1. HABERLER

  2. KADIN

  3. Hem eş hem anne hem de çalışan

Hem eş hem anne hem de çalışan

Uykusuz geceler, eşinizle kavgalar, hayatınıza karışan büyükler, devam etmesi gereken iş hayatı ve sürekli çekilen vicdan azabı...

A+A-

Uykusuz geceler, eşinizle kavgalar, hayatınıza karışan büyükler, devam etmesi gereken iş hayatı ve sürekli çekilen vicdan azabı...

30'lu yaşlarda dokuz kadın; Bayan Güçlü, Bayan Kariyer, Bayan Farkında, Bayan Huzur, Bayan Estetik, Bayan Evcimen, Bayan Anne, Bayan Yürekli ve Bayan Üretken... İyi eğitimli, kendi parasını kazanan ve hepsi en az bir çocuk sahibi olan bu kadınlar, bir psikodrama grubunda buluşuyor. İlk gün birbirlerine ne anlatacaklarından emin olamasalar da bir süre sonra, özellikle çocuk sahibi olduktan sonra yaşadıklarını, sevinçlerini ve hayal kırıklıklarını samimiyetle paylaşmaya, bu sırada da aslında sandıkları kadar yalnız olmadıklarını fark etmeye başlıyorlar. Bir yıl boyunca haftada bir gün buluşan ve kurgu değil, tamamen gerçek olan bu grubun hikayesini yazmak da tabii ki Bayan Üretken'e yani Burcu Aksoy'a düşüyor. "Çocuğum, İşim, Eşim... Peki Ya Ben?" adlı kitabı piyasada olan Aksoy ile deneyimlerini konuştuk.

KIZIM 2,5 YAŞINDAYKEN İŞE BAŞLADIM

Sizin hikayeniz nedir, bu gruba nasıl dahil oldunuz?
2006'da doğum yaptım. Öncesinde yoğun bir iş tempom vardı ve hamileliğim bu tempoda geçti. Yediğime içtiğime çok dikkat ettim ama ne bir hazırlık kursuna gidebildim, ne de yürüyüş yapabildim. Doğumdan sonra altıncı ayda işe döndüm ve kızım 18 aylık olana kadar yoğun tempoda çalışmaya devam ettim. Ancak bir gün kendi kendime, "Çocuğumun büyümesini görmek istiyorum" dedim... Ve işten ayrıldım. Böylece kızımın büyüdüğünü görebildim ve bu kararımdan hiç pişman olmadım. Ancak bir yandan işimi de özlüyordum ve kızım 2,5 yaşına geldiğinde onu okula gönderdim, ben de iş hayatına farklı bir firmada geri döndüm. Geçen süreçte kızımı adeta bir fanusun içinde büyüttüğüm için okula başladığında hastalıklar ve zorluklar yaşadık. Sürekli okulu arayıp Zeynep'in nasıl olduğunu soruyordum. Bu telefonlardan birinde okulun pedagogu bana, "Burcu Hanım çok ilgili bir annesiniz ama Zeynep gayet iyi. Bence sizin desteğe ihtiyacınız var. Hayat sadece Zeynep'ten ibaret değil" dedi. Şaşırdım... Farklı bir hayat olamayacağını düşünüyordum. Sonra bana psikodrama grubundan bahsetti. Katılmayacağımı söyledim. "Biraz nefes almaya ihtiyacınız var. Siz mutlu olacaksınız ki çocuk mutlu olsun" deyince ikna oldum.

