1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Kılıçdaroğlu ve MYK'ya en ciddi uyarı...
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Kılıçdaroğlu ve MYK'ya en ciddi uyarı...

A+A-

CHP Kurultay Delegesi'nin bir bölümü, Kılıçdaroğlu ve MYK'ya tabanın hassasiyetini gösterdi. Kılıçdaroğlu, tabana daha çok kulak vermek zorunda...

ANKARA - ''Kurultaylar Partisi'' olarak da anılan CHP, bir ''olağanüstü'' kurultayı daha geride bıraktı. Ankara Ticaret Odası'nın kullanışlı olmayan salonuna sıkıştırılan 18. Olağanüstü Kurultay, tabanda heyecan yaratmak yerine, kaygıları daha da artırmıştı. Zira; son dört yıldır, Kılıçdaroğlu'nun tek aday olarak girdiği kurultaylarda bu kez, Muharrem İnce de yarışacaktı. Ve İnce, çıkış yaptığı günden bu yana, Kılıçdaroğlu'na yönelik çok sert sözler söylüyordu.

KORKULAN OLMADI
Tabanın kaygısı, bu sertliğin salona yansıyıp yansımayacağıydı... Neyse ki; korkulan olmadı. İnce ve Kılıçdaroğlu'nu destekleyenler, tam da kurultayın adına yakışır bir biçimde, "Birlik ve Kardeşlik'' içinde genel başkanlarını seçtiler. Kurultayın bitiminde ise bu kardeşlik tablosu, Kılıçdaroğlu'nun yaptığı jestle taçlandı! CHP lideri, rakibi Muharrem İnce'yi kürsüye davet etti ve topluma ''birlik bütünlük'' mesajı verdi. CHP, kurultay sürecinden, bu bağlamda önemli bir kazanımla çıktı. Çünkü; halkın önemli bir bölümü, CHp içinde yaşanan tartışmalardan dolayı, ana muhalefet partisine olan mesafesini koruyor. CHP'nin mevcut yapısı seçmenin bir bölümüne ''güven'' vermiyor.

EN ÇOK ALKIŞLANAN BÖLÜM
Kuşkusuz, bunun acısını en çok yaşayanlar ise CHP'nin örgüt emekçileri... Parti örgütü için emek veren, ter döken, gecesini gündüzüne katan partililer, sahada çalışma yaparken, "Sizin partide birlik bütünlük yok, her kafadan ayrı bir ses çıkıyor'' sözleriyle karşılaşıyor. Seçmendeki bu güvensizlik duygusu, parti emekçilerinin motivasyonunu kırıyor. Belki de bu yüzden, Kılıçdaroğlu salonda konuşurken, en çok alkış aldığı bölüm, ''parti içi disiplin''e yönelik sözleriydi. Kılıçdaroğlu, "Parti bir karar aldıktan sonra, yöneticiler o kararı kamuoyu önünde tartışamaz. Bunu yapan olursa, yollarımızı ayırırız'' dedi. Ve salon alkıştan yıkıldı.

Şu çok açık ki; parti tabanı, CHP'de kaos ve karmaşa görüntüsü yaratan çıkışlardan bıkmış, bunalmış ve yorulmuş... CHP'liler artık ''huzur'' istiyor...

PARTİ İÇİ DEMOKRASİ ŞART
Tabii bu bağlamda, Kılıçdaroğlu'nun "Bir karar alındıktan sonra, yöneticiler o kararları kamuoyu önünde eleştiremez, tartışamaz'' sözünün üzerinde biraz durmak gerekiyor. Evet; Kılıçdaroğlu ilkesel olarak haklı; partililik, bağlı olduğunuz kurumların kararlarının arasında durmayı gerektirir... Ancak; kararlar alınırken, partinin de demokratik kanalları açık tutması şarttır...

CHP yönetimi, son dört yıldır, kötü bir performans sergiliyor... Baykal döneminde eleştirilen ne varsa, hepsi Kılıçdaroğlu döneminde de uygulanıyor. Ortak Akıl, organların tam anlamıyla işletilmesi, karar süreçlerine tabanın katılımı gibi ''olmazsa olmaz''lar bir kenara bırakılıyor. Örneğin; CHP'nin Cumhurbaşkanı adayınının ismini, genel başkan yardımcıları ve grup başkanvekilleri ya gazetelerden ya da TV'lerden öğreniyor.

