1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. İç savaşa açık davetiye, teşvik söz konusu

İç savaşa açık davetiye, teşvik söz konusu

Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu son KHK'nın iç savaşa açık bir davetiye olduğunu, mevcut yönetimin bir darbe yönetimi olduğunu belirtti.

A+A-

Miray Mert / ABC

"Olağanüstü Hal" uygulaması kapsamında hazırlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni Kanun Hükmünde Kararname (KHK) dün 24 Aralık 2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı. Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ABC Gazetesi'ne OHAL ile yönetilen Türkiye'nin ve son KHK'nın getirdiklerini anlattı. 

Eminağaoğlu, yayınlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni KHK'nın en kritik noktaları olan 'tek tip kıyafet zorunluluğu' ve  'terör eylemlerine karşı harekete geçen sivillerin hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmaması' başlıklarına değinerek çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Son KHK'yla birlikte terörle mücadele kisvesi altında AKP'nin milis kuvvetlerine "dokunulmazlık" zırhı dağıtılıyor. Anayasa'ya aykırı bir durum söz konusu mudur? 
Zorunluluk hali, meşru müdafaa hali, bütün çağdaş ceza yasalarındaki gibi TCY'de de koşulları ortaya konularak, cezai sorumluluğu kaldıran nedenler içinde düzenlenmiştir. Böyle bir düzenleme yürürlükte iken, OHAL KHK'sı ile akla hayale gelmeyen, yeni bir tür sorumsuzluk getirilmiştir.

15 Temmuz darbe teşebbüsü, terör eylemleri veya bunların devamı niteliğindeki eylemleri bastırmak için her kim olursa olsun hareket edenlere mutlak sorumsuzluk getirilmiştir.

Getirilen düzenlemeyi ceza hukuku kavramları ile hukukla, akılla, mantıkla, insanlıkla, insanlık mirasının kazanımları ile açıklayabilmek olanaklı değildir.

Zorunluluk hali, meşru müdafaa hali gibi ceza hukuku kurumlarının ötesinde, suça müdahale etmek, suçu önlemek, devletin görevleri arasındadır. Yargılama yapmak devletin görevlerindendir. Şimdi yapılan nedir derseniz, devletin suçu önleme, yargılama yapma görev tekeli sona ermiştir. O zaman devlet neden vardır. Böyle olunca, KHK ile getirilen düzenleme gereği hareket edenler, suçu önleme, adeta yargılama yapma yetki ve görevi ile donatılmıştır. Böyle olunca da, KHK ile getirilen bu düzenlemenin anlamı, doğrudan yargısız infazdır. 

Yargısız infazları meşrulaştırmaktır. Yargısız infaz yapanlara da sorumsuzluktur.

Hukukla, ceza hukuku ile açıklanamayan bir konunun, Anayasaya uygun olabilmesi elbette söz konusu değildir. AYM'nin, OHAL KHK'larını denetlememe tutumu nedeniyle, hukuktan, hukuksal denetimnden kaçan bir iktidar böyle bir düzenlemeyi OHAL KHK'sı ile yapmıştır. Düzenlemenin hukuka uygun olduğundan endişe etmeyen bir iktidar böyle bir düzenlemeyi AYM denetimine açık olarak neden yapmaz...

İktidar bile, yaptığının Anayasaya aykırı olduğunu çok iyi bildiği için böyle bir düzenlemeyi, AYM denetiminden kaçırarak, OHAL KHK'sı ile gerçekleştirmiştir.

12 Eylül darbecileri bile böyle bir düzenlemeyi ancak Anayasa ile yapmışlar, Anayasaya Geçici 15 inci madde koymuşlardı. O düzenlemede de, sadece darbeciler ve kamu görevlileri için, geçici bir sorumsuzluk öngörüşmüştü.