Şimdi bakınca bu gruba girince hayatınız değişmiş gibi görünüyor...
İstanbul'da iş hayatında özelimizi paylaşmamayı öğreniyoruz. Psikodrama grubuna da "Tanımadığım bu kadınlarla ne konuşacağım" diye korka korka gittim. Sonra baktım ki hepsi benim gibi bir sürü anne... Biz, çocuk sahibi olduktan sonra hayatı farklı algılamaya başlamış ve kafası karışmış kadınlardık. Ve gerçekten o günden sonra hayatım değişmeye başladı. Çünkü ben sıkıntıların, uykusuzlukların, iç çatışmaların sadece benim yaşadığım olaylar olduğunu sanıyordum. Oysa ki bütün anneler aynı şeyleri yaşıyordu. Bize çocuk sahibi olmanın sanki bir evcilik oyunu olduğunu söylemişlerdi ama birçok zorluğu vardı. Bebeğin bir evliliği kurtarabileceği söylenmişti ama çocuk konusunda anne ve baba ortak bir paydada buluşamıyorlarsa evliliği yıkabiliyordu da... Yalnız olmadığımı fark edince diğer kadınlar da yalnız olmadıklarını hissetsin diye bu kitabı yazdım.

HİÇBİR ŞEYDEN FERAGAT EDEMİYORSUN

"Peki ya ben?" sorusunu daha önce kendi kendinize hiç sormuş muydunuz?
Hepimiz aslında farkındayız bu durumun... Diğer kadınlarda da şunu gördüm; iş öncelikli olmak zorunda çünkü belli bir performans bekleniyor. O yüzden işten feragat edemiyorsun. Çocuğu sen dünyaya getirdin, onu en iyi şekilde büyütmek zorundasın, o nedenle feragat edemiyorsun. Eş, sosyal çevre, ailenin diğer fertleri ve evin düzeni ile ilgili yükümlülüklerden feragat edemiyorsun. Geriye feragat edecek bir tek sen kalıyorsun. Bu gruba girince bunun iyice farkına vardık, "Bir şey yapmamız lazım" dedik. Her hafta başka şeyler konuştuk ama temelde gördük ki bizim mutlu olmamız, kendi ayaklarımızın üzerinde durmamız gerekiyor. Bizim gibi olan insanlarla bir araya gelip, yalnız olmadığımızı görmemiz gerekiyor. Değiştirmek için en azından önce fark etmemiz gerekiyor. Bu kitabın çıkış noktalarından biri de bu; kadınların bunu fark etmesi.. Tabii her kadının çözümü farklı... Biri kariyer diyor, biri evden çalışıyor, biri çalışmamayı tercih ediyor. Önemli olan çözümü fark etmek...

DERDİNİZİ KADINALRA ANLATIN

Mutlaka bir arka bahçeniz olsun Burcu Aksoy, hem kendi hayatında hem de grupta yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak annelere şu önerilerde bulunuyor:
"İnsan insanın acısını alır demiş atalarımız. Kadınlar da diğer kadınlarla paylaşımlarda bulunmalı. Çünkü hepimiz farklı hayatlarda, farklı renklerdeyiz ama yaşadıklarımız birbirine çok benziyor.
Her kadının mutlaka bir arka bahçesi olmalı. Bu bahçe mutlaka iş hayatı olmak zorunda değil. Örgü örmek de olabilir, mutlu olduğunuz başka bir şey de... Yeter ki kendinizi şarj edin. Çocuklar doğuyor, büyüyor ve bir gün evden gidiyor, yine eşinizle baş başa kalıyorsunuz. Bu nedenle evliliğinizi karşılıklı olarak ihmal etmeyin. Haftada bir gün çocuksuz, baş başa vakit geçirin."

Tamamen biz olarak var olduk orada. Ruhlarımızın pasını sildik. Orada öyle şeyler konuştuk ki... Yanlış yoktu, gizli saklı yoktu, yargılama yoktu. Herkes olduğu gibi içtendi. Her insanın olması gerektiği gibi... Bütün hayatımızı göz önüne serip paylaştık. Orada tamamen 'ben'dik.

