012 tarihinde ise hem bu köşede, hem de TRT 1 Radyo'da RTE'nin Türkçe Olimpiyatları'nda yaptığı konuşmayı analiz etmiştim. Ersoy Dede'ye canlı yayında, “RTE, Fethullah Gülen'e dön çağrısı yapıyor ama Gülen dönmez. Çünkü AKP'ye güvenmiyor ve döndüğü an tutuklanacağını biliyor'' ifadesini kullanmıştım. Ki; Gülen yapılan onca çağrıya rağmen, ülkeye dönmedi. Döndüğü an, tutuklanacağını biliyordu...

Bunları yazıp söylediğimizde, ne 7 Şubat krizi yaşanmış, ne de 17 - 25 Aralık operasyonları olmuştu..

O günlerde ben bunları anlatırken, AKP ve Cemaati destekleyen gazeteciler, köşelerinden bana etmedikleri hakareti bırakmıyordu. Biz bunlara rağmen, doğru bildiğimizi söylemeye devam ettik. Onların baskılarına ve tehditlerine kulak asmadık. Hem cemaatin, hem de AKP'nin içinden edindiğimiz bilgileri, okurlarımıza aktardık.

Hatırlarsanız; bunların en çok tartışma yaratanı, sekiz gazetecinin Fethullah Gülen'i ziyaretiydi. Kamuoyundan saklanan ziyareti 8 Mayıs 2013'te bu köşede deşifre etmiş ve Gülen'in Erdoğan'a yönelik sözlerini aktarmıştım. Gülen, sekiz gazeteciye, “Erdoğan güç zehirlenmesi yaşıyor. Tek adam devleti kurmak istiyor'' demişti. Gülen, AKP ve Erdoğan'a ilişkin ilk kez bu netlikte konuşuyordu. Ekrem Dumanlı, orada bulunan gazetecilerden bu sözlerin yazılmamasını rica etmişti. Dumanlı, kavganın büyümesini engellemeye çalışıyordu. Sekiz gazeteci de cemaatin isteği üzerine, bu konu yokmuşçasına davrandı. Ben bunları yazdım ve kavganın büyüdüğünü gösterdim. Bu yüzden, defalarca hedef haline getirildim.

Bu ve buna benzer onlarca yazı yazdım. İlk etapta aklıma gelenler, yukarıdakiler... Katıldığım TV programlarında da bu kavgaya ilişkin birçok bilgi verdim. Öyle ki; bunlardan biri de yine bu köşede 4 Ocak 2014'te kaleme aldığım bir yazıydı. “Erdoğan'ın tek bir derdi var...'' başlıklı o yazıda, hükümetin 7 Şubat MİT krizi ile 17 – 25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları sonrası cemaati kazımak için operasyon başlatacağını kaleme aldım. Aynı yazıda, “Operasyon için uygun savcı ve polisler aranıyor. Bunun için HSYK seçimleri bekleniyor. HSYK'daki denge değiştiği an, cemaate yönelik operasyonlar başlayacak'' dedim.

O yazının üzerinden  11 ay geçti. Ve AKP hükümeti, cemaate yönelik operasyonların ikinci dalgasını başlattı. İlk dalga, polislere yönelikti. Cemaatçi olduğu iddia edilen polisler, karga tulumba gözaltına alındı. Aylardan bu yana cezaevindeler ve haklarında henüz iddianame bile hazırlanmış değil... Tıpkı; Ergenekon, Balyoz ve ODA TV'deki gibi...

Operasyonun ikincisi ise yine “bağıra bağıra'' geldi. AKP medyası, bir zamanlar cemaat ile birlikte yaptıkları gibi davrandı ve operasyonun zeminini oluşturdu. Cemaatin Hrant Dink'ten Danıştay'a dek birçok cinayetin işlenmesinde rolü olduğuna ilişkin yazılar kaleme alındı. Birkaç gün sonra ise düğmeye basıldı.

Pazar sabahı yapılan baskınlar, cemaate yönelik en ciddi hamledir... Zira; cemaat uzun süredir “yasadışı örgüt'' suçlamasına maruz kalıyor ancak bu''yargıya intikal ettirilemiyordu.'' Pazar günü yapılan operasyonla birlikte, cemaat “Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenliğini ele geçirmek''suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Cemaatin lideri Fethulah Gülen de 32 nolu şüpheli olarak listedeki yerini aldı. Ki; buna 28 Şubat paşaları bile cesaret edememişti... AKP'nin gözünün karardığı, Gülen'in listeye alınmasından da anlaşılıyor...