Şimdi, kamu görevlisi olsun olmasın, iktidarın istediği biçimde hareket eden herkese, tam bir sorumsuzluk tanınmaktadır. Geçici 15'inci maddenin bile ötesine geçilmekte, geçici 15 inci madde süresiz ve kalıcı bir biçimde geri getirilmektedir.  Bu ise, mevcut yönetimin bir darbe yönetimi olduğunu, onunda ötesinde hareket ettiğini göstermektedir.

Ülkenin iç savaşa sürüklenmesine yol açar mı?
Türkiye yargısız infazlardan, faili meçhullerden, toplu katliamlardan çok çekmiş, çok bedeller ödemiş bir ülkedir.
Devlet olarak, yargılamayı ortadan kaldırır, doğrudan sorumsuzluk zırhı tanırsanız, iktidara sırtını dayayacak gruplar, bu yollara ister istemez sapacaktır.

İktidarın iki dudağı arasından çıkana göre biçimlenen yargı da bunların hesabını elbette soramayacaktır. Sandıkta hesaplaşmanın yerini, sokakta hesaplaşma, sokak kültürü ile hareket etme alacaktır. Bunu yapanlar da elini kolunu sallayarak dolaşacaklardır. O zaman devlet, hukuk devleti neden vardır?

İç savaşa göz yummak bile değil, açık davetiye, teşvik söz konusudur.

Bu durum Maraş Katliamı, Sivas Katliamı gibi olayların yaşanmasına neden olur mu?
İç savaştan hesap sormak bir tarafa hesap sormayacağını açıkça yaptığı KHK ile gösteren bir iktidar nedeniyle, Sivas katliamından, Maraş katliamından çok daha büyük bedeller Türkiye'de gündeme gelecektir.

Şimdilerde şehit haberlerinin eksik olmadığı günlerin neredeyse bulunmadığını düşünürsek, sokak saldırıları, toplu linç ve katliamların yaşanmadığı, haberlerinin duyulmadığı günler bile neredeyse olmayacaktır.

Türkiye'de herkes, birlikte var olmak için, yarınları yaşayabilmek için kenetlenmek, hep beraber hukuk ve demokrasi içinde bu uygulamaya karşı mücadele etmek durumunmdadır.

Gün, hukuk, demokrasi, insanlık diyenlerin bu ortak payda altında kenetlenme günüdür.

Sizinle daha önce de konuşmuştuk tek tip kıyafet zorunluluğu getirildi. İktidar ABD yi eleştirirken Guantanamoyu örnek alıyor. İnsan haklarına ve masumiyet karinesine aykırılık oluşturur mu? Tek tipleşmenin önünü açar mı? 
Yargılama süreci devam eden kişileri, yargılama sürecinde tek tip kıyafetle teşhir ederek, bu kişiler yargısız infaz edilmektedir. Kişilerin suçlu oldukları hafızalara kazınmaktadır.

Hükümet, dünyadaki çağdaş gelişmeleri izlemek yerine, nerede aykırı bir uygulama varsa onu alıp getirip, iktidar dayatması ile uygulamaya sokmaktadır. 

Düzenleme ile mahkümiyet kararı kesinleşmeyen kişilerin suçlu olarak teşhiri öne çekilmektedir. Bunu insan hakları ile bağdaştırmak söz konusu değildir.

Bir KHK'yi diğeri izliyor ve iki yeni KHK daha çıktı.  Artık torba KHK'lar da çıkartılarak, OHAL ile bile ilgili ilgisiz her konunun KHK ile düzenlenmesi yoluna gidiliyor. Neden böyle bir yol seçiliyor?
15 Temmuz'dan sonra  OHAL ilanından hareketle, ilki 667 sayılı KHK, sonuncusu da 696 sayılı KHK olmak üzere otuz adet OHAL KHK'sı çıkartıldı.

Bu KHK'larla, ilan edilen OHAL ile ilgili olsun veya olmasın her türlü konularda düzenlemeler yapıldı. Bununla da yetinilmeyerek yine bu KHK'ların bir çoğu ile de OHAL ile ilgili olsun veya olmasın, yürürlükteki bir çok yasanın bir çok maddesinde değişiklik te yapıldı.

