1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Erdoğan TC’yi, PKK bayrağı indirdi
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Erdoğan TC’yi, PKK bayrağı indirdi

A+A-
Aslına bakarsanız, o bayrak, Pazar günü değil, 2013 yılının başlarında bizzat AKP ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından indirilmişti.
 

PKK’lıların Diyarbakır’ın Lice ilçesinde pazar günü Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın bir garnizonuna girip Türk bayrağını indirmesi, toplumu derinden sarstı. Çünkü; bayrağın indirilmesinin sembolik anlamı çok büyüktür. Bayrak indirmek, “senin egemenliğine son veriyorum’’ demektir. PKK, pazar günü Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir garnizona elini kollunu sallayarak girmiş ve devletin bölgedeki egemenliğinin bittiğini, hükümetin ve ona bağlı kuruluşlar olan Genelkurmay Başkanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgede hiçbir hükmünün kalmadığını ilan etmiştir.

Aslına bakarsanız, o bayrak, Pazar günü değil, 2013 yılının başlarında bizzat AKP ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından indirilmişti.

Nasıl mı?

Çok çabuk unutuyoruz; Türkiye Cumhuriyeti’nin sembollerinden biri olan ‘’TC’’ amblemi, bizzat hükümet tarafından kamu kurumlarından sökülmedi mi? AKP’li belediyeler ile bakanlıklara bağlı kuruluşların tamamı, TC amblemini bir gecede yok etmedi mi?

TC ambleminin tabelalardan indirilmesi için bizzat talimat veren Başbakan Erdoğan, bugün kameraların karşısına geçiyor ve sanki olan bitenden kendisi sorumlu değilmiş gibi konuşuyor... Oysa ki; PKK’ya bayrak indirme cesareti veren de yaşananlardan sorumlu olan da bizzat kendisidir! Sorumluluğu askerin üstüne atarak kurtulamaz... Asker de AKP’nin politikaları doğrultusunda hareket ettiği ve bayrağı dahi koruyamadığı için Erdoğan’la aynı derece sorumludur... Genelkurmay Başkanı ile komuta kademesinin o koltuğu bir dakika dahi işgal etmemesi gerekir... Bayrağı koruyamayan ‘'asker’’ olmaz.

Yazının başlığında da ifade ettik; ‘’Erdoğan TC’yi, PKK bayrağı indirdi...’’
Yaklaşık beş yıldır süren ortaklığın geldiği nokta budur... AKP iktidarı, ABD ve İsrail’in önüne koyduğu “Barış Süreci’’ni hayata geçirmek için, PKK ile stratejik bir işbirliği içindedir. ABD ve Batı, Irak’tan Türkiye’ye uzanan coğrafyada yer alan enerji kaynaklarını daha rahat kontrol etmek ve o kaynakları güvence altına almak istiyor. Suriye de bu plan çerçevesinde parçalatılmak isteniyor. Dikkat edin; AKP ve PKK’nın önüne konulan ‘’paket’’ ile Suriye’ye yönelik emperyalist saldırganlık aynı tarihlere denk düşüyor.

ABD ve Batı, enerji kaynaklarını güvence altına almak için, yarın başına bela olacağını düşündüğü PKK’yı AKP eliyle ıslah etmeye çalışıyor. Erdoğan ise ABD’nin planı çerçevesinde haraket ediyor ve bu sayede iktidarını uzatmaya çalışıyor. Aynı Erdoğan, İsrail’in etrafında bir güvenlik duvarı oluşturmaya ve Suriye’yi parçalatmaya çalışıyor. Erdoğan, İsrail’e güven verdiği taktirde, siyasi yaşamının süreceğini düşünüyor.