AKP'nin ve dolasıyıyla RTE'nin, 17 – 25 Aralık Yolsuzluk Operasyonları'ndan cemaati sorumlu tuttuğu sır değil... RTE, bu yüzden cemaatle hesaplaşmayı''kişisel mesele'' haline getirdi ve devleti de kendi çizgisine çekmeyi başardı. TSK da bu çizgiye çekilince, cemaat “milli güvenliği tehdit eden unsur'' haline geldi. 17 - 25 Aralık'ın yıldönümü öncesi düğmeye basılarak ''rövanş alınacağı'' ilan edildi.

AKP'nin, cemaati ve diğer muhalifleri kolayca derdest edebileceği 'Yargı Paketi'nin TBMM'den kolayca geçmesi ve RTE tarafından jet hızıyla onaylanması da kuşkusuz ki operasyonu hızlandıran diğer bir adım oldu. Cemaat, pazar günü en önemli iki kurumuna yapılan baskınla birlikte, ağır bir darbe aldı.

MİT'in uzun süredir hazırlandığı operasyonun start alması, önümüzdeki dönemde''cadı avı''nın devam edeceğini gösteriyor. AKP'li bir kaynağım, “Cemaatin önemli isimlerinin listeleri oluşturuldu. Listede dört bin kişi var. Bunların hepsi devletten temizlenecek. Ancak operasyonlar aşama aşama olacak''diyerek sürece ışık tuttu. Aynı kaynak, "Bu kadar çok kişi hakkında gözaltı olup olmayacağını bilmiyorum. Ancak liste hayli kabarık'' ifadesini de kullandı. Kaynağıma göre, operasyonlardaki gözaltı sayısı, 400 kişiyle sınırlı kalabilir...

Kaynağımın güncellediği ve daha önce bu köşede yer alan bilgilere göre, AKP, cemaati tıpkı KCK gibi görüyor ve ''alternatif devlet'' olduklarını düşünüyor. Önce 7 Şubat MİT krizi, ardından ise 17 – 25 Aralık operasyonları, RTE'nin öfkelenmesine yol açıyor. RTE, cemaatin ''bitirilmesi'' için talimat üstüne talimat veriyor. AKP, 17-25 Aralık'ın şokunu bir türlü atlatamadığı için, cemaatin kökünün kazınması hedefleniyor. Ulusalcıların desteğinin alınabilmesi için ise, medya üzerinden türlü maniplasyonlar yapılıyor.

Ancak AKP'nin işi hiç de kolay değil.. Zira; MİT'e göre, cemaat ordu içinde de etkili... Öyle ki; 2002'den sonra göreve gelen onlarca subayın, cemaat mensubu olduğu, hatta MİT içinde cemaatçilerin olduğunun bilgisi RTE'ye veriliyor.

Bu kavganın büyüyeceği ve operasyonun genişleyeceği görülüyor. AKP iktidarı, genel seçim öncesi, cemaatin sesini kısmak için, yayın organlarına el koymanın yollarını arıyor. Son çıkan yasa ise bunu kolaylaştırıyor. Yeni yasaya göre,''örgütlerin mallarına el koymak'' kolaylaştı. Cemaat hakkında verilecek olan''Bu oluşum yasadışıdır'' şeklindeki bir karar, Zaman ve STV'nin AKP iktidarının eline geçmesine yol açar... AKP, cemaatin önce medyadaki etkisini, ardından ise iş dünyasındaki gücünü yok etmeyi tasarlıyor. Zaman ve STV'nin elk etapta hedefe konulması, bunun işaretidir. Zaman ve STV'ye el konulabildiği takdirde, AKP büyük bir propaganda gücüne ulaşacaktır.

İktidar, Zaman ve STV'nin etki gücünün kırılması halinde, ileriye dönük operasyonları daha kolay gerçekleştireceğini düşünüyor. Çünkü; bu kavga yeni başlıyor. AKP iktidarı, geride kalan 12 yıllık süre içinde gerçekleşen hangi fail-i meçhul cinayet varsa, tamamını cemaatin üstüne yıkmak ve kendisini ''aklamak'' istiyor. Hrant Dink'ten Danıştay'a, Zirve'den Rahip Santoro'ya dek tüm eylemlerin cemaate mal edileceği görülüyor.

