1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Öcalan'ı hep gülerken göreceksiniz...
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Öcalan'ı hep gülerken göreceksiniz...

A+A-

AKP ile PKK lideri Öcalan arasında uzun zamandır devam eden pazarlıkta yeni bir evreye girildi. Milletvekilleri Ahmet Türk ile Ayla Akat Ata'nın İmralı'ya giderek terör örgütü lideri Öcalan'la görüşmesi, Öcalan'ın isteklerini kabul ettirmeye başladığının en açık göstergesi. Öcalan, AKP ile yaptığı pazarlık sırasında tecritin kaldırılmasını istemişti. Bu şartın kabul edildiği, Türk ve Ata'nın yaptığı görüşmeyle netleşti.

Öcalan'ın "silahlı eylemleri sona erdirme'' şartlarından biri de merkez medyada yayınlanan fotoğraflarına ilişkindi. Öcalan, pazarlıklar sırasında, kendisini ''kötü ve itici gösteren'' fotoğraflarının kullanılmamasını istedi. Bu şart da yerine geldi. Dikkat ettiyseniz, Öcalan'ın "göbeğini kaşıyan, burnunu karıştıran" fotoğrafları artık yok... Medya patronları, aldıkları direktif doğrultusunda Öcalan'ın yeni imajına uygun fotoğrafları bastırıyor gazetelerinde... Öcalan, fotoğraflarda hep gülümsüyor... Bundan sonra da hep gülümseyecek... Gazetelere, gülümseyen fotoğrafları basılacak... Medya, patronlarının isteği üzerine yazılarda ve başlıklarda da "barış dili'' kullanılacak. Patronlar, AKP'nin telkinleri doğrultusunda, yayın yönetmenlerine ne yapmaları gerektiğini iki ay önce anlattılar. Hatta bir medya patronunun, yayın kuruluşlarının yöneticilerine "barış dilini kullanın" içerikli bir mektup yazdığı dahi biliniyor.

Öcalan'ın "imaj yapıcılığı''nı üstlenenler sadece medyadakiler değil kuşkusuz... AKP'li Arınç, birkaç hafta önce "Öcalan aslında dindar bir insan'' vurgusu içeren konuşmasıyla başlama vuruşunu yapmıştı. Öcalan'ı adeta ''kanatsız bir melek'' gibi göstermeye çalışan bu dilin siyasete ve medyaya hakim olması sebepsiz değil... Zira; ''büyük patron'' ABD ve İsrail, AKP ile PKK'nın uzlaşmasını istiyor.

Neden mi?

Nedeni çok basit: ABD ve İsrail, AKP hükümetinden yapılacak ilk genel seçimlere kadar maksimum düzeyde faydalanmak istiyor. ABD ve İsrail ikilisi, Suriye'deki rejimin bir an önce dağıtılabilmesi ve Türkiye'nin yeni operasyonlara hazırlanabilmesi için "evin içinin sorunsuz hale gelmesini'' istiyor. Enerjisinin büyük bölümünü Kürt sorunu ve PKK'ya harcayan bir iktidarın, Ortadoğu'da yapılacak olan operasyonlarda başarılı olamayacağını görüyor. Bu yüzden, "Kürt ve PKK sorununu bir an önce çöz" deniyor. AKP'nin telaşı da bu yüzden... ABD ve İsrail'le ters düşmemek için Öcalan'la masaya oturuluyor, istekleri dinleniyor ve toplum yeni sürece alıştırılıyor.

Terör örgütünün lideri Öcalan ne olup bittiğinin farkında... ABD ve İsrail'in PKK'yı en azından ''geçici bir süre''liğine de olsa sahadan çekmek zorunda olduğunu bildiği için elindeki kozları kullanıyor. Erdoğan'ın mutlaka ve mutlaka ''Başkan'' olmak istediğini bilen Öcalan, bunun yolunun "Yeni Anayasa''dan geçtiğinin farkında... Öcalan, bu yüzden isteklerini "Yeni Anayasa"ya koydurmaya hazırlanıyor. Elindeki silahı kesinlikle bırakmayacak olan Öcalan, "ateşkes şartı" olarak "ev hapsine çıkarılmayı" öne sürüyor.

AKP iktidarı, ABD ve İsrail'in desteğini alabilmek için, Öcalan'ın şartlarının tümünü kabul etmek zorundadır. Aksi taktirde, iktidarda bir gün bile kalamayacaklarını biliyorlar. Bu yüzden, ''oy kaybetme pahası''na bile olsa, ABD - İsrail ikilisinin tüm isteklerini yerine getireceklerdir. Başbakan Erdoğan'ın büyükelçilere "Savaşa hazırız" demesi boşuna değildir. Bu konuşma, Türk ile BDP'li Ata'nın Öcalan'la yaptığı görüşmenin hemen ardından yapıldı. Erdoğan, ''Ada''dan gelen mesaj sonrası, ABD ve İsrail'e "Savaşa hazırız, Suriye'yi dağıtmak için görev bekliyoruz'' mesajını verdi.

