1. HABERLER

  2. ÖZGEÇMİŞ

  3. Pablo Picasso kimdir

Pablo Picasso kimdir

Özellikle sanata kazandırdığı kübizm akımı ile özel bir sanatçı olduğunu kanıtlayan, Nazi subayına karşı “Hayır siz yaptınız!” cevabı ile tarihe kazınan Pablo Picasso’nun hayat hikayesidir…

A+A-

Picasso, sanatı adına kendisini tanımlayan “değişken” sözcüğünün hakkını kesinlikle veriyor. Çünkü o, sanatında da, tüm yaşamında da oldukça değişken. Hepsinden önce üretmekten hiç vazgeçmemiş ve görsel sanatlarda ürettiği eserleriyle Guiness Rekorlar Kitabı’na da girmiş.

Tüm yaşamı boyunca, herkesin değersiz dediğinde bir ışık görmeyi, oradan bir sanat çıkarmayı da kendine görev edinmiş. Bunun için zamanla içeriğini güncellediği bir istif koleksiyonu dahi yapmış. Kadınlar ve aşk, belki de hep sanat arayışından hayatının özel bir yerinde olmuş…

Ve daha nicesi! Ve elbet onu en iyi bildiğimiz hikayesi, tarihe kazındığı cümlesi, “Hayır siz yaptınız!” Tüm yaşamı boyunca savaşa karşı olan ve maalesef yaşamının büyük bir parçasında da savaşa maruz kalan Picasso, Guernica adını verdiği eserini işaret ederek, “Bunu siz mi yaptınız?” diye soran Nazi subayına karşı söylemişti bu cümleyi. Üç sözcükten oluşan şu kısacık cümle, “Hayır, siz yaptınız!”, savaşı da, Picasso’yu da tüm çıplaklığıyla anlatıyordu aslında…

Çocukluğu

Picasso, 25 Ekim 1881’de, İspanya, Malaga’da, Maria Picasso Lopez ve Jose Ruiz y Blasco çiftinin oğlu olarak dünyaya geldiğinde ailesinin ona verdiği vaftiz adı, Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Martyr Patricio Clito Ruíz y Picasso” idi.

Ama o, bir sanatçı olma yolunda ilerlerken, 1901’de, ilk isminin yanına annesinin soyadını almayı tercih edecekti. Bu durumu ise, şöyle açıklayacaktı: "Picasso ismi, Ruiz isminden daha ilginç. Bana Ruiz olarak hitap edildiğini düşünebiliyor musunuz? İki 's' harfi içeren Picasso ismi, İspanya için oldukça alışılmadık bir ad. Çünkü orijinalinde bir İtalyan ismi. Beni Pablo Ruiz olarak düşünebilir misiniz? Diego-José Ruiz? Ya da Juan-Népomucène Ruiz?"

Oysa bir ismi bile olmayabilirdi. Çünkü doğumu öylesine çileli, öylesine zordu ki, ebe onun ölü doğan bir bebek olduğunu zannetmişti ve masanın üzerine bıraktı. Zayıf, çelimsiz bir bebekti, hiç sesi çıkmıyordu ve annesinin de durumu pek kötüydü. Ebe, annesine yönelmiş, onunla ilgilenirken, Picasso’nun amcası Don Salvador, elindeki puroyu, Picasso’nun çelimsiz yüzüne doğru üfledi. Ciğerlerine dolan puro dumanı ile kavrulan bebek, bir anda ağlamaya başladı. Ölmediği böylece anlaşılmıştı.

Bu anı ise, birkaç kelimeyle, yıllar sonra şöyle anlatacaktı: "O zamanlar doktorlar büyük purolar içerdi, amcam dahil. Beni masada görünce yüzüme duman üflemiş. Ben de hemen yüzümü buruşturup ağlamaya başlamışım."

