1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. Erdoğan yine niye 28 Şubat'ı hatırladı

Erdoğan yine niye 28 Şubat'ı hatırladı

Acaba Erdoğan, ilgililerin kesin bir dille yalanladığı Bardakçı'nın bu iddiasını, üzerinden 1 yıl geçtikten sonra niye sahiplenmiş olabilir?

A+A-

Bugün AKP Başkanı seçilen Erdoğan dün İbn Haldun Üniversitesi'nin açılış töreninde yine 28 Şubat'ı ve “bir şiir yüzünden” hapse konulmasını hatırladı.

Buna ilişkin açıklamalarından önce “terörle mücadele” hakkındaki sözlerini aktarıp, birkaç kelâm edelim.

“Bizim mücadelemiz farklı düşüncelerle değil, terörle, terör örgütleriyle ve bu cinayet şebekelerine sözlü ve fikrî mühimmat sağlayanlarladır. Dünyanın hiçbir ülkesinde terör örgütlerinin propagandasını yapmak, düşünce özgürlüğü kapsamına girmez” dedi.

Doğru da yıllar yılı İmralı'daki terörist başına övgüler yağdıran, PKK'yla Oslo masasına oturanlar hangi iktidarın sözcüleri ve bürokratlarıydı? Veya bugün AKP Olağanüstü Kongresi'ne de katılan Bülent Arınç Kasım 2013'te, “Sayın Öcalan demek suç olmaktan çıktı. PKK’nın kendine ait bayrağını elinde taşımak, Öcalan’ın posterini taşımak suç olmaktan çıktı. Hatta, ‘Türkiye’nin sistemi böyle olmalıdır. Şunlar şunlar, eyaletler, demokratik özerklikler falan… Bunların hiçbirisi artık suç değil” derken, kimin Başbakan Yardımcısıydı? Ve bu “özgürlükler, açılımlar” sayesinde kaç şehit verdik?

ŞİİRDEN Mİ MAHKÛM OLDU?

Erdoğan'ın bir “şiir yüzünden” mahkûmiyetine gelince; Şunları söyledi:

“Kimse kimseyi kandırmasın, biz bunların cemaziyülevvelinizi gayet iyi biliriz. Sicili hak ve hürriyet katliamları ile dolu olanların, bize ders vermeye kalkması komik kaçıyor komik. Devletin kendi kitaplarında olan bir şiiri okudum diye içeri attığınız bir cumhurbaşkanı var bu ülkede, kimi aldatıyorsunuz? Talim Terbiye Kurulu’nun onayından geçmiş böyle bir şiiri okudum diye içeri attığınız bir cumhurbaşkanı var, biz sizi iyi tanırız.”

Oysa Erdoğan 6 Aralık 1997'de Siirt'te sadece şiir okumamış, şöyle konuşmuştu:

“Türkiye’de düşünce özgürlüğü yok ve ırk ayırımı yapılıyor. Benim referansım İslamiyet’tir. Bunu dile getiremiyorsam, yaşamamın ne anlamı var? Batı insanının bile inanç hürriyeti var. Avrupa’da ibadete, başörtüsüne saygı duyuluyor. Ama Türkiye’de engelleme getiriliyor. Türkiye’de neden buna saygı gösterilmiyor?.. Okunan ezanı kimse susturamayacak. Çünkü ezanın sustuğu yerde insanların huzuru olmaz. Bizi hiçbir zaman sindiremezler… Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız, müminler askerimizdir… Kürt, Arap, Çerkez ayrımı yapılamaz. Çünkü bütün insanların birleştiği çatı İslâm'dır. Türkiye’deki ırk ayırımına kesinlikle son vereceğiz. Bunu bu hale getirenler utansın… Bugüne kadar Türkiye’yi yöneten yanlış zihniyetle mücadele edip, göğsünü gere gere referansım İslam’dır demek, başörtüsü zulmünü bitirmek, en az azınlıklara tanınan tüm hakların bu ülkenin gerçek sahiplerine de tanınmasını sağlamak istiyoruz.” 

Hakkında açılan davanın konusu da “şiir” değil, işte bu konuşmaydı; O dönemde yürürlükte olan TCK'nın 312. maddesine göre, “bölücülük” iddiasıyla yargılandı. Nitekim Yargıtay'ın gerekçeli kararında,  “Her rejim gibi, demokratik rejimin de kendini savunma hakkı bulunduğu” hatırlatılarak, “Erdoğan’ın halkı, kula kulluk edenlerle-Atatürkçü laik kesim, Hakka kulluk edenler-İslam’ı şeriat ile bütünleştiren Müslümanlar olarak ikiye böldüğü ve bu iki kesimi birbirine karşı kışkırttığı, savaş çağrısı yaptığı” vurgulandı. Ayrıca, “İslam dini, barış ve kardeşlik dinidir. Müslümanlar arasında ayrım yapmaz. Allah nezdinde, kimin daha makbul Müslüman olduğu sanığın, takdirinde değildir” denildi. 

AKP'nin bugünkü kongresinin sloganlarından birisi de “Değişim” ya, Erdoğan'ın dünkü konuşmasıyla ilgili bir şeye daha dikkat çekelim.

