1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Öcalan rüyasında görse inanmazdı...
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Öcalan rüyasında görse inanmazdı...

A+A-

Perşembe günü sabah saatlerinde yaptığımız haber toplantısının ana gündemi Diyarbakır'da kutlanacak olan Nevruz'du. BDP ve PKK'nın alana kaç bin kişiyi toplayacağının yanı sıra, Öcalan'ın hangi mesajları vereceğini de konuştuk. Toplantıda editör arkadaşlarımıza manşet için şu öneriyi yaptım: "Öcalan'ın mesajı kürsüde okununca, AKP'yle özdeşleşen sloganı kullanalım. Hayaldi, gerçek oldu manşetini atalım...''

Editör arkadaşlarımız Sırrı Süreyya Önder ile Pervin Buldan'ın yüzbinlerce insana okuduğu mesajı yayınladıktan sonra, sürmanşetimize şu ifadeleri yerleştirdi: "Öcalan, Diyarbakır mitinginde 'konuştu:' Hayaldi gerçek oldu''

Sizce de öyle değil mi? Abdullah Öcalan, PKK'yı kurarken gün gelip Diyarbakır'da yüzbinlerce insana seslenebileceğini düşünmüş müydü acaba? Sanırım rüyasında görse bile inanmazdı...

Öcalan, rüyasında bile göremeyeceği her şeyi, ABD-İsrail ikilisi ile onların en önemli destekçisi AKP sayesinde yaşıyor. ''Rüya'' metaforu bu bağlamda sadece Öcalan için değil, Erdoğan için de geçerli. ''Milli Görüş'' çizgisinden gelen Erdoğan, yıllar önce kendisine "Gün gelecek ve Öcalan'la ortak hareket edeceksiniz'' dense, sanırım çok sert bir tepki verirdi. Bugün yaşananları rüyasında görse, kan ter içinde uyanırdı!

İktidar bu tür "sertlikler''i törpülüyor zamanla... Öcalan'ı neredeyse koalisyon ortağı yapan Başbakan, Diyarbakır'da yaşanan tabloyu değerlendirirken, "Türk bayrağı da olsa iyi olurdu" diyebiliyor. Başbakan belli ki; Öcalan ve PKK'nın kurucularından Mahsun Korkmaz'ın posterlerinin açılmasından artık rahatsızlık duymuyor. Öcalan ve PKK'nın, Başbakan'ın kafasında "meşru siyasi aktör" olduğu, sözde Türk bayrağı tepkisinden de ortaya çıkıyor. AKP iktidarı, PKK'yı meşru bir güç olarak gördüğünü tavır ve sözleriyle ortaya koyuyor.

Öcalan ise AKP'nin bu zayıflığının farkında... Öcalan bu yüzden AKP ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. PKK'nın narsist lideri Diyarbakır'da okuttuğu mesajında "Bireysel isyanımla başlayan bu mücadele...'' diyerek, egosunun ne denli yüksek ve şişik olduğunu yeniden gösteriyor. Erdoğan'ın böyle bir ego karşısında işi gerçekten zor...

Aynı Öcalan, Diyarbakır'da okuttuğu mesajında, "AKP'ye teslim olmadığı''nı da vurgulayarak tabanını kenetliyor. "Devrimden vazgeçmedik'' diyen Öcalan, hemen arkasından "silahların teslim edilmeyeceği''nin altını çiziyor.

"Silahlı unsurlar yurt dışına çıksın'' ifadesi, PKK'nın adına "Çözüm Süreci" denilen politikalara "ihtiyatlı yaklaştığı''nı gösteriyor. Öcalan, "silahları teslim edin'' demek yerine, "Silahlarınızla birlikte yurt dışına çıkın'' talimatı veriyor.

İşte bu söz, AKP iktidarının aslında şu ana kadar hiçbir sorunu çözemediğini en açık işareti... Eğer bir çözüm olsa, PKK en azından ''iyi niyet belirtisi'' olarak silahları teslim ederdi. Ancak bu yapılmıyor, PKK silahları bırakmak yerine "yurt dışına" götürüyor. Gerektiğinde kullanılmak üzere hem de...

Öcalan'ın mesajı, bu bağlamda medya tarafından çarpıtılıyor. Öcalan sanki silahları teslim ettiriyormuş ve bundan sonra hiçbir eylem olmayacakmış gibi bir hava estiriliyor. Oysa ki; gerçek bu değil...

