1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Sedat Ergin’den AYM-Hükümet yorumu

Sedat Ergin’den AYM-Hükümet yorumu

Sedat Ergin, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun tutuklu yazarlar Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmetmesine yönelik olarak hükümetin verdiği tepkiyi değerlendirdi.

A+A-

Hürriyet yazarı Sedat Ergin, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nun tutuklu yazarlar Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine hükmetmesine yönelik olarak hükümetin verdiği tepkiyi değerlendirdi. Ergin, "Geldiğimiz noktada AK Parti hükümeti AYM’nin bireysel başvuru kararlarına karşı tutum alarak kendi dayandığı bu gerekçelerden de uzaklaşmış olmaktadır" dedi.

BaşbakanYardımcısı Bekir Bozdağ, Anayasa Mahkemesi'nin Alpay ve Altan hakkında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği gerekçesiyle verdiği tahliye kararı ile ilgili olarak  “Anayasa Mahkemesi vaka değerlendirmesi yapıyor ve Anayasa'nın çizdiği sınırları tek tek aşıyor. Bu hak ihlali değil, beraat kararıdır. Anayasa Mahkemesi'nin beraat kararı verme yetkisi yoktur” demişti.

Ergin'in "Bireysel başvuru ve gerekçedeki ‘uygar ülke’ vurgusu" başlığıyla (16 Ocak 2018) yayımlanan yazısı şöyle:

İSTANBUL’daki iki ağır ceza mahkemesinin, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) gazeteci yazarlar Şahin Alpay ve Mehmet Altan’ın tutuklulukları hakkındaki verdikleri ihlal kararlarını uygulamayacakları açıklamaları, Türkiye’nin hukuk tarihinde emsali olmayan, ilk kez karşımıza çıkan tuhaf bir durum olarak beliriyor.

Birinci derece mahkemelerin siyasal iktidarın verdiği mesajla aynı dalga boyunda hareket ederek, en yüksek mahkemenin kararına meydan okumaları, kuşkusuz Türkiye’de güçler ayrılığı ilkesine gölge düşürmüştür. Bu gelişmenin AYM’nin prestijini sarsmasının yanı sıra bireysel başvuru hakkının içinin boşaltılması gibi bir sonuç yaratması da kaçınılmaz gözüküyor.

Bunun doğuracağı sonuçların boyutlarını anlayabilmek için işin en başına dönmek, 1987 yılında Turgut Özal’ın liderliği döneminin belki de en tarihi adımlardan biri olan Türk vatandaşlarına bireysel başvuru hakkını tanıma kararını hatırlamak gerekiyor.

Türkiye, bu kararın ardından 1989 yılında bunun doğal uzantısı olan ikinci bir adım atarak, AİHM’nin “zorunlu yargı yetkisi”ni tanımıştır. Yani, AİHM’nin vereceği kararlara uyma yükümlülüğünün altına girmiştir.

Bunu 2004’teki anayasa reformu ile Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde yapılan değişiklik izlemiştir. Bu çerçevede Anayasa’ya “Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” hükmü eklenmiştir.

Bir başka anlatımla, temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda, uluslararası antlaşmalar ulusal hukukun üstünde tutulacaktır.

Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf olduğu ve bireysel başvuru hakkını tanıdığı için, Sözleşme hükümleri ve AİHM’nin bu hükümler çerçevesinde verdiği kararlar da Türk hukuku için ulusal yasaların üstünde bir norm niteliği kazanıyordu bu değişiklikle.

***

Anayasa Mahkemesi’ni bireysel başvuruda devreye sokan 2010 anayasa değişikliği, bu yönelişin daha da ileri götürülmesidir. Anayasa’nın 148’inci maddesine şu fıkra eklenmiştir:

“Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

Türkiye, bütün bu değişikliklerle, kendisini “Avrupa ortak hukuk alanı”nın içine kuvvetli bir şekilde dahil etmiştir.

***

Buradaki eklemlenmede AYM’ye verilen yeni görev, AİHS’de sıralanmış olan hak ve özgürlüklerin uygulamasını aslında AİHM’nin adına denetlemektir. Böylelikle, AİHM’nin bireysel başvuru işlevini Anayasa Mahkemesi üstlenmiş olmaktadır.

AK Parti iktidarı 2010 yılında neden bu adımı attı? Bu sorunun yanıtını AK Parti hükümetinin söz konusu anayasa değişikliğini sunarken kamuoyuna açıkladığı gerekçede bulabiliriz. İlgili maddenin gerekçesinde “Günümüzde temel hakların korunması amacıyla bireysel başvuru yolu, pek çok uygar ülkede anayasa yargısının ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir” deniliyor.

Yani, bir “uygar ülke”ye yakışan bir düzenleme olarak takdim ediliyor bu değişiklik.

Gerekçede bu düzenlemenin yararları geniş bir şekilde anlatılıyor. Öncelikle vurgulanan nokta, “İyi işleyen bir bireysel başvuru sisteminin kurulmasının, haklar ve hukukun üstünlüğü temelindeki standartları yükseltecek”, “bireylerin hak ve özgürlüklerinin daha iyi korunmasını sağlayacak” olmasıdır.

Bir diğer yarar da şudur: “Türkiye’de bireysel başvuru yolunun kabul edilmesi, öte yandan, kamu organlarını Anayasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır.”

***

Geldiğimiz noktada AK Parti hükümeti AYM’nin bireysel başvuru kararlarına karşı tutum alarak kendi dayandığı bu gerekçelerden de uzaklaşmış olmaktadır.

Türk vatandaşlarına tanınmış, referandumda kabul edilmiş olan bir hakkın uygulamada askıya alınmasıyla özünde “Avrupa ortak hukuk alanı”nın dışına çıkılmaktadır.

Bireysel başvuru, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde bireylerin haklarını evrensel hukuk içinde arayabilmeleri açısından elde etmiş oldukları en önemli kazanımdır.

Sonuçta kaybeden, Türkiye’deki bireylerdir.

Kaynak:http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/bireysel-basvuru-ve-gerekcedeki-uygar-ulke-vurgusu-40711081

Bu haber toplam 1834 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.