• BIST 73.391
  • Altın 133,104
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Gaziantep : 4 °C
  • Adana : 10 °C
  • Ankara : -7 °C
  • İstanbul : 2 °C
  • İzmir : 9 °C

Kılıçdaroğlu, Aleviler ve İhsanoğlu...

Barış Yarkadaş

Kılıçdaroğlu'nun Alevilere zarar verecek bir adım atmayacağına eminim...

Bir önceki yazımda, çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Alevilerin desteğini alamadığı sürece, seçilme ihtimalinin düşük olduğunu ifade etmiştim. İhsanoğlu'na bu desteği alabilmesi için bir de formül önermiş ve şöyle demiştim: ''İhsanoğlu, Ortadoğu'da Alevilere yönelik katliamların önüne nasıl geçeceğini ikna edici bir dille anlatabildiği takdirde, kendisine yönelik bakış değişebilir.''

İhsanoğlu'nun Alevilere yönelik seslenişi kuşkusuz bununla sınırlı kalmamalı... Yani; sadece Ortadoğu'daki mezhep savaşına neşterin nasıl vurulacağını değil, Türkiye'de yaşayan Alevileri rahatlatacak formülünü de dile getirmeli... AKP iktidarı döneminde örselenen, hakaret edilen, katliamlara maruz kalan Aleviler, bu ülkenin ''eşit yurttaşı'' olarak muamele göreceklerinden emin olmalı...

Yaklaşık beş ay önce CHP'ye mesaj yollayan ve Çankaya yarışına girmek istediğini ifade eden Ekmeleddin İhsanoğlu'nun siyasi areneya çıktıktan sonra bunu rahatlıkla başarabileceğine ve kaygıları kolaylıkla gidereceğineinanıyorum... Zira; yakından tanıyanların anlattığına göre, İhsanoğlu ''Sünni'' geleneğin değerlerini benimsemesine rağmen, Alevileri hiçbir zaman ötekileştirmeyen bir anlayışa sahip... İhsanoğlu, 29 Ağustos 2012'de İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri sıfatıyla Cumhuriyet Gazetesi YazarıÇiğdem Toker'e verdiği röportajda, "Bütün mezhepler eşittir, bizim zenginliğimizdir. Bu zenginliği düşmanlığa dönüştürmemek lazım'' diyor.

İhsanoğlu'nun görev başındayken; 2005 yılında düzenlenen Mekke Zirvesi'nde sekiz mezhebin eşit olduğuna dair bir mutabakat sağlandığı, 2006 yılında ise Irak'ta üç mezhebin temsilcisini bir araya getirerek on maddelik bir anlaşmayı imzalattığını hatırlatanlar, önemli bir noktaya dikkat çekiyor: "On maddelik metinden sonra, Irak'ta mezhepler arası cinayetler son buldu.''

Türkiye, ne yazık ki; ''emek, demokrasi, sınıf, laiklik ve özgürlük'' yerine, siyasal islamın kavramlarının temel referans haline getirildiği ve tüm tartışmaların bunun odağında döndüğü bir ülke haline getirildi. Bu yüzden, Cumhurbaşkanlığı tartışması bile, "Alevilik - Sünnilik'' ekseninde ele alınıyor. Oysa ki; bir cumhurbaşkanından beklenen, yasalara, anayasaya , laik, sosyal ve hukuk devletine bağlı olmasıdır. Ancak konjonktür, bu tartışmaların yapılmasına izin vermiyor.  Türkiye, siyasal islamın kavramları arasına sıkıştırılıyor. İki bin yıl öncesine ait kavramlar, "güncel'' tartışmaların odağına oturuyor.

Norveç ya da İsveç'te yaşasaydık, kuşkusuz daha farklı bir gündemimiz ve daha farklı bir siyasal dilimiz olurdu. Ancak içinde bulunduğumuz coğrafya, buna izin vermiyor. Çünkü; burnumuzun hemen dibinde, dünyayı saracak bir yangın var... Ve o yangına benzinle giden bir de iktidar... AKP iktidarı, Ortadoğu'daki mezhep savaşlarını kışkırtan, bölgeyi ateş çemberinin içine sokan tehlikeli bir politika izliyor. El Nusra, El Kaide, IŞİD ve bilimum terör örgütleri, iktidarın desteği ve himayesini alıyor. AKP iktidarı, dışarıda yanan ateşi, hızla içeriye doğru çekiyor. Devletin imkanlarını sonuna dek kullanan, sınır kapılarını açan ve terör örgütlerinin hizmetine sokan iktidar, Ortadoğu'nun ateşini  bilerek ve isteyerek büyütüyor.

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun adaylığı, mezhep savaşlarına bakışı ve bu savaşın yayılmasını engellemeye çalışan tutumu, bu savaşa karşı çıkan tüm güçler açısından bir şans haline dönüşebilir. Zira; İhsanoğlu'nun başında bulunduğu örgüt, İslamiyetin hakim olduğu 57 ülkeyi kapsıyordu. İhsanoğlu, görev başındayken, mezhep savaşlarını durdurmak için verdiği gayretle tanınıyordu.