Öcalan, Diyarbakır'da okutuğu mesajında, "İslam kardeşliği''ne de vurgu yapıyor. Öcalan ile Erdoğan'ın sözlerinin aynı paralelde olduğu görülüyor. Erdoğan da Kürt sorununu "İslam potasi içinde eritme''ye çalışıyordu. Keza; bir süre önce Arınç eliyle yürütülen Öcalan'ın PR kampanyasında da aynı referanslar veriliyordu.

Öcalan ile Erdoğan'ın söylem birliği, Çanakkale Şehitleri'ne ilişkin tanımlarda da görülüyor. Erdoğan'ın Çanakkale'de söylediği sözler ile Öcalan'ın ifadeleri örtüşüyor.

Diyarbakır'da ortaya çıkan tablo, AKP ile PKK'nın yaptığı müzakerelerin iki yapıyı birbirine git gide yakınlaştırdığını gösteriyor. AKP, yerel/genel seçimi ''sorunsuz'' bir şekilde atlatmak ve Başkanlık modelini Türkiye'ye dayatabilmek için PKK'nın en az iki yıl ''eylemsizlik süreci''ne girmesini öngörüyor. Bu süre içinde, ABD ve İsrail'in isteği üzerine Suriye'nin dağıtılması ve bölgenin ABD'nin tam denetimine açılması planlanıyor. Erdoğan bu süreci kendi lehine çevirmeye ve aradan bir de ''başkanlık'' sistemi çıkarmaya çalışıyor.

Öcalan ise, rüyasında bile göremeyeceği her şeyin, artık AKP eliyle ayağına kadar getirildiğini görüyor. Kazanımlarını güvence altına almak ve bir an önce dışarıya çıkabilmek için gereken alt yapının hazırlanmasını istiyor. Öcalan bu yüzden, "Geri çekilme süreci TBMM eliyle yapılsın'' diyor.

Öcalan'ın bu isteği, hem genel affın, hem de PKK'nın "terör örgütleri listesinden çıkarılması''nın ilk adımıdır. TBMM buna ilişkin bir düzenleme yaptığı taktirde, PKK, Cenevre Sözleşmesi'ne göre "taraf'' olarak kabul edilecektir. Cenevre Sözleşmesi, son tahlilde genel affın da önünü açacaktır. 2009 yılında kaleme aldığım bir yazıda, "Ergenekon operasyonlarının amaçlarından biri de genel affa toplumun ikna edilmesidir'' ifadesini kullanmıştım.

Şimdi o sürece girildi. Ergenekon ve Balyoz sanıklarına akıl almaz cezalar verildi. Toplumun en dinamik kesimi olan yurtseverler/ulusalcılar/Atatürkçüler bu cezalarla birlikte genel affa razıl edilmek istendi.

TBMM, 'geri çekilme süreci'ne ilişkin herhangi bir karar aldığında, devreye Cenevre Sözleşmesi girecek ve genel affın ilk adımı da atılmış olacaktır. Öcalan, AKP'nin iktidarda kalabilmek adına bunların tümünü yapacağını biliyor. Bu yüzden, İmralı'daki görüşmede, "Hepimiz özgür olacağız'' diyor. Öcalan, birgün dışarı çıkacağını ve bunun AKP eliyle yapılacağını görüyor.

Biz tabii bu bağlamda, olan bitenin fotoğrafını çekmeye ve bundan sonra yaşanacak olanlara bir ışık tutmaya çalışıyoruz.

Bu tür yazıları kaleme aldıktan sonra bazı okurlarımız "Peki ne olmalı, bunlara itiraz ediyorsunuz, çözüm de önerin'' diyor.

Çözüm basit:

Bu sorunun çözümü için PKK herşeyden önce silahları teslim etmeli ve eylem yapmayacağının garantisini vermelidir. Bu yapıldığı taktirde herşey konuşulur. Ancak; böyle bir projenin hayata geçmesi için, önerilerin ''milli'' olması gerekir. Bugün ortaya konulan paket, ABD'nin isteği üzerinedir. Yol haritasında yer alan ok işaretlerinin Türkiye'yi nereye götüreceği bellidir: İsrail'in etrafını güvenlik duvarıyla örecek olan Barzani lidirliğindeki kukla Federe Kürt Devleti'ne...

Bu tablodan kimseye huzur ve mutluluk çıkmaz...

Ayakları ülke topraklarında olmayan ''çözüm paketleri'' yeni sorunlara gebedir. Kalıcı bir ''barış'' tesis edebilmenin yolu, toplumun tüm kesimlerini ikna edecek ''yerli'' politikalardan geçer... ABD-İsrail ve AKP'nin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş süreçlerden değil...

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 366 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.