'İNCE' SIR
Muharrem İnce'nin aldığı 414 oyun sırrı burada saklıdır aslında... Evet; İnce'ye oy veren 187 kişi, ''kırgın, kızgın ve küskün'' olarak değerlendirilebilir. Bu 187 kişi, 30 Mart seçimlerinde belediye başkanı, meclis üyesi yapılmamış, siyasi kariyer beklentileri karşılanmamış kişilerden oluşuyor. Bu kişilerin Kılıçdaroğlu'na tepki göstermesi normal karşılanabilir. Ancak, geride kalan 200'ü aşkın delegenin İnce'yi oy vermesi, tabandaki itirazın güçlenmeye başladığını gösteriyor. Kılıçdaroğlu'nun ve MYK'sının üzerinde durması gereken esas nokta burasıdır.

Nasıl olmuştur da, çok değil daha bir buçuk yıl önce Kılıçdaroğlu'na oy veren 200'ü aşkın delege, CHP liderinden desteğini tamamen çekmiştir?

Bu sorunun cevabı, Kılıçdaroğlu'nun neden oy kaybettiğini, İnce'nin ise neden ''oy patlaması'' yaptığını gösterecektir.

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur...

Kılıçdaroğlu'nun son bir buçuk yılda 500'e yakın delegenin desteğini kaybetmesinin en önemli sebebi, CHP liderinin eleştirilere kulağını tıkamasıdır. Oysa ki; ''ortak akıl'' hem yanlış yapma riskini azaltır, hem de yanlış yapıldığı takdirde, sorumluluğu paylaştırır... Böylece, yanlışın faturası herkese eşit dağıtılacağı için, liderin çabuk yıpranmasının da önüne geçilir...

Peki CHP'de süreç böyle mi işliyor? 
Bu soruya herkesin ''Hayır'' dediğini duyuyorum. Kılıçdaroğlu, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde Ekmeleddin İhsanoğlu'nu hiçbir parti yetkilisine danışmadan ''aday'' yaptı. 30 Mart seçimlerinden büyük bir moral bozukluğuyla çıkan ve şoku henüz atlatamayan CHP tabanı, bir de kendisine hayli yabancı olan İhsanoğlu dayatmasıyla karşı karşıya kalınca, homurdanmaya ve sesini yükseltmeye başladı. Tabanın bir kısmı "kan kusup kızılcık şerbeti içti'', bir kısmı ise içinden geldiği ''itiraz kültürü' doğrultusunda hareket etti. Sandığa gitmedi, oy vermedi. Hatta bir kısmı, tepkisini Selahattin Demirtaş'ı destekleyerek gösterdi.

ORTAK AKIL
Muharrem İnce, işte bu tabanın hassasiyetine seslendi. "Parti tek adam anlayışıyla yönetiliyor, ortak akıl uygulanmıyor'' dedi. Ortada bir başarı olmadığı için, Muharrem İnce'nin sesi, çok çabuk yankılandı. Kılıçdaroğlu ise hata yapmayı sürdürdü. Tabanın, "Değişim adı altında başkalaşıyoruz, CHP'yi tanıyamamaya başladık'' sitemi, genel merkezin duvarlarına çarpıp geri döndü. Üstüne üstlük, Kılıçdaroğlu, aynı doğrultuda yürüyeceğinin işaretlerini vermeyi de sürdürdü. CHP'nin temel değerleriyle hiçbir bağı olmayan Mehmet Bekaroğlu'nun Parti Meclisi'ne ''davet edilmesi'', bardağı taşıran damlalardan biri oldu.

TALİHSİZ RÖPORTAJ
Tabii bu süreç içinde, Kılıçdaroğlu'na verilen desteğin azalmasını başka gelişmeler de tetikledi. Örneğin, Kılıçdaroğlu Hürriyet Gazetesi'ne verdiği bir röportajda, "Anlamlı bir oy düşüşü gerçekleşmezse, istifa etmem'' dedi. Taban bu sözleri "Kılıçdaroğlu, iktidar iddiasından vazgeçti'' şeklinde yorumladı. Fatih Çekirge'nin röportaj için çekilen fotoğraflarda gayri ciddi bir şekilde poz vermesi; CHP liderinin de bu poza eşlik etmesi, tabandaki tepkiyi artırdı. Hem Çekirge'nin, CHP liderinin koltuğundan ayaklarını sarkıtarak poz vermesi, hem de röportajın içeriğindeki sözler, tabanda tepkilerin artmasına sebep oldu.

