1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. "Süreç bittikten sonra ben yokum"

"Süreç bittikten sonra ben yokum"

FETÖ’nün kapatılan yayın organı Zaman gazetesinin muhabiri Ahmet Dönmez, verdiği röportajda FETÖ’ye yönelik sert eleştirilerde bulundu.

A+A-

15 Temmuz’dan sonra FETÖ’nün içerisinde de tartışmalar başladı. Bazı FETÖ mensupları, kendilerinin de özeleştiride bulunması gerektiğini söylerken bazıları ise “tartışmanın zamanı değil” diye sesleri bastırmaya çalıştı.

FETÖ’nün kapatılan yayın organı Zaman gazetesinin muhabiri Ahmet Dönmez, The Circle isimli internet sitesine verdiği röportajda FETÖ’ye yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Dönmez “Hareket’e özellikle son zamanlarda “içeriden” kimi eleştiriler yükseliyor. Bu eleştiriler hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Cemaat içerisinde önemli bir kitle olgunlukla kendini gözden geçirmekte, özeleştiriler yapmakta, daha fazla insanı sorgulama yapmaya davet etmekte ve sorumluların hesap vermesini istemektedir.

Elbette, bu eleştirilerin bir bölümü açık fikirlilikten ziyade canı yanmışlıktan, birilerinden hesap sorma arzusundan kaynaklansa da çoğunluğun çağdaş bir grup içi iletişim kültürüne sahip olduğunu düşünüyorum. Ve bunun yeni bir dip dalgaya tekabül ettiği kanaatindeyim. İşte yeni yapılacak bina, bu arazinin üzerine, bu temelin üzerine kurulmalı kanaatindeyim.”

Dönmez “ne yapılmalı” sorusuna verdiği yanıtta ise şunları kaydetti:

“Bunun için öncelikle muhakkak bir tedaviye ihtiyaç olduğunu kabul etmeniz gerekir. Ölü taklidi yaparak hastalığı yenemezsiniz. Konsültasyona ihtiyaç var. Ayrıca da hastalığı tetikleyen nedenlerin önemli bir