1. YAZARLAR

  2. Metin ÖZER

  3. ENVER ABİ
Metin ÖZER

Metin ÖZER

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

ENVER ABİ

A+A-

Bir 10 Şubat günüydü.
10 Şubat biliyorsunuz Enver Abi’nin doğum günüdür.
Bende kendisinin doğum günün kutlamak istedim.
Telefon ettim.
Selam ve kısa bir görüşmeden sonra:
- Efendim bugün sizin doğum gününüz. Sizinle aynı zamanda dünyada olduğum için rabbime çok minnettarım. Bu yüzden çok şükür ediyorum. Allahü teala sizden razı olsun. İnşallah daha çok yıllar beraber oluruz.
Ben bunları der demez Enver Abi, “Ne doğum günü ? Bugün benim doğum günüm değil” dedi.
Telefonun ucunda şoka girdim.
O 3-5 saniye içinde beynimde binlerce soru uçuştu..
Enver Abi halimi anladı ki, ardından devam etti:
İmanlı bir müminin doğum tarihi, vefat tarihidir. 
Mümin son nefesinde iman ettikten sonra; sahte, yalan, çirkin, bozuk, çöplük ve tamamen hayal olan bu dünyadan kurtulur. Bu dünyadan imanla kurtulan, kalıcı ve gerçek olan sonsuz saadete erer. Müslüman için bu dünya zuldür. Onlar bu dünyayı cezaevi gibi görürler. Vefat ettiklerinde bu cezaevinden çıkmış olurlar. İşte benim gerçekte doğum tarihim vefat tarihimdir.Halen vefat etmediğime göre,  demek ki henüz doğum günüm gelmedi.
Beklemediğim bir durum ve beklemediğim bir cevap üzerine ne diyeceğimi şaşırdım.
Telefonu kapatır kapatmaz her zaman yaptığım gibi bütün bunları not aldım.
İşte bu olaydan sonra Enver Abi’nin vefat günü olan 22 Şubat gününü hep bu mübarek insanın doğum günü olarak saydım.
Bir başka zamanda ve başka bir gün de, talebinin büyüklerine bağlılık ve aşkını anlattılar.
Büyük zatlardan örnekler verdikten sonra dönüp buyurdu ki;  “Tam saymadım ama sanırım 40 sene hocamızla aynı evde yaşadım. Ben üst katta kalıyordum.  Kendisi orta katta.  Bu süre zarfında bir kez bile topuğumu yere değdirmedim. Hep parmaklarımın ucunda yürüdüm. 
Geceleri bir gözü açık uyudum. Çağırırlarsa duyamam kaygısıyla hep tetikte kaldım. 40 sene boyunca böyle yaşadım. Böyle mübarek bir insanla aynı çatı altında yaşamak için çok daha fazlasını da yapardım.
En büyük korkum bir gün beni çağırıp, “Enver Bey siz de artık kendi başınıza ayrı bir eve çıkın” der kaygısıydı.
Ne zaman beni çağırsalar, “Eyvah” dedim. Yanlarına giderken hep böyle bir şey istemesin diye çok dua ettim…
İşte size Enver Abi..
Hocasına duyduğu aşka bak.
Hocasına duyduğu sevgiye bak.
Hocasına gösterdiği edebe bak.
Birisi ne zaman ‘Edep’ dese, hep aklıma Enver Abi’nin bu anlattıkları gelir.
Enver Abi hocası Hüseyin Hilmi Işık Efendi’ye (Rahmetüllahi aleyh) büyük bir aşkla bağlıydı.
Hayatı boyunca Hocasına siper oldu.
Tıpkı bir paratonerin elektriği emmesi gibi, gelen bütün sıkıntı ve sorunları emip içine attı.
Yıllarca bu sıkıntılar birikti birikti, sonunda patladı.
Her patlamadan bir organını kaybetti, ama o şikayet etmeden sabır etti.
Bu uzun süreçte yaşamadığı dert, görmediği sıkıntı kalmadı.
Ağrı ve acı adeta kan kardeşi oldu.
Bütün bunlara rağmen Türkiye onu ‘Gülen adam’ olarak tanıdı.
Çünkü o yaşadığı acıları hiç kimseye göstermedi.
Hatta başkalarının üzülmemesi için yüzü hep güldü.
Gülen yüzü O’nun maskesiydi.
Enver Abi el etek çekilip Cenab-ı Allah ile başbaşa kaldığında maskesini çıkartıyor, gerçek yüzünü gösteriyordu.
O zamanlarda sabahlara kadar gözyaşı döküyordu.
Bir yaz günü Ankara’ya geldiğinde,  Sabah Namazı’na kadar oturup dua etmişti.
Odada tek başınaydı.
Namazı kılıp odasına çıktığında, evdeki görevliler çalışma odasına temizlemek için içeriye girdiler.
Gördükleri karşısında şaşkına döndüler.
Masanın altındaki orta boy çöp kovası ağzına kadar gözyaşlarını sildiği ıslak peçeteyle dolmuştu.
İşte o zaman anladılar, sabaha kadar içeriden gelen hıçkırık sesinin kimden geldiğini.
Enver Abi, “Gülen adam” değil, “İçi kan ağlayan adam” dı.
Ben, “Enver Abi” denilince iki fotoğrafını bilirim.
Birisi; bir parkta yalnız başına bankta oturduğu karedir.
Bu fotoğraf sanırım Enver Abi’yi en iyi anlatan fotoğraftır.
O kare, iç dünyasındaki yalnızlığı yansıtır.
Diğeri ise yüzünden gözyaşları dökülen karedir.