Tabii bu bağlamda, ‘’Barış Süreci’’ AKP açısından önemli bir ‘’iç politika’’ malzemesi haline de getiriliyor. ''Akan kan dursun’’ , “Analar ağlamasın’’ gibi kimsenin itiraz edemeyeceği söylemler dolaşıma sokuluyor. AKP böylece, otoriter ve tekçi yüzünü saklayabilme avantajını elde ediyor. PKK, BDP ve HDP, iktidar partisinin bu politik manevrasının basit bir aracı haline dönüşüyor. BDP-HDP ve PKK, yıllardan bu yana AKP’nin değirmenine su taşıyor. Roboski’de katledilen 34 kişi bile, AKP’nin otoriter yüzünün görünmesi için yeterli olmuyor. BDP ve HDP, AKP’ye ‘’hep bir şans daha’’ veriyor. Böylece, BDP’nin tabanı, emek ve demokrasi güçlerinden uzak tutuluyor. BDP-HDP tabanı, AKP’ye yedekleniyor.

Erdoğan bunun farkında olduğu için, kritik dönemlerde, kafası karışmış, politik netliği olmayan BDP’yle istediği gibi oynuyor. Öcalan’ın İmralı’dan çıkabilmek için AKP’yle yaptığı pazarlıklar, “büyük taktikler’’ diye pazarlanıyor. Oysa ki; Öcalan’ın tek derdinin bir an önce ‘’dışarı çıkmak’’ olduğu görülüyor.

AKP ve PKK, kamuoyu önünde birbirlerine çiçek atarken, arka planda ise taktik savaşı yürütüyor. Her iki güç de ‘’daha fazla avantaj’’ elde etmek için ellerindeki tüm silahları kullanıyor. Örneğin; PKK, Diyarbakır – Bingöl Karayolu’nu ulaşıma kesince, AKP buna hemen politik bir karşılık veriyor. AKP’nin yönlendirdiği ‘’çocuğum kaçırıldı’’ eylemleri Türkiye’nin gündemine sokuluyor. Böylece, PKK – BDP ve HDP, Çankaya seçimleri öncesi köşeye sıkıştırılıyor. Oysa ki; AKP’nin çocuklara yönelik bir kaygısının olmadığını, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz, Berkin Elvan ve daha nice olaylardan biliyoruz... AKP ve medyası, ‘’çocuk kaçırma’’ meselesini istismar ediyor...

AKP ile siyasallaştırdığı ve politik sahnede yer verdiği PKK, taktik savaşı yürütürken, arada ‘’kontrol dışı’’ olaylar da oluyor. Her iki taraf, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, milliyetçiliği tırmandırmak ve kendi tabanını ‘’konsolide etmek’’ istiyor. Ancak, ‘’bayrak indirme’’ gibi kontrol dışı olaylar, farklı siyasal sonuçlara sebep oluyor.

Bakın; AKP ve PKK, bir süredir milliyetçiliği tırmandırmak için kontrollü bir biçimde ataklar yapıyor. Erdoğan, Çankaya’ya çıkabilmek için, BDP’nin oylarına ihtiyaç duyuyor ama bunun yetmediğini görüyor. Bu yüzden, Türk milliyetçiliğini tırmandırmak ve oyları kendisine kanalize etme planı yapıyor. ‘’Kaçırılan Çocuklar’’ olgusu, bu yüzden kaşınıyor. Erdoğan, Çankaya seçimleri öncesi, dağda olduğu söylenen birkaç çocuğu Türkiye’ye getirterek, “zafer kazanmış kumandan’’ olmak istiyor. Böylece, ‘’milliyetçi oylar’’ın kendisine akacağını düşünüyor.

PKK ve HDP ise, kendi tabanlarını konsolide etmek için kitlesel eylemlerin sayısı artırıyor. PKK ve HDP de Çankaya seçimlerine hazırlanıyor. Muhtemel aday olan Selahattin Demirtaş, AKP’ye yönelik eleştirilerinin dozunu artırıyor. Roboski’nin sorumlularıyla kol kola giren Demirtaş ve arkadaşları, bunları unuttuğumuzu sanıyor. Türkiye’nin en önemli direnişlerinden biri olan Gezi’ye AKP ağzıyla saldıran Demirtaş ve arkadaşları, AKP ile yaptıkları işbirliğini örtemeye çalışıyor. HDP, Çankaya seçimlerinde yüzde on oy oranını yakalamaya ve ikinci tura “pazarlık şansını artırarak girmeyi’’ hedefliyor. Erdoğan ise milliyetçiliği tırmandırarak, HDP’nin elini zayıflatmak istiyor.