Bakın; Zaman'ın eski Yazarı Etyen Mahçupyan'ın Başbakan Davutoğlu'nun Başdanışmanı yapılması da bu operasyon kapsamındadır. Ermeni kimliğiyle tanınan Mahçupyan, Başbakan'ın danışmanı yapılarak, hem Ermeni diasporasına, hem de Avrupa kamuoyuna mesaj veriliyor. ''Ermenileri biz koruyoruz, birlikteyiz'' denilerek, Hrant Dink cinayetiyle ilgilerinin olmadığı yönünde algı yaratılmak isteniyor.

Çünkü 2015, Ermenilerin göç ettirilmesinin 100. yılına denk geliyor. Avrupa ve ABD'de bu yönde ciddi kampanyaların başlayacağı, AKP'nin Hrant Dink'in katledilmesi üzerinden baskı altına alınacağı kulislerde dillendiriliyor. AKP, cemaatçileri gözaltına alıp Dink cinayetindeki sorumluluktan kendisini sıyırmak istiyor.

Hrant Dink katledildikten sonra, hem bu köşede, hem de katıldığım TV programlarında şunu söylemiştim: ''Hrant, Ergenekon operasyonlarına zemin hazırlamak için katledildi... Danıştay cinayetinin uluslararası camiada etki yaratmadığını görenler, Hrant gibi sembol bir ismi katlederek, Ergenekon operasyonlarının zeminini oluşturdu... Böylece, Avrupa kamuoyunun desteğinin alınması sağlandı...''

AKP, Ergenekon üzerinden yürüttüğü politika sayesinde yıllardan bu yana iktidarda kalmayı başarıyor. Dink'in katledilmesi, cemaatin olduğu kadar, AKP'nin güçlenmesine de sebep oldu. Bu bağlamda, Hrant'ın katledilmesinden, bu cinayetten fayda sağlayan herkes sorumludur...

Yazıyı daha fazla uzatmamak için; birkaç cümle daha ifade edip bitereceğim: 
Fethullah Gülen Hareketi'nin ''Yeni Türkiye'' denilen ucubenin yaratılmasındaki payı ve sorumluluğu çok fazladır. AKP ve Cemaat, yıllarca omuz omuza verdi ve Türkiye'yi bu hale getirdiler. Dün muhaliflere yönelik uyguladıkları tutum, bugün bumeranga döndü ve onları da vurdu. Ergenekon ve Balyoz operasyonları sürerken, AKP'yi de cemaati de defalarca uyardık; yapmayın, hukuksuzluğun yolunu açmayın dedik...

Gazeteleri, TV'leri, radyoları  ve internet siteleri adeta bir kıyım makinesine dönmüştü. Herkesi hedef gösteriyor, muhalifleri sindirmek için akla gelmeyecek yöntemler uyguluyorlardı. Gazetecilik faaliyetlerimiz, cemaat ve AKP için birer suç delili olarak görülüyordu.

Cemaat dün açılmasına vesile olduğu yolda, şimdi büyük bir kazaya uğradı. Öyle ki; STV'de yayınlanan Tek Türkiye adlı dizi bile, ''suç delili'' haline geldi. Ki: o diziden PKK da El Kaide'ye mensup olduğu iddia edilen kişiler de şikayetçiydi. Şimdi; TV dizisini ''örgüt liderinin talimatıyla çektikleri''iddiasıyla yargı önüne çıkacaklar.

Sözün özü:

Dün yapılan hukuksuzluklara nasıl karşı çıktıysak; bugün de aynı noktadayız.Zulüm kimden gelirse gelsin, mağdur kim olursa olsun, biz her ikisinin de kimliğine bakmayız... Hukukun, adaletin ve yasaların ayaklar altına alınmaması için mücadele ederiz... Bu; Fethulah Gülencileri değil, hukuku savunmaktır. Doğru çizgi de budur... AKP, bugün cemaatçileri, yarın fırsat bulursa tüm muhalifileri sindirmek ve susturmak isteyecektir... Artık AKP için herkes ''makul şüpheli''dir. AKP bu operasyonla, tüm muhaliflere gözdağı vermeyi de istemektedir. Zira; önümüzdeki dönemlerde atılacak adımlara yönelik itirazların önünün bu tür operasyonlarla kesileceği düşünülmektedir.

Son söz:

Unutulmasın ki; hukukun ayaklar altına alındığı, yasaların rafa kaldırıldığı, adalet ölçülerinin bulanıklaştırıldığı bir Türkiye'den değil, herkesin hukuk önünde eşit olduğu ve yargısız infaza tabi tutulmadığı bir ülkeden yanayız...

Bu yazı toplam 585 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.