Bir eli çenesinde gözlerinden yaşların süzüldüğü o kareye ne zaman baksam içim yanar.
Bu fotoğraf da benim için gülen adam maskesini çıkardığı nadir bir anı gösterir.
Dünya gözüyle en son Bağlum’da gördüm.
Beni çağırmıştı, koştum gittim.
İçeriye girdim bayağı kalabalık vardı.
Enver Abi beni gördü, “Kaçak gelmiş” dedi.
Hemen yanına çağırdı.
Namaza yan yana duracaktık ama o da ne Enver Abi kalkamıyordu.
Namazı oturarak kıldı.
Yan gözle takip ettim büyük ağrı ve acısı vardı.
İçim yine ‘cız’ etti.
Mübarek yine de acısını hiç belli etmedi.
Yine gülümsedi, yine gülümsedi.
Anma gecesinde baktım, kim ne anladıysa öyle anlattı.
Bir kısmı, “Toprağı bol olsun” , bir kısmı “Huzur içerisinde uyusun” mesajı yolladı.
Bazısı, “Dua ediyorum”,  bazıları “Rabbim şefaatine erdirsin” dedi.
Bazıları Enver Abi, Bazıları Enver Bey, bazıları Enver Ören ve bazıları Değerli Büyüğüm diye hitap etti.
Sonuçta kim nasıl biliyorsa öyle anlattı.
Bütün bunları dinlerken Mevlana Hazretleri’nin bundan 500 yıl önce yazdığı o dörtlük aklıma geldi;
Bütün cemiyetlerde inledim (Ah çektim)
İyiler ile de kötüler ile de beraber oldum.
İyiler de kötüler de beni dostu zannetti. (Herkes beni dostu sandı)
Ama hiç birisi benim kalbime bakmadı.
Gönlümün derinliklerindeki esrarı öğrenmedi.
İnsanlar buna bakmadan benim dostum olduğunu zannetti.
İşte size Enver Abi!. 
Bir Cuma Günü dünyaya teşrif etti.
Yine bir Cuma Günü sessizce gitti.

Biz ondan razıyız, Rabbim de razı olsun inşallah.

METİN ÖZER/ HABERVİTRİNİ

Bu yazı toplam 594 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.