1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Erdoğan aslında ne istiyor?
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan aslında ne istiyor?

A+A-
Tayyip Erdoğan'ın başkanlık hırsının altında, ömür boyu dokunulmazlık kazanma hesabı var... Tabii bir de Atatürk gibi ölümsüz olma hayali...
 

Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi hırsı bitmek tükenmek bilmiyor. Devletin  tüm kurumlarını neredeyse tek başına yönetmesine rağmen, bu bile yetmiyor. Hiçbir alanda boşluk bırakmayacak bir düzenleme yapılarak, tüm yetki ve karar hakkını elinde bulundurmak istiyor. Diktatörlük özlemini ancak bu şekilde giderebileceğini düşünüyor. Diktanın yasallaştırılmış halini ise "Türk Tipi Başkanlık'' adı altında pazarlayarak, toplumsal destek bulmaya çalışıyor.

Tayyip Erdoğan'ın istediği başkanlık modeli, ağzından da kaçırdığı üzere tam da "Hitler Tipi Yönetim''dir. Hitler de 1933 yılında parlamentonun tüm yetkilerini kendi üstüne alarak, diktatörlüğünü ilan etmiş ve dünyaya kan kusturmuştu. Öyle ki; Hitler'in uygulamaları yüzünden, Almanya siyasal literatüre uzun bir süre ''devlet'' olarak giremedi. Hitler'in "Ben yaptım oldu'' anlayışı ve yönetim biçimi, ''devlet olarak tanımlanmadı.'' Hitler'den bahsedilirken, "faşist diktatör'' denildi.

Hitler de tüm yetkileri kendisinde toplayarak, her şeye karar veren bir konumdaydı. Almanlara "Beş çocuk yapın'' diye öğüt veren, Hitler'di...

Türkiye de şimdi 1930'ların Almanyasına dönüştürülmek, dikta özlemi bu yolla giderilmek isteniyor. "Parlamenter sistem tıkandı'' mavalıyla, toplum olası bir referanduma ve başkanlığa ikna edilmeye çalışılıyor.

Oysa ki; parlamenter sistem tıkanıyorsa, bunun temel sorumlusu AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'dır... Erdoğan ve AKP, TBMM'yi işlevsizleştirmek için ellerinden gelen her türlü çabayı gösteriyor. Milletvekillerinin konuşma haklarının kısıtlanmasından, komisyonlardaki eşitsiz üye dağılımına dek her şey bizzat AKP eliyle düzenleniyor. Milletvekillerinin denetim yapma hakkı, sorulara verilmeyen cevaplarla engelleniyor. Yasalar yapılırken, toplumsal uzlaşma aramak yerine, "Bizim istediğimiz olur'' anlayışı dayatılıyor. Bu da parlamentoyu işlevsiz bir hale getiriyor.

Ancak bu bile Erdoğan'a yetmiyor... Erdoğan, Türk Tipi Başkanlık Sistemi adı altında, parlamentoyu fesh etme, bakanları atama yetkisi alma, istediği kişiyi bakan yapma keyfiliğine dayalı bir sistem istiyor. Yasama - Yürütme ve Yargı arasında olması gereken ayrılığı hiçe sayıp adı geçen tüm kurumları dizayn etme hakkı istiyor.

Tabii Erdoğan'ın bunca yetkiyi istemesi boşuna değil... Erdoğan, Türkiye'yi açtığı gereksiz tartışma ile yorarken, zihninin altında başka hesaplar da yatıyor. Erdoğan, anayasa değişikliğinin konuşulmaya başlanacağı şu günlerde, ''devlet sırrı'' yasasını da mevcut parlamentodan geçirmenin hazırlıklarını yaptırıyor. Anayasa'ya, "devlet sırrı" kavramını koydurtarak, AKP'nin iktidara geldiği ilk günden bu yana yaşanan hiçbir rezaletin konuşulamayacağı bir düzen kurmak istiyor. 3 Kasım 2002'den itibaren yaşanan her türlü skandalı "devlet sırrı'' yasası kapsamına aldırtmak isteyen Erdoğan, çıtayı önümüzdeki 30 yıla dek yükseltmek istiyor. Böylece, ömrü yettikçe, yargı önüne çıkmaktan kurtulmanın hesabını yapıyor.

AKP tarafından başlatılan "Yeni Anayasa'' tartışmasının sebeplerinden biri de budur. Bu arada yeri gelmişken, ''Yeni Anayasa'' kavramının içinin boş olduğunu da söylemek gerekir. TBMM'deki hiçbir partinin ''Yeni Anayasa'' yapamayacağının, ''Yeni Anayasa''nın ancak Kurucu Meclisler tarafından ihdas edileceğinin altını çizelim... Biz parlamenterler, olsa olsa, ''anayasada değişiklik'' yapabiliriz.. Kavramı doğru kullanmak ve kafa karışıklığına son vermek gerekiyor.