ERKEKLER SORUNLARI YOK SAYIYOR

Kitapta eşler hakkında birçok hayal kırıklığından söz ediliyor. Onlara da söz hakkı verilse ne derlerdi acaba?
Erkekleri eleştirmek gibi bir amacım kesinlikle yok. Bu kitabın amaçlarından biri erkeklerde de farkındalık yaratmak... Onların algılama şekli tamamen farklı. Erkekler, sorun gözlerinin önüne gelmediği sürece onu yok sayıyor. Bu kitabı okurlarsa kadınların neler beklediğini öğrenip ona göre davranabilirler. Çocuk doğduktan sonra kadın ve erkek ortak noktalarda birleşip her şeyi paylaşınca sorun olmuyor zaten. Ama çocuk sadece kadının bir parçası olarak algılanınca kadın isyan ediyor. Oysa çocuk o aşkın ortak bir meyvesi ve ona beraber bakmak evliliği güçlendiriyor.

Bazı şeyleri önceden bilmek için yeni evliler ve hamileler de okuyabilir diye düşünüyorum...
Evet çünkü iki insan aşık olup evleniyor ve çocuk sahibi oluncaya kadar adeta evcilik oynuyorlar. Oysa çocuk doğunca bütün sistem değişiyor. Öncesinde karı-koca olarak hazırlıklı olmak, kendilerini neyin beklediğini bilmek, en azından bize bugüne kadar söylenmeyenler konusunda hazırlıklı olmak açısından faydalı olabilir.

"PEKİ YA BEN?"

Çalışmayan kadınlar da "Eşim, çocuğum... Peki ya ben?" diyorlar mı?
Tabii ki onlar da diyor çünkü en ağır işçilik ev kadınlığı aslında. Onlar da muhakkak bütün gün evde çocukla baş başa kalıyor ve bütün gün çocukla beraber olmak da, eğer desteğiniz yoksa hiç kolay bir şey değil.

Kitapta eski çağlarda kadınların çocuklarını korumak için birbirlerinin yardımına koşabilecekleri gruplar kurduğunun bilgisini veriyorsunuz. Kadının kadına desteği hala çok önemli değil mi?
Eskiden kadınlar daha sık günlere giderdi, komşuluk ilişkileri vardı. Şimdi birçok kadın çalışıyor, komşuluklar da yok. Sıkışan insanlar daha çok uzmanlara gidiyorlar. Aslında kadınların kadınlara kendi dertlerini anlatmaları en büyük terapi.... Facebook'ta gruplar var ya da e-posta, psikodrama ve yoga grupları var. Bunlara katılabilirler.

Kitabın kahramanlarını "Gökkuşağı Kadınları" olarak tanımlıyorsunuz...
Hepsinin farklı özellikleri var. Biri için kariyer önemli, diğeri için fizik ve estetik unsurlar, bir diğerinin ise anneliği ön planda. Yani biri biraz daha mor iken, diğeri daha kırmızı gibi... Farklı renklerimiz öne çıkıyor ancak diğer renklerden de hepimizde var. Yani aslında hepimiz birer gökkuşağıyız diye düşünüyorum.

KİTAPTAN BİR ALINTI

Sen değişirsen dünya değişiyor
İnsanlar bizi kariyer sahibi, sabah evden çıkarken bol parfüm sıkan, topuklu ayakkabılar ve şık elbiseler giyip, güzel evlerde oturan kadınlar gibi algılıyor ama birçoğumuz aslında her şeyi yapmaya çalışarak yorgunluktan akşamları bayılarak uyuyoruz. Hiçbiri de tam olmuyor hayatlarımızda.Dolayısıyla vicdan azabı birçok konuda yakamızı bırakmıyor. Ben nerede, nasıl yaşarsa yaşasın, ne işi yaparsa yapsın asıl mutluluğun insanın içinde, hedeflerinde ve algılama biçiminde olduğunu düşünüyorum. Sen değişirsen dünya değişiyor. Bayan Üretken

Yaprak ÇETİNKAYA
Formsante

Bu haber toplam 398 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.