“Türkiye’nin son 14 yılı millet, tarih ve ilim düşmanı bu çevrelerle mücadeleyle geçti” dedi... “Vesayet odaklarından, jakobenlerden, hazımsızlardan” söz etti. “Millet düşmanlarının devrine son verdiklerini” anlattı. Sonra da, “Katsayı zulmünün üniversiteleri kasıp kavurduğu günlerde sesi çıkmayanların, bugün sabah akşam kendisini eleştirmesinden, kendi ideolojileri dışındakilere hayat hakkı tanımayanların, bugün düşünce özgürlüğü üzerinden şahsını, hükûmeti ve devleti hedef almasından” yakındı.

1997'den bugüne; Ne büyük “değişim”, ama!..

Erdoğan'ın “katsayı zulmü” ifadesiyle ilgili şu notu da aktaralım. Ankara'da görülen “FETÖ çatı ana davasında” dinlenen bir tanık, dönemin YÖK Başkanı Prof. Kemal Gürüz'ün bu uygulaması sayesinde “FETÖ'cülerin” uzun süre üniversitelere sızamadığını, sonrasında bunun kaldırılmasıyla üniversiteleri ele geçirdiklerini anlattı. Bir salonda “FETÖ”cüler”, diğer bir salonda Gürüz başta olmak 28 Şubat sanıkları yargılanırken!..

28 ŞUBAT'TA ABDÜLHAMİD'İN KİTAPLARI ÇÖPE ATILDI MI?

Erdoğan'ın dünkü konuşmasının bir başka bölümüne geçelim. Üniversitelerin bilim dünyasına yaptıkları katkılar yerine, ikna odaları ve başörtüsü yasakları ile anıldığı günlerin unutulmadığını belirterek, şunları söyledi:

“Üniversite hocalarımızın temel meşgalesinin öğrencilerinin zihni ve fikrî gelişimi değil; saçı, sakalı, kılığı, kıyafeti olduğu dönemleri dün gibi hatırlıyoruz. Sadece öğrenciler değil, kitaplar da zulümden nasibini almıştır. Öyle ki, bazı üniversitelerde Moğol istilasına benzer şekilde, kitap katliamları yaşanmıştır. 28 Şubat sürecinde, Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in Sultan Abdülhamid’e hediye ettiği kitaplar ile binlerce nadide eser, İstanbul Üniversitesi’nin yönetimi tarafından çöpe atılmıştır. Türkiye, işte bugünlerden geçerek günümüze ulaşmıştır.” 

Peki, kitapların çöpe atıldığı doğru mu?

28 Şubat döneminin İstanbul Üniversitesi Rektörü olarak bilinen, sonrasında Ergenekon kumpasında tutuklanıp, yargılanan ve 15 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'na sorduk.

Kendisinin Aralık 1997'de Rektör seçildiğini, 28 Şubat döneminde Prof. Dr. Bülent Berkarda'nın Rektör olduğunu hatırlatan Alemdaroğlu, “Yalan. Hiçbir şekilde hiçbir kitap ne atıldı, ne yakıldı, ne çöpe, suya atıldı, ne de bir kitaba karşı tavır sergilendi” dedi.

Erdoağan'ın bu iddiasının kaynağı mı? Murat Bardakçı.

19 yıl hiç duyulmayan böylesi bir “olayı”, Bardakçı Ocak 2016'da duyurdu. Bardakçı, “28 Şubat dönemindeki kitap kıyımını” anlatırken,  “Moğol istilası” benzetmesini yapıp, Sultan Abdülhamid'e hediye edilen kitapların çöpe atıldığını öne sürdü. Ardından da Prof. Kemal Gürüz, Prof. Kemal Alemdaroğlu ve Prof. Meral Alpay'ı suçlayarak, şunları yazdı:                  

“Türkiye'nin vaktiyle en mükemmel ve en zengin kitaplıklarından olan İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Bölümü'ndeki emsalsiz eserleri çöplüğe lâyık gören üçlüden; yani her biri 'Profesör' unvanını taşıyan Kemal Alemdaroğlu'ndan, Kemal Gürüz'den ve Meral Alpay'dan işledikleri cürmün hesabının sorulması gerekir. Hukukçu değilim, böyle bir cürüm ile ilgili zamanaşımının kaç sene olduğunu ve şu anda bitip bitmediğini bilmiyorum, üstelik hayatımda hiçbir zaman 'muhbir vatandaş' olmadım, ama şimdi ilk defa ihbarda bulunuyorum; Bu hadise hakkında savcılığın adlî, İstanbul Üniversitesi'nin tarihçi rektörü Prof. Mahmut Ak'ın da idarî soruşturma açmaları ve Prof. Ak'ın kütüphanede ilk defa ciddî bir sayım yaptırması, gerekten de öte şart gibidir!..”

SALI 28 ŞUBAT HAZİRAN'DA ERGENEKON VAR

Acaba Erdoğan, ilgililerin kesin bir dille yalanladığı Bardakçı'nın bu iddiasını, üzerinden 1 yıl geçtikten sonra niye sahiplenmiş olabilir?

Galiba şundan:

Salı günü 28 Şubat davası var. Hakimi ve Savcısı peşpeşe değişen bu davada karar aşamasına gelindi gibi. Dönemin YÖK Başkanı Prof. Kemal Gürüz sanıklar arasında.

Yargıtay'ın usülden ve esastan bozduğu Ergenekon davası ise 21 Haziran'da yeniden görülecek. Gürüz'ün yanısıra Prof. Kemal Alemdaroğlu da bu davanın sanığı.

Ne diyelim; Manidar zamanlama!..

Müyesser Yıldız

Odatv.com

Bu haber toplam 355 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.