Bu bağlamda, dün Ayşenur Arslan'ın sunduğu ''Medya Mahallesi''programında anlattığım bir gerçeği hatırlatmakta da fayda var: İhsanoğlu'nu İKÖ Genel Sekreterliği'ne öneren isim Beşşar Esad'tır... Esad, Ekmeleddin İhsanoğlu'nu, Suudilerin adayının karşısına çıkarmış ve desteklemiştir. İhsanoğlu ise Suriye'ye yönelik terör saldırılarının artması üzerine, 2013 yılının ortalarında"Esad ülkesinin başında kalmalı. Reformlar Esad'ın denetiminde yapılmalı'' demiştir. İhsanoğlu'nun bu söylemi, El Kaide, IŞİD ve El Nusra'ya yönelik net bir tutumdur. İhsanoğlu, zaten bu örgütleri "Frankeştayn'' olarak nitelemiştir.

Muhtemel Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan ise adı geçen örgütlere henüz bir kez bile "terörist'' diyememiştir. Aksine, "unsur'' diyerek gerçek kimliklerini örtmeye çalışmıştır. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması halinde, terör örgütlerine verilen desteğin artacağı ve Türkiye'nin ateş çemberi içinde kalarak kanlı bir boğazlaşmaya gideceği aşikardır...

İhsanoğlu, bu bağlamda Erdoğan ve zihniyetinin anti - tezidir... RTE mezhep savaşlarına çanak tutarken, İhsanoğlu bu tutumun tam karşısında yer almaktadır. Ayrıca, bölgedeki saygınlığı, RTE'nin kat kat üstündedir. RTE, son üç yılda bölgedeki prestijini tamamen kaybetmiştir.

RTE'nin ya da aynı zihniyetin Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması, Türkiye'yi"yakın ve açık bir tehlike''nin daha kucağına itecektir... Bu tehlikenin adı başkanlık sistemidir. RTE'nin cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğu taktirde, başkanlık sistemini hayata ''fiilen'' geçireceği aşikardır... Zira; RTE'nin siyasi hırsı bitip tükenmek bilmiyor...

İhsanoğlu liderlik iddiası ve siyasete ilişkin planları olmayan bir kişidir. Bu yüzden, Türkiye İhsanoğlu yönetiminde parlamenter sistemle yoluna devam edecektir. İhsanoğlu mu Erdoğan mı seçimi, aynı zamanda"Başkanlığa dayalı diktatörlük mü, yoksa parlamenter sisteme dayalı demokratik rejim mi'' seçimidir... Topluma bunun iyi anlatılması ve parlamenter sistemin korunmasının gerekliliği vurgulanmalıdır... ''Başkanlık''sisteminin tam anlamıyla bir diktatörlüğe dönüşeceği akıllardan çıkarılmamalıdır...

İhsanoğlu ile Kılıçdaroğlu'nun baş başa yaptığı 3.5 saatlik görüşmedekuşkusuz yukarıda yer alan tüm kaygılar ele alınmıştır. Türkiye'nin nasıl bir yol izleyeceği, parlamenter sistemin geleceği, gerilime dayalı bir siyaset yerine, ılımlı, uzlaşmacı, eşitliğe dayalı ve hiçbir kimliği yok saymayan bir politik hattın ayrıntıları konuşulmuştur... Kılıçdaroğlu gibi kılı kırk yaran bir politikacı, kuşkusuz Alevilerin hassasiyetlerini de değerledirip ona göre bir karar vermiştir.

Dün Halk TV'de de söyledim: "Kılıçdaroğlu ile neredeyse üç yıldır hiçbir temasım yok... Temas kurmak için bir çaba da göstermedim... Ayda en az dört - beş milyon kişinin okuduğu bir sitenin yöneticisi olarak, politikalarına kimi zaman destek verdim, kimi zaman karşı çıktım. Kendisini en çok eleştiren gazetecilerin başında geliyorum. Ama şunu da iyi biliyorum... Kılıçdaroğlu, Alevilerin zararına olacak, onları incitecek, yok sayacak, başlarını ağrıtacak hiçbir adımı atmaz.''

Bugün Kılıçdaroğlu'nu çok sert sözlerle eleştiren ve kimi yerde haklılık payı da bulunan CHP içindeki bazı kesimler, ortaya alternatif bir politika ya da tercih koyamıyor... İhsanoğlu ismi açıklandığında "Evet bu isim çatı adayı, ama bu çatının temeli nerede? Temeli var mı?'' diye sordum. Bu fikrimi ifade ettikten sonra, İhsanoğlu'nun Atatürk ve laiklik üzerine düşüncelerini hemen ifade etmesi gerektiğini söyledim. Yayınımızı izleyen İhsanoğlu, birgün sonraCumhuriyet'e konuştu ve Utku Çakırözer'e "Atatürk'ü inkar, Türk tarihini inkar etmektir'' dedi. Laikliğe ilişkin de güzel mesajlar verdi. "Hiçbir zaman gizli gündemim olmadı'' diyerek, RTE'ye yönelik de vurgu yaptı.