AKP iktidarı ve Erdoğan, Türkiye'yi içine soktukları büyük krizden ancak ve ancak uluslararası bir çatışmayla çıkarabileceklerini düşünüyor. İçte ve dışta prestiji git gide azalan AKP iktidarı, yarattıkları yıkımı gölgeleyebilmek adına Suriye'ye yönelik gerilimi artırıyor. AKP iktidarı, ABD ve İsrail'in güvenini ancak bu yolla kazanabeleceğini düşünüyor. Suriye'nin, İsrail'in çıkarları doğrultusunda dağıtılması ve parçalanmasının AKP iktidarının ömrünü uzatacağı düşünülüyor.

Kuşkusuz; İsrail bölgede sadece Suriye'nin dağıtılmasını değil, aynı zamanda Barzani'nin de ''bölgesel bir güç'' haline getirilmesini istiyor. Nakşibendi mezhebine mensup Barzani aşiretinin Erdoğan'la yakınlığını bilen İsrail, Barzani'nin kuracağı kukla devlet için AKP'nin aktif rol almasını istiyor. Görecekseniz, Erdoğan yakın zamanda kukla Kürt devleti için daha aktif bir politika uygulayacak. Irak'ı kaybetme pahasına sahaya sürülecek olan bu politika, İsrail'in tam desteğini alacak. Irak hükümeti İran'a, AKP ise İsrail'e bir adım daha yakınlaşacak.

2012 yılının başında yazmıştım. Yeri gelmişken yeniden söyleyelim:

Erdoğan'ı bu denli riske sokan motivasyonlardan biri ise NOBEL olacak. Uludere katliamı ile kesintiye uğrayan "Sorunu çözersen NOBEL alırsın" telkini Erdoğan'ı hareket ettirmede en önemli faktörlerden biri... Erdoğan, NOBEL alan ilk Türk Başbakan'ı olmayı çok istiyor.

Tabii bu sürecin, yani AKP ile Öcalan'ın görüşmelerinin hemen sonuç vermesi kolay değil... Zira; PKK tek parçalı bir yapı olmaktan çıktı. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı İran, Irak, Suriye ve Türkiye'nin yanı sıra Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde de tabanları oluştu. Dolayısıyla, bu tabana hakim olmaya çalışan yüzlerce yönetici var. Bu yöneticilerin ve yıllarını doğlarda geçirmiş binlerce kişinin "silahsızlanma''ya ikna edilmesi çok zor... "Somut bir kazanım" olmadan silahların terk edilmesi ise imkansız gibi...

Zira; PKK'nın ikinci adamı Murat Karayılan, "Silahları bırakmayız, başka bir ülkeye de gitmeyiz'' diyerek Erdoğan'ın kullanmayı pek sevdiği "Ada''ya ince yollu bir mesaj yolladı. PKK'nın bir diğer ismi Zübeyir Aydar da "Sadece Öcalan'ı değil, bizi de dinlemek zorundasınız'' dedi. Homojen olmayan bir PKK'yı silahsızlandırmak ve bölgede Barzani'nin önünü açabilmek sanıldığı kadar kolay gerçekleşmez. PKK yıllardan bu yana edindiği tecrübe sonucu AKP'yi istediği noktaya çeker. Bu ise AKP'nin güçsüzleşmesine yol açar. ABD ve İsrail ise güçsüz bir AKP'yle zaman kaybetmek istemez.

Tabii bu bağlamda Fethullah Gülen Hareketi'nin konumu da önemli... Bürokrasi ve medyada hayli etkili olan Hareket, MİT üzerinden yürütülen bu operasyona sıcak yaklaşmıyor. Fethullah Gülen Hareketi, PKK ile masaya oturmak yerine "askeri yolla tasfiye edilmesi'' gerektiğini düşünüyor. Erdoğan ise kendisini "devlet" olarak gören Hareket'e nazire yaparcasına "Devlet siz değilsiniz benim" diyor. Söylemlerinde bu yüzden sık sık "Ada ile ile devlet görüşüyor" diyor.

Sözün özü:

2013 yılı, AKP açısından zor geçecek. Hem ekonomik hem siyasi krizlerin bolca yaşanacağı bir yıl bekliyor bizi... CHP bu bağlamda AKP'ye ''yeni bir kredi'' açtı ama ikircikli ve net olmayan bir söylem CHP'yi de hızla uçuruma sürükler. CHP yönetimi, bu yüzden tabanın sesine daha çok kulak vermeli ve "Aman bizi çözümün önünde bizi engel olarak görmesinler'' psikolojisinden bir an önce çıkmalıdır. Zira; Kürt sorununun çözümü emperyalist planlarda değil, bu ülkenin topraklarında aranmalıdır.

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 714 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.