Kılıçdaroğlu, bu bağlamda konunun uzmanlarından taktikler almak zorunda... Hiçbir gazeteci, CHP liderinin karşısında ayaklarını koltuktan sarkıtarak poz veremez... Çekirge, eğer Tayyip Erdoğan'ın karşısında o şekilde oturabiliyorsa, Kılıçdaroğlu'yla da oturabilir... CHP lideri bunlara dikkat etmek zorundadır... Bu hatalar, Kılıçdaroğlu'nun imajını zayıflatmaktadır...

BİR HATA DAHA
Kılıçdaroğlu'na bu süreçte bir darbe de Zaman Gazetesi'nden geldi... CHP lideri, "Altı oku yeniden yorumlayacağız'' sözünü Zaman'a verdiği bir demeçte dile getirdi. Evet; altı ok, çağın gereklerine göre yeniden yorumlanabilir. İçeriği zenginleştirilebilinir... Ancak siz bunu ZAMAN Gazetesi'ne söylerseniz, herkesin içine bir şüphe düşer... AKP'nin ideolojik bombardımanı altındaki CHP seçmeni, "Parti yönetimi Fethullah Gülen Hareketi'yle birlikte mi hareket ediyor?'' sorusunu yüksek sesle sormaya başlar.

CHP yönetimi, artık şunu anlamalıdır:

Türkiye, on yıl önceki Türkiye değildir... Neyi ne zaman söylediğiniz kadar, nerede söylediğiniz de önemlidir. ''Kamplaşma''nın doruğa ulaştığı bir ortamda, CHP'ye ilişkin temel meselelerin Zaman'da tartışılmasını taban affetmemektedir...

PM VE MYK'YA DA UYARI
Kurultayın sonucunu Kılıçdaroğlu'nun üst üste yaptığı hatalar belirlemiştir. 30 Mart yerel seçimleri sonrası başlayan kızgınlık, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve devam eden süreçle artmıştır.Taban, Kılıçdaroğlu'na "Partide ortak aklı hakim kıl, karar alma süreçlerine yönetimi ve tabanı da kat.. Değişim adı altında başkalaşıma gitme'' demiştir. Bu, aynı zamanda görevini yapmayan MYK üyelerine de bir uyarıdır. Taban, PM ve MYK üyelerine de "Denetim görevinizi yapmıyorsunuz'' demiştir.

CHP tabanı kurultayda, partinin yüzünün ''sosyal demokrasi''ye yönelmesi gerektiğini de açık ve seçik bir dille ortaya koymuştur. Evet, CHP bir kitle partisidir. Toplumun en geniş kesimlerinden oy almayı hedeflemektedir. Ancak bu, ''şekilsiz'' ve ''amorf'' bir yapının hakim kılınacağı anlamına da gelmemektedir. Taban, "sağdan oy alma adına sağcılaşma'' kaygısını yaşadığını İnce'ye verdiği destekle göstermiştir. Kılıçdaroğlu'na oy veren delegenin önemli bir bölümü de bu hassasiyeti taşımaktadır.

Daha önce de söyledim; CHP tabanı çok şey değil, sosyal demokrat eylem ve söylemlerin hakim olmasını istiyor partisinde...

Bunda haksız da değil... ''İyi başlayıp kötü bitiren'' Mansur Yavaş'ın son tutumları, Kılıçdaroğlu'nun elini zayıflatmış, İnce'nin söylemlerinin etkisini artırmıştır. Mansur Yavaş, Habertürk Gazetesi'nden Düzgün Karadaş'a "PM'ye girmek istemedim. Çünkü PM'ye girersem, CHP'li olduğum algısı güçlenir'' demiştir.

MANSUR YAVAŞ KILIÇDAROĞLU'NUN ELİNİ ZAYIFLATTI
Mansur Yavaş'ı kısa sürede sahiplenip bağrına basan CHP tabanı, bu sözler yüzünden incinmiştir, üzülmüştür, gururu kırılmıştır... Ve Kılıçdaroğlu'nun "sağrdan kadro getirerek oy devşirme'' politikasına daha güçlü bir mesafe koymuştur. Taban, bu politikada ısrar edildiği takdirde, tepkisini sandıkta göstereceğinin işaretini de vermiştir.