Berbat bir öğrenciydi

Picasso, konuşmaya başladığında söylediği ilk sözcük, İspanyolcada “kalem” anlamına gelen “piz” sözcüğü oldu. Bu durum, özellikle bir resim öğretmeni ve ressam olan babası Jose’nin çok ilgisini çekmişti. Oğlunu gözlemleyen babası, resme olan yeteneğini de oldukça erken fark etti. 7 yaşında başlayarak, oğlunu resim sanatı konusunda eğitmeye başladı.

9 yaşına geldiğinde, Picasso, ata binmiş bir matador çizdiği ilk eserine “La Picador” adını verdi. ”La Premiér Communion” adını verdiği ilk büyük çalışmasını ise, 15 yaşında tamamlayacaktı…

Picasso, 13 yaşına geldiğinde, artık babasından çok daha iyi durumdaydı. Babası bu sebepten resim yapmayı bıraktı. Oğlunun yeteneğinin kendisini aştığının ayırdına varmıştı. Boynuz kulağı geçiyordu işte…

Yeteneğinin zirvesindeki Picasso, 1895’te, Güzel Sanatlar Okulu’na başladı. Sanat üzerine olan bilgisi ve yeteneği yönünden yaşıtlarından çok ilerideydi. Yine de okulla uyumsuzluğundaki asıl problem bu değildi. Çok zeki, bilgili, yetenekli bir çocuk olsa da, iyi bir öğrenci olmayı başaramıyordu. Birilerinin kendisine ne yapacağını söylemesinden hiç hoşlanmadığı için sürekli aykırı davranışlarda bulunuyor ve haliyle hep ceza alıyordu. Berbat bir öğrenciydi. Okulun otoritesine itaat edemiyordu.

Bugünleri ise, daha sonra şöyle anlatacaktı: "Kötü bir öğrenci olduğum için sık sık 'calaboose' denilen, beyaz badanalı duvarları olan bir yere kapatılırdım. Orayı severdim çünkü sürekli duvara resim yapabiliyordum".

Kardeşinin ölümünden sonra

Kardeşi Conchita, 1895’te öldü. Onun ölümünden sonra ailecek Barselona’ya taşındılar. Picasso, eğitimine burada devam etti. Hala disipline olamıyordu. Bunun üzerine bir de kardeşinin ve evinin özlemi eklenmişti. Sürekli bu özlemle yaşıyordu. Ama yine de bu durum, ileri seviyle dersler almak için sınava girip, diğer öğrencilerin en iyi ihtimaller 1 ayda geçebildikleri bu sınavı, 1 haftada geçmeyi başarmasına engel olmamıştı. Hayatı boyunca onu hep etkileyecek arkadaşları ile de burada tanışmıştı…

Daha sonra Madrid’de, “San Fernando Güzel Sanatlar Akademisi”ne başladı. Ancak disiplin sorunu hiç çözülmedi. Çok zaman geçmeden derslere katılmayı da kesti. Derslere katılmaktansa, Madrid’i gezmek, yeni şeyleri keşfe çıkmak daha ilgi çekici ve eğlenceliydi. En önemli keşiflerinden biri, ressam El Greco’yu keşfetmek oldu. Bundan böyle eline aldığı her fırçada, El Greco’nun etkileri de görülecekti…

Ölüm, onun en büyük takıntısı haline gelmişti nicedir ve bu durum, aslında tüm hayatına etki edecekti. Conchita’nın ölümünün ardından geldiği Barcelona’da, kardeşinin ve evinin özlemi üzerine eklenen, ölüm odaklı batıl inançları çıkmıştı ortaya. Kendisine maceralar inşa ettiği şu şehirde, gençliğinin ilk zamanlarını geçiriyor, yoksulluğu, hastalığı tadıyordu. Zamanla birkaç ressam arkadaşının da intiharına şahit olacaktı.