Tabii AKP, ''yeni'' kavramının albenisini kullanarak, topluma mesaj veriyor. Bir yandan da kendisine "kurucu meclis'' havası vermeye çalışıyor. Zira; bu da Erdoğan'ın bilinçaltındaki hesaplardan biri.. Erdoğan, Başkanlık sistemine, yukarıda sıraladığım gerekçelerin yanı sıra, Atatürk'e öykündüğü için de geçmek istiyor. ''Türkiye'nin ilk başkanı'' olmanın, onu ölümsüz kılacağını  düşünüyor... Atatürk nasıl ölümsüz, aşılmaz ve ulaşılamaz bir lider ise, Erdoğan da bu hayalle yanıp tutuşuyor... 

Ancak anlamadığı ve hiçbir zaman anlayamayacağı bir şey var: Atatürk, ulusal kurtuluş savaşımızın lideriydi. Yeni bir ülke kurdu ve bağımsızlığımızı ilan etti. Erdoğan bu yüzden, ancak rüyasında kendisini Atatürk ile kıyaslayabilir... 

Tabii kimsenin hayal alemine diyecek bir şeyimiz yok... Erdoğan da herkes gibi hayal kurabilir... Ancak hayallerini topluma dayatması ve ülkeyi parçalayacak bir siyasi oyuna girmesine izin vermeyiz. Erdoğan, Başkanlığın ancak ve ancak, "Federasyon"la mümkün olduğunu biliyor. Federasyon'un Türkiye'yi atomlarına dek parçalayacak bir yapı olduğunu anlatmaya gerek dahi yok... Erdoğan, işte bu gerçek görünmesin diye, özellikle kendisine milliyetçi diyen kesimlerin desteğini alabilmek adına Doğu ve Güneydoğu'daki operasyonlara hız verdirtiyor. Çünkü; -ne acıdır ki-  Kürtlere yönelik şiddetin, kendisine oy getirdiğini görüyor. Bu yüzden, sahte bir milliyetçilikle soslanmış söylemini dolaşıma sokuyor. Böylece, referanduma gidildiği taktirde, milliyetçilerin oylarını alabileceğini düşünüyor. 

Tabii bu planın bir parçası da HDP'ye yönelik atılan adımlardan oluşuyor. Erdoğan, TBMM'den referandum kararı çıkaramayacağını görüyor. Bu yüzden, HDP'ye yönelik söylemlerini sertleştiriyor ve sonraki adımının alt yapısını oluşturuyor. 

Pazar günü Halk TV'de de anlattım: 

Erdoğan, HDP'den en az 35-40 milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırtarak, Türkiye'yi ara seçime sürüklemeye çalışıyor. Zira, 35-40 milletvekili parlamento dışına itilirse, Erdoğan hem MHP'nin şahin kesiminin oyunu alabileceğini, hem de yapılacak olan ara seçimde, en az 20 milletvekiline daha sahip olacağını hesap ediyor. Bu da, referanduma gitmek için gereken 330 sayısını tamamlamak anlamına geliyor. ''Cuma namazına göre mesai düzenlemesi'' de referanduma giden yolda atılan bir adımdır ve sözde muhafazakar çevrelere uzatılmış bir elma şekeridir... 

Gördüğünüz üzere, Erdoğan'ın şahsi hırsları yüzünden, Türkiye yeni bir ateş çemberinin içine çekiliyor. Erdoğan Başkanlık koltuğuna oturmak ve ömür boyu dokunulmazlık alabilmek adına, Türkiye'yi parçalanmanın ve Suriyelileştirmenin eşiğine getiriyor. 

Kuşkusuz bunlar, Erdoğan'ın kafasındaki hayaller...

Erdoğan, bu hayalleri gerçekleştirebilmek adına, "Anayasa görüşmelerinden bir şey çıkmadı, parlamenter sistem tam tıkandı'' diyerek, yeni bir genel seçim sürecini de tartışmaya açacaktır. Başkanlık'ın bu denli gündeme gelmesi, önümüzdeki sürecin alt yapısını oluşturmak içindir. Bu planları  görüyor ve topluma anlatmaya çalışıyoruz. 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım tablo, 1930'ların Almanyasını çağrıştırıyor ve Hitler'in yükseliş dönemine benzerlikler taşıyor. Hitler de toplumun en çok yoksullaştığı ve kendisini güvende hissetmediği bir dönemde ortaya çıkmıştı. 

Ancak yukarıdaki benzetmeler kimseyi umutsuz kılmasın... Erdoğan'ın hayalini gerçekleştirebilmesi mümkün değildir... Bunu yaşayıp göreceğiz... Erdoğan, Atatürk'ü yenemeyecek ve hiçbir zaman Atatürk gibi olamayacak... 

Bu yazı toplam 2229 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.