Kılıçdaroğlu yukarıda sıraladığım ve birkaç maddede özetlemeye çalıştığım yanlışlarda ısrar ettiği takdirde, yeni bir ''olağanüstü kurultay'' daha kapıda olacaktır. Çünkü; İnce'nin aldığı 414 oy, ''ortadaki delege''nin eğilimini biraz daha netleştirmiştir. Kılıçdaroğlu, İnce'ye oy veren özellikle 200'ü aşkın delegeninin davranış kodlarını iyi analiz etmeli ve politikalarını buna göre biçimlendirmelidir.

AKP'nin en büyük ''başarı''sı budur. AKP, tabanının taleplerini ''politik söylem'' haline getirdiği için ayakta duruyor. Taban, kendi taleplerinin dillendirildiğini görünce, partisini sahipleniyor. CHP tabanı ise partisine sahip çıkabilmek için, tutunacak bir dal arıyor... Sorunun kaynağı işte bu yabancılaşmadadır... CHP tabanının bir bölümü, partisine yabancılaşmaktadır. Bunun sebeplerini önceki yazılarımda da ifade ettiğim için üstünde durmuyorum.

BOŞ BIRAKILAN ALAN
Peki, CHP'nin bundan sonraki doğrultusu ne olacaktır?

Kılıçdaroğlu, kurultayda yaptığı konuyşmayla, CHP'nin önemli bir eksiğini telafi etmeye çalıştığını ortaya koydu: Ekonomi...

Son yazımda ve Halk TV'de katıldığım son programda, CHP'nin ''ekonomi'' alınını tamamen boş bıraktığını ve seçmenin önemli bir kesiminin davranış biçimini belirleyen bu alanı adeta terk ettiğini söylemiştim. Kılıçdaroğlu neyse ki; kurultayda bu alana eğileceğinin işaretlerini verdi. Aile Sigortası, işsizliğe yönelik çözümler, zenginleşen ve üreten Türkiye gibi olgular yeniden hatırlandı. CHP lideri, bu olguların ''özgürlük ve demokrasi''yle olan doğrudan bağını da kurdu.

CHP işte bu doğrultuda gitmeli, güçlü bir ekonominin güçlü bir demokrasiyi yaratabileceğini, güçlü bir demokrasinin de güçlü bir ekonomiyi ayakta tutacağını işlemelidir. Seçmenin yüzde 27'sinin sadece ve sadece ''ekonomideki gidişat''a bakarak oy verdiği gerçeği hatırlandığında, CHP'nin bu alana yönelik doğru müdahalelerinin sonuç vermeye başladığı da görülecektir.

Sözün özü: 
CHP, iyisiyle kötüsüyle bir genel başkanlık seçimini daha geride bıraktı. Umarım Kılıçdaroğlu, bu yazı kaleme alınırken, kendisine oy veren ve vermeyen sandıklardaki sonuçları önüne koyar ve analizini gerçekçi bir biçimde yapar. O sandıklardan çıkan sonuçlar, CHP'nin nasıl yönetilmesi gerektiğini gösteren en önemli işaretlerdir.

EMEK VURGUSU
CHP tabanı, parti içi demokrasinin yanı sıra, parti içi disiplin mekanizmasının işletilmesini de istemiştir. Ortak aklın hakim kılınması da başka bir taleptir. Ancak tabanın en önemli talebi, iktidar olma isteğinin yüksek sesle dillendirilmesidir. Taban, Kılıçdaroğlu'nun ağzından ''İktidar olacağız'' sözünü duymak istemektedir.

Tabii tabanın önemli bir talebi de ''partinin evlatları''nın yönetim kademelerine getirilmesidir. Emek vermeyenlerin, altı okla hiçbir ilgisi bulunmayanların ''paraşüt yöntemi ve dayatma''yla yönetici yapılması yanlışına son verilmesi de tabanın istekleri arasındadır. CHP tabanından oluşan delegeler, parti yönetiminin "Anti demokratik" taleplerine karşı çıkacağını cuma gecesi yapılan "Tüzükteki kısmi değişiklik oylaması"ndaki tavırla da göstermiştir. Delegeler, "görevden alınanların yerine yapılan atamaların bir yıl süre ile geçerli olması" talebini reddetmiştir. Bu itiraz tabanın parti içi demokrasi konusunda daha hassas davranacağının da işaretidir. Bu tavır Kılıçdaroğlu ve arkadaşları için önemli bir mesajdır.

Bu yazı toplam 495 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.