Picasso, erken dönem eserlerinde, bu acılardan yükselen duygulardan beslenecekti…

Sanatta profesyonel adımlar: Mavi Dönem

Hala aynı duyguların gölgesindeki adımlarıyla 1900’de Paris’e gitti. Bu şehre ilk kez geliyordu. Bir süre Max Jacob ile bir evi paylaştı. Bazı kaynaklar, burada ısınabilmek için pek çok eserini yaktığını da söylüyordu. Yine bir dönem de, dönemin yenilikçi sanatçılarının yaşadığı Montmartre’ye yerleşmiş, bolluk içinde yaşamıştı. Madrid’e geri döndüğünde ise, anarşist arkadaşı Francisco de Asis Soler’in çıkardığı “Arte Joven” (Genç Sanat) dergisinde çizimler yaptı.

İkinci kez Paris’in yolunu tuttuğunda ise, ruhu büyüyor, gelişiyor ve değişiyor gibiydi. İnsanların yüzü de, şehir de sanki yabancıydı ve üstüne çöreklenmiş yalnızlığın kollarına bırakmıştı kendini. Bohem tarz yaşamı benimsemiş, şu döneminde onunla var olabileceğine kanaat getirmişti. Profesyonelliğe ilk adımını bu dönemde attı…

Picasso, 1897’de, sembolizmin etkisine girmişti. İlk dönem yapıtlarını ise, 1901-1904 yılları arasında verdi. Soyadını da işte bu sırada “Picasso” yapmıştı. Bu eserlerinde, sıradan insanların yanında sirk palyaçoları ve akrobatların resimlerini yapıyordu. Modern şehrin görünen yüzündense, yalnızlığı, yabancılığı, acı çekenleri resmetmeyi tercih etmişti. Bunun yanında sirk yaşamı özellikle ilgi odağı olmuştu. Ama herkesin aklına gelen eğlenceli kısmını es geçmiş, görkeminin altındaki hüznü keşfe çıkmıştı. Picasso’nun ilk dönem eserlerini içeren bu dönem, “Mavi Dönem” olarak tanımlandı…

Mona Lisa’yı çalmakla suçlandı

Leonardo da Vinci’nin ünlü Mona Lisa tablosu 1911’de, Lourve’den çalındı. Polis, önce Picasso’nun arkasdaşı şair Guillaume Apollinaire’yi gözaltına aldı. Guillaume ise, Picasso’yu suçladı. Picasso, tabloyu, Floransa’ya kaçırmakla suçlanıyordu. Ancak 8 ay sonra tablo bulunduğunda, üzerindeki suç kalkabildi.

Picasso, her haliyle ikonik bir karakterdi. Bunlardan biri de hep giydiği çizgili tişörtü idi. Bu tişört aslında, 1858’de Brittany’de, Fransız denizcilerin resmi üniformasıydı. 21 yatay çizgi, Napolyon’un zaferinin temsiliydi. Şeritler de uzaktaki denizcilerin daha kolay tespit edilmesi için tasarlanmıştı. Coco Chanel, 1917’de bu tişörtleri moda dünyası ile tanıştırdı ve değerini hiç yitirmedi…

Kübizm akımının öncüsü oldu

Picasso, tüm sanat yaşamı boyunca, eserlerini pek çok farklı tarzdan etkilenerek verdi. Sanatı 9 farklı döneme ayrılan Picasso’nun, kuşkusuz en önemli başarısı kübizmin başlamasına öncülük etmesiydi.

Öncelikli bu 9 dönemi sıralamalı. Picasso, ömrü boyunca yaşamı ve dünyadaki gelişmeleri, duyguları ile harmanlayarak resmetmişti…

1901-1904 / Mavi Dönem

1904-1906 / Pembe Dönem

1906-1909 / Afrika Sanatı ve Primitif Dönem

1909-1912 / Analitik Kübizm

1912-1919 / Sentetik Kübizm

1919-1929 / Neoklasizm ve Sürrealizm

1930-1939 / Büyük Depresyon ve Güzel Sanatlar Müzesi

1939-1949 / II. Dünya Savaşı ve Sonrası

Ve ölüme kadar geçen süre…

Evet, en ses getireni kübizm idi. George Brague ile birlikte kübizmin temellerini attılar. 1907-1914 yılları arasında, kübist olarak adlandırılan eserler verdiler. Aslında bu yıllar arasında da sınırlı kalmamıştı. İki ressam üzerindeki kalıcı etkisi devam etti. Hatta uluslararası bir boyuta taşınan etkiler oluşturdu.