Böylece bir yöntemle yürürlüğünü sürdüren bu yasalar yoluyla, OHAL adeta kalıcı da kılındı.
Yine bu KHK'larla, doğrudan gerçek ve tüzel kişiler hakkında, OHAL ile ilgili veya ilgisiz bir çok işlem de gerçekleştirildi. Anayasada, OHAL KHK'ları AYM'nin görev alanı dışında bırakılmıştır.

AYM (örneğin 285, 424, 425, 430 sayılı KHK'larla ilgili olarak 1991, 1992, 2003 yıllarında verdiği) önceki kararlarında, OHAL ilanına neden olmayan konularda veya OHAL ile ilgili amacı aşar biçimde, OHAL KHK'sı adı altında çıkartılan KHK'ların gerçekte OHAL KHK'sı olarak nitelenemeyeceğini, düzenlemenin adının değil içeriğinin esas olduğunu belirterek, bu nitelikteki KHK'ları iptal etmiştir.

15 Temmuz sonrasında ise AYM, önceki kararlarından dönerek, yapılan düzenlemenin içeriğine değil adına bakacağını, adı OHAL KHK'sı olarak belirtilmiş ise, bu KHK'ları denetleyemeceğini kabul ederek, CHP'nin 668, 669, 670, 671 sayılı KHK'ların bazı maddelerinin iptali için açtığı davaları 2016 yılında reddetmiştir. CHP, bu kararlardan sonra diğer KHK'lar için dava açma yoluna gitmemiştir.

Hükümetin çıkardığı KHK'lardan da sadece 667, 668, 669, 671, 674 sayılı KHK'lar, TBMM'de görüşülerek sırasıyla 6749, 6755, 6756, 6757, 6758, sayılı Yasa olarak kabul edilmiştir. Diğer KHK'lar ise henüz yasalaşmamış olup, halen KHK olarak yürürlüktedir.

Özellikle AYM'nin tutumu karşısında, hükümet asla denetlenmesini istemediği her konuda artık KHK çıkarma yoluna gitmektedir.

İstediği her şeyi OHAL KHK'ları ile yapmakla, böylece yaptıkları anayasal yargı denetiminin dışında kalmaktadır. Oluşturduğu OHAL Komisyonunun etkin denetiminin ortaya çıkmaması yargı sürecinin önünü de ayrıca tıkamıştır.
Hatta idari yargıyı ilgilendiren konularda, kişilerle ilgili istediği işlemleri bile KHK'larla yapmakta olup, farklı veya aksi bir işlem gerektiğinde bunu da yeni bir KHK ile yapma yoluna gitmektedir ki, bu tutumuyla idari yargı denetimini de fiilen askıya almış, kendisi yargı gibi hareket eder olmuştur.

OHAL ile ilgili olsun veya olmasın istediği her konuyu KHK ile düzenleyen hükümet, böylece yaptığı işlemleri yargı denetimi dışına taşımıştır. Hükümetten beklenen OHAL KHK'ları ile düzenleme yapmaması, bir an önce OHAL'ı sonladırması, hatta OHAL'ın kalkma takvimini açıklamasıdır. Yaptığı işlemlerden ve KHK'ların hukuksal denetiminden endişe duymayan bir hükümet, OHAL düzenlemeleri ile perdeleme yapmamalıdır.

Hükümetten bu aşamada beklenen kuşkusuz yasa ile ilgili olanları yasa ile, diğer düzenleyici veya idari işlemler ile olması gerekenleri de o düzenleyici veya idari işlemlerle yapması, tüm yaptıklarını da yargı denetimine tabi olarak gerçekleştirmesidir.

Hükümetin, bunun yerine hesap vermekten kaçarak, her istediğini, her istediği gibi yapma isteği, karşımıza yargı denetimi dışındaki giderek artan OHAL KHK'larını çıkartmaktadır.

Hükümetin bu tutumu, kendi yaptıklarının kendisi tarafından da hukuksal bulmadığının ayrıca bir ifadesidir.

Bu haber toplam 2113 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.