‘’Bayrak indirme’’ meselesi, aslında iki tarafın da ne denli samimiyetsiz olduğunu ortaya koymuştur. ‘’TC’’ amblemi, bizzat Öcalan’ın isteği üzerine indirilmiştir. AKP de bu isteği yerine getirmiştir. Bayrak indirmenin yarattığı infiali gören ve tedirgin olan HDP, bu saygısızlıkta hiç payları yokmuş gibi davranıyor ve “bayrak indirmek provokasyondur’’ diyor. AKP de bu olay üzerinden nemalanmaya çalışıyor. Halbuki; bu ülkede AKP’nin atadığı kaymakamlar ve valiler, törenlerdeki resmi geçitlerde bayrak geçerken ayağa dahi kalkmıyor...

İşin özüne gelirsek:

AKP iktidarı, önüne konulan “Çözüm Paketi’’ni bir türlü nihayete erdiremiyor. İç ve dış dengeler, AKP’nin ‘’daha fazla adım atması’’nı engelliyor. AKP, söz verdiği adımları attığı takdirde, oylarının düşeceğini ve iktidarının sonlanacağını görüyor. Bu yüzden, PKK’yı oyalamak istiyor. Zaman kazanmaya çalışan AKP, verdiği sözleri yerine getirmek için “Cumhurbaşkanlığı ile genel seçim’’in bitmesini bekliyor. PKK ise, bu iki seçim bittiği takdirde, hiçbir kazanım elde edemeyeceğini düşünüyor. Diyarbakır – Bingöl karayolunu tam 12 gün ulaşıma kapatan PKK, AKP iktidarına “havuç’’ gösteriyor. Ve PKK’lılar, AKP’ye ‘’Bizim şakamız yok’’ diyerek çok güçlü bir mesaj veriyor. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın bahçesine girip Türk bayrağını indiren PKK, AKP’nin ‘’façasını bozuyor.’’

PKK şunun farkında; tabanı yıllardan bu yana “bugün – yarın’’ denilerek oyalanıyor. Dağa çıkarılan binlerce genç, "Biz neden buradayız?'' diye sorgulamaya başlıyor. Böyle bir tabanı tutmak ve sürekli bekletmek zordur. PKK, tabanını elinde tutabilmek için AKP’yi politik hamlelerle köşeye sıkıştırıyor. Bayrak indirme, yol kesme, kaçırılan çocuklar meselesi vs.. Bunların tamamı aslında ‘’çözüm süreci’’nin hiçbir noktaya ilerlemediğini gösteriyor. AKP gibi otokrat bir partiden ‘’Kürt Sorunu’’ gibi devasa bir olguyu çözmesini bekleyen HDP yöneticileri ise olan biteni şaşkınlıkla izliyor. Zira; Kandil yönetimi, “HDP’nin İmralı’ya gitmesine gerek yok’’ diyerek, HDP’yi de anlamsızlaştırıyor.

Peki bundan sonra ne olacak?

AKP’nin hiçbir sorunu çözemeyeceği ve el attığı her sorunu daha da karmaşık hale getirdiği ortada... Bayrağın indirilmesi, “egemenliğine son veriyorum’’ demenin yanında, “birlikte yaşamak istemiyorum’’ mesajını da taşıyor. Bayrak indirmeye kitleler bugün belki çok büyük tepkiler vermiyor ama bunun içten içe büyük bir yıkıma yol açacağını söylemek de gerekiyor.

Bu bağlamda, sosyal demokratların daha yüksek sesle konuşması, akılcı çözümler önermesi ve “birlikte yaşama’’nın şartlarını sağlayacak formüller üretmesi gerekiyor. Kapımıza gelip dayanan El Kaide terörünün Türkiye’yi kan gölüne çevirme ihtimalinin olduğu aşikar... Kürt Sorunu toplumu ikna edici bir şekilde çözülmediği takdirde, Suriye ve Irak’a benzeme ihtimalimiz de artıyor...
Bu yazı toplam 353 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.