Bu tablolar genel olarak geometrik bilgi ve şekillerin kullanımı ile oluşuyordu. Resmedilen objeler, geometrik form oluşturacak şekilde basitleştiriliyordu. Bir diğer bakışla da, uzaydaki üç boyutlu bir cismi, yüzeye iki boyutla aktarmayı amaçlıyordu. Picasso’nun tarzı, şekilleri yanal yüzeylerine bölüp, her birini iki boyutlu yüzeyde göstermek üzerineydi. Bu nedenle portrelerindeki insanlar, hem profil hem de önden görünüşüyle tablodaydı. Picasso, kübizm akımına örnek olacak en ünlü tablosunu 1907’de Paris’te yapmıştı. “Avignonlu Kadınlar” adını verdiği bu eser, bir genelevdeki beş hayat kadını üzerineydi…

1912’ye kadar neredeyse hepsinin renkli olduğu kübist resimlerin çoğu ya natürmort ya da insan tasviri çalışmalarını içeriyordu. Zamanla renkler farklılaştı; uzam ve biçim üst üste örtüşen yüzeylere dönüştü. Resim malzemeleri arasında sayılmayan pek çok malzeme, cesurca kullanılmaya başlandı.

Sanatında savaşların etkisi

Picasso, tüm yaşamı boyunca savaşa karşı olduğu bir tutum sergiledi. Pek çok eserinde de bunu vurguladı. Yaşadığı dönem, maalesef pek çok savaşa şahit olmasına sebep oldu. O, duygusal bir komünist olarak tanımlanıyordu. 2003’te gün yüzüne çıkacak bir bilgiye göre, Picasso, 1940’ta Fransız vatandaşlığına başvurmuş, ancak aşırı komünist tavırları sebebiyle reddedilmişti. Bir arkadaşı ise, Picasso’nun komünizme politik değil, duygusal olarak yaklaştığını yazacak ve bu tanımlama, doğru karşılanacaktı…

Picasso, Komünist Parti’nin üyesiydi. 1949’da, Paris’te düzenlenecek Barış Kongresi için bir afiş tasarlamasını istediklerinde ise, bugün barışın simgesi olan güvercini resmetmişti. Avrupa’da bütün şehirlerin duvarlarını kaplayan bu resim, barışı simgeleyen bir sembol oldu…

 

Picasso, İspanya’nın diktatörü Francisco Franco’yu eleştirdiği eserine “Franco’nun Rüyası ve Yalanı”, Birleşmiş Milletler ve Amerika’nın, Kore Savaşı’ndaki konumunu eleştirdiği eserine, “Kore’de Katliam”, İspanya’daki iç savaşı eleştirdiği eserine ise, “Guernica” adını vermişti.

Modern dönemin başyapıtı olarak tanımlanan Guernica, özellikle ilgi görmüştü. Belki özelde iç savaşı eleştiriyordu; ama genelde apaçık bütün savaşlara karşıydı. Yıllarca kafasında savaşa karşı biriken tüm imgeleri tabloya resmetmişti. İspanya’dan gelen haberlerden içinde biriken tüm üzüntüsü, eserinden okunuyordu. 27 Nisan 1937’de Almanların saldırısıyla bombalan Bask Bölgesi’ndeki Guernica kasabasının bu durumuna karşı kayıtsız kalamamıştı.

1940’larda, bir Nazi subayı, Picasso’nun bu eserini incelediği sırada ona dönüp, “Bunu siz mi yaptınız?” diye sorduğunda ise, Picasso tarihe geçecek şu cevabı hiç düşünmeden vermişti: “Hayır, siz yaptınız!”