Bu sabah, yazı için masaya oturmadan önce Ekmeleddin İhsanoğlu'nun eski Avukatı, 50 yıllık CHP'li Uğur Poyraz'ı aradım. Poyraz, "İhsanoğlu için yazılıp çizilenleri okuyunca şaşırıyorum. Ekmel Bey, dindardır ama bunun şovunu yapmaz. İnancını kendi içinde yaşar. Türkiye'nin içinde bulunduğu kaotik ortamda tam isabetli bir tercihtir'' dedi. Poyraz, "Akılcı davranmakta fayda var. CHP'nin tek başına çıkardığı bir aday yüzde otuzun üzerinde oy alamazdı. İhsanoğlu Çankaya'ya çıkabilecek şansı yakalayacaktır'' ifadesini de kullandı.

Ergenekon ve Balyoz Davası sanıklarının avukatlarına verdiği destek yüzünden 3 yıl fiziki ve teknik takibe maruz kalan CHP'li Poyraz'ın anlatımları, kafamdaki bazı kuşkuları gidermeme yardımcı oldu.

Keza İhsanoğlu'na yönelik önemli bir destek de Hüsamettin Cindoruk'tan geldi... İşçi Partisi'nin öncülük ettiği Milli Merkez'in başkanı olan Cindoruk, dün gece Halk TV'de Lale Özan Arslan'a "İhsanoğlu'nun ailesini yakından tanırım. Demokrat Parti - Adalet Partisi geleneğinden gelirler. Cumhuriyetçi ve Atatürkçü bir anlayışa sahiptir Ekmeleddin İhsanoğlu... Doğru bir adaydır. Destek verilmesi gerekir'' dedi. Cindoruk'un İhsanoğlu için ''Cumhuriyetçi ve Atatürkçü bir anlayışa sahiptir'' ifadesini kullanması önemli...

İhsanoğlu'nun dedesinin Mustafa Kemal Atatürk'le ters düşmesi ve Türkiye'yi terk etmesini gündeme getirenlerin, Cindoruk'un sözlerine kulak vermesi gerektiğini de düşünüyorum... Zira; hiç kimse ailesi yüzünden yargılanmamalı... Bu bakış açısı, bizi doğru ve bilimsel tespitler yapmaktan alıkoyar... İhsanoğlu'nun 3 Temmuz'dan sonra vereceği mesajlara bakmalı ve kararımızı ona göre vermeliyiz...

Kişisel görüşüme gelince;

CHP üyesi olmayan ancak CHP'ye destek veren bir gazeteci olarak şunu söylüyorum: ''İhsanoğlu'na yönelik bakışımı, hem TV'de hem de bu köşede ifade ettim... İhsanoğlu'na yönelik eleştiri ve kaygılarımı dile getirmekle beraber, CHP'yi girdiği bu zorlu yarışta yalnız bırakmayacağım... Oyumu CHP'nin adayına verecek, RTE'nin ''başkanlık'' adı altında ''tek adam diktatörlüğü''ne gitme planına karşı çıkacağım...''

Sözün özü:

Kılıçdaroğlu'nun izlediği politikaların bir çoğunu eleştiriyorum... Çatı adayı olarak ortaya çıkarılan İhsanoğlu'na yönelik bakışımı da ortaya koyuyorum. Günümün neredeyse yarısı, CHP örgütlerinden gelen telefonları cevaplamak ve görüş bildirmekle geçiyor. Beni arayanlara da söylüyorum:

"Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin içine sürüklendiği felakete karşı böyle bir çözüm arayışı içine girdi. Eleştirilerimizi dile getirelim ama sandığa yönelik çalışmaları da hızlandıralım. Zira, 10 Ağustos, Türkiye için her anlamıyla bir kırılma noktasıdır... Ya parlamenter sistemden ya da diktatörlükten yana tavır alacağız. Ben parlamenter sistemden yanayım...İhsanoğlu'nun dindar olup olmaması beni ilgilendirmez. Önemli olan, laik bir çizgide durmasıdır. İhsanoğlu'nun İKÖ'de yaptığı görev yüzünden karşı çıkılması da doğru değildir. Bu bakış açısı ve buradan dile getirilen itirazlar (Dinsiz CHP) algısını güçlendirmeye hizmet eder. Bu da AKP'nin işine yarar...''

Bu yazı toplam 418 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004 Haber 27 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : Türkiye Reklam Ajansı Telefonu:0 553 586 14 77 | Faks : Mail Adresi: ucarhaber@yahoo.com | Haber Yazılımı: CM Bilişim