 

Sanatından yansıyan ilginç yanları

Picasso, sanatın kalıplarını yıkmış, bundan sonraki akımların da seyrinde etkili olmuştu. Kendi içinde sanat adına sürekli bir dönüşü içinde oldu. Sanata yaklaşımı hiçbir zaman tutarlı olmadı; tıpkı hayata yaklaşımı gibi…

İyi ki böyleydi aslında. Belki de onu tanınan en üretken sanatçı yapan da tam olarak bu özelliğiydi. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre, 100 bin baskı, 34 bin kitap resmi, 300 heykel ve birçok seramik üretmişti. Hatta pek çok fotoğraf çekmiş; mücevher bile üretmişti. Aslında bu dalların hepsi bir başka alandı ve bir uzmanla çalışmayı gerektiriyordu. Oysa o kimseden yardım almıyor, yine de yaptıkları iğreti bulunmuyordu. Ne yaparsa yapsın resimle bağını koparmıyor, yine hep ona dönüyordu. Resme bakışı, hayata bakışı, tüm bu üretimleri kendine has bir üslupla aktarmasını sağlıyordu.

Picasso, sıradan şeylere herkesten başka bakıyor ve ondan bir sanat çıkarmanın yollarını arıyordu. Bu yönü davranışlarına da etki etmiş, onu ömürlük bir koleksiyona itmişti. Picasso, çoğunlukla değersiz şeyleri topluyor, eğer taşınıyorsa bu istif koleksiyonu küçük bir ayıklama ile yine onunla geliyordu. Tıpkı istifindeki hangi gereksiz nesnenin kendisiyle gelip, hangisinin ardında kalacağını belirlemesi gibi, sanatında da pek çok şeye ilgi duyabiliyordu. Belki de bundan sebep, hep “değişken” olarak tanımlanacaktı. Elbette bu durum, bir de deha olduğunun kanıtıydı.

 

İstifçiliği sadece gereksiz eşyalar üzerine olmadı. Erken dönemlerinden beri başka ressamların eserlerini toplamaya başlamıştı. Tabii o zamanlar kazancı iyi olmadığından önemli resimleri çok daha iyi para kazandığında edinmeye başladı. Şu anda çoğunun Paris’teki Picasso Müzesi’nde sergilendiği bu koleksiyonda tanınmış eserlerden vasata kadar pek çok eser bulunuyordu. Koleksiyonundaki her bir parça, esin kaynağı olsun diye vardı. Kaynaklar bu sebepten onun benmerkezci bir sanatçı tavrında olduğunu da yazacaktı…

Görsel sanatlar alanındaki eserleri yanında bir dönem de şiir yazdı. Sınırlı bir çevre tarafından bilinen bu yanı çok sonra öğrenilecekti. İspanyol ve Fransız Edebiyatına ilgiliydi. Hayatının bazı dönemlerinde şairlerle arkadaşlıklar da kurdu. Dönem dönem şiirle de ilgileniyordu. Ancak hepsinin yanında Picasso’nun pek çok şeye yaklaşımı zaten şiirseldi. Doğası gereği görsel metafora duyduğu ilgi, ona şiirler yazdırmıştı. Örneğin onun görsel dünyasında çiçek, kadını temsil ediyordu. Bunun gibi pek çok metaforla çalışan bir sanatçı, şiir yazmasın da ne yapsındı!

1935’te, evliliğini bitirdikten sonra yazmaya başladığı şiirlerinde en çok 1930’lardaki sürrealizmin hayal dünyasından etkilendi. Yiyecek isimleri, yaratıklar, uyumsuzca yan yana duruyor hissi veren dizeler hepsi bir aradaydı. Picasso, tüm yaşamı boyunca, 300’den fazla şiir yazdı. Döneminde resimlerinden daha çok şiirleriyle ünleneceği düşünülüyordu. Ancak o bu yanını mümkün olduğunca sakınmıştı…

 

Gönül ilişkilerinde de ünlüydü

Picasso’nun sanatını beslediği bir başka duygu da aşk oldu; bir diğer deyişle, kadınlar! İki kez evlendi; ama pek çok ilişkisi oldu. İlişki konusunda oldukça hızlıydı. Özel hayatı ile de sürekli gündemdeydi…

Fernande Oliver, en uzun ilişkisi ve aynı zamanda modeliydi. Tanıştıklarında Fernande evliydi. Yine de 7 yıl boyunca Picasso ile birlikte yaşadı. 1904’te başlayan ilişkileri, 1912’ye kadar sürdü.

Bu ayrılığın ardından Picasso, bu kez hüzünlü bir aşka düştü. Tutku dolu bir aşk yaşadıkları Eva Gouel ile ilişkileri ise, sadece 3 yıl sürdü. Bu büyük aşkı bitiren ölüm oldu. Eva, tüberküloz sebebiyle hayata veda etmişti.

Evet, Eva’ya gerçekten aşıktı; ama çapkınlığı, kadınlara olan düşkünlüğü de dinmek bilmiyordu. Eva’nın hastalığı sırasında da Gaby Lespinasse ile bir ilişki yaşadı…

 

I Dünya Savaşı sırasında Jean Cocteau ile birlikte Roma’da yaşıyordu. Burada sahne dekoratörü olarak çalıştığı sırada Olga Kokhlova ile tanıştılar. Olga da burada balerin olarak bulunuyordu. 10 yıllık evliliklerinin adımını atan çiftin bir de çocukları oldu. Tablolarının baş konukları olmuşlardı. 1925’te yaptığı ve bugün Picasso Müzesi’nde sergilenen “Paul en Pierrot” bunlardan biriydi. Ancak Olga’nın sosyetik hayatı ve eğlenceye düşkün halleri, Picasso’nun bohem hayatı ile çelişiyordu.

Olga ile evliyken de, Marie Therese Walter ile tanıştı. 1927’de, sokakta yürürken gördü sarışın güzel Marie’yi ve ona, “Hanımefendi, çok ilginç bir yüzünüz var. Portrenizi yapmak istiyorum, ben Picasso!” dedi. Marie, onunla ilgilenmemişti. Marie 17 yaşındaydı. Ancak daha sonra aralındaki 28 yaş farka rağmen bütün dünya onların aşkını konuşmaya başlamıştı. Bu ilişkiden bir çocukları oldu. Olga ile ise, hala evliydi…

Sanki Picasso ile bir ilişkiden sağ çıkmak imkansız gibiydi. Marie, intihar ederek hayata veda etti…

 

Marie’den sonra, “Özel ilham perisi” olarak anılan Yugoslav Dora Maar ile bir ilişki yaşamaya başladı. 52 yaşındaydı…

62 yaşındayken Françoise Gilot adlı bir sanat öğrencisiyle sevgili oldular. Bu ilişkiden de iki çocuğu oldu Picasso’nun. Françoise, daha sonra “Life with Picasso” adını verdiği bir de kitap yazdı. Françoise, Picasso’yu, aristokrat masallarındaki çok sayıda karısını öldüren seri katil Mavi Sakal’a benzetiyordu. Öyle ki, Picasso’nun Paris yakınlarındaki şatosuna yaptığı bir ziyareti şöyle tasvir ediyordu: “Bir dolabı açıp baksam eski karılarını boynundan asılı bulacağımı sanırdım… Küçük özel müzesinde topladığı kadınların kafalarını kesmek istiyormuş izlenimi veren bir Mavi Sakal yanı vardı.”

Françoise ile ilişkisi devam ederken bu kez de 24 yaşındaki Geneivieve Laporte ile ilişki yaşamaya başladı. Geneivieve, Picasso’yu ilk kez 17’sinde, bir röportaj için onu ziyaret ettiğinde görmüştü…

İkinci evliliğini Jacqueline Roque ile gerçekleştirdiği sırada ise Picasso, 79 yaşındaydı. Jacqueline ise, 27. Hayatını giren bütün kadınların portresini yapmıştı, evet; ama en çok Jacqueline’yi çizdi. Bu ilişki, Picasso ölene dek devam etti…

Picasso ile bir ilişki yaşamanın kehaneti midir bilinmez, Jacqueline de 1986’da, Picasso öldükten 13 yıl sonra kendini vurarak intihar edecekti…

 

Atkuyruğu devri

1954 baharında Sylvette David ile tanıştılar. Ünlü Picasso, 70’li yaşlarını sürüyordu. Françoise, onu terk edeli daha çok olmamıştı. Üstelik ilk kez terk ediliyordu. Çok hassas bir dönem yaşıyordu ve çokça ölüm kaygısındaydı. Sylvette’nin gençliğinde ve güzelliğinde, sanatıyla teselli bulacaktı. Üstelik duygusal ve cinsel hiçbir bağ kurmadan… Fransız Rivierası’nda yaşıyordu. Vallauris adlı küçük bir kasabada da stüdyosu vardı. Sylvette, 19’unda, saçlarını sürekli tepede atkuyruğu yapan, sarışın, güzel bir genç kızdı.

Yolu Picasso’nun hayatından geçen kadınlar mutlu olamamışlardı. Hatta Marie ve Jacqueline’nin sonu ölüm olmuştu. Sylvette ise, istisnai bir isimdi ve Picasso’nun sanatında bir devir açtı.

Sylvette, mobilya tasarımcısı nişanlısı Toby Jellinek ile kasabadaki annesinin yanına taşınmıştı. Toby’nin stüdyosu, Picasso’nun stüdyosuna çok yakındı ve Sylvette’yi de böylece görmüş oldu. İlk kez de Toby’den bir-iki iskemle aldığında karşılaştılar.

Birkaç hafta sonra ise, Sylvette, kasabanın çömlekçilerinden birinin terasında sigarası eşliğinde kahve içerken yan taraftaki stüdyosundaki Picasso’yu fark etti. Picasso, bir tabloyu yukarı kaldırmış, kendisine doğru gösteriyordu. Hafızasında kaldığı kadarıyla Sylvette’yi resmetmişti…

Bir davet aldığının ayırdına varan Sylvette, arkadaşlarıyla birlikte Picasso’nun stüdyosuna gitti. Picasso, genç kızı görür görmez en büyük ihtiyacı onu görmekmişçesine sımsıkı sarıldı bir anda ve “Senin resmini yapmak istiyorum” dedi. Bir süre karşı koysa da, Picasso, birkaç ay içinde onu ikna etmeyi başarmıştı. 28’i resim, çizimler ve heykellerden de oluşan toplam 60 portresini yaptı Sylvette’nin. Bu bir modelle çalışma konusunda Picasso’nun ilk başarısıydı. İkinci eşi Jacqueline ile tanışınca da Sylvette serisi yavaş yavaş sona erdi…

O yaz, çalışmaların hepsi Paris’te sergilendi. Tek bir konu üzerine bunca çalışma oldukça ilgi görmüştü. Life dergisi, Picasso’nun sanat yaşamında yeni bir devri ilan ederek duyurmuştu sergiyi: “Atkuyruğu Devri!”

Picasso öldü

Picasso, 92 yaşına gelmişti. 20. Yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olmayı başardığı yaşamı son buluyordu. 8 Nisan 1973’te, eşi Jacqueline ile evlerinde verdikleri bir akşam yemeği daveti sırasında rahatsızlanmış ve yaşama veda etmişti…

Özellikle yaşamının son 20 yılını en üretken dönemi olarak geçiren Picasso, tüm yaşamı boyunca da görsel sanatların her dalına ilgi duyarak ve bir şeyler üreterek yaşadı. Ardında bıraktığı onca eserle, tüm ihtiraslı yaşamı ile bir Pablo Picasso geçti bu dünyadan…

İyi ki…

 

Damla Karakuş/ensonhaber

Bu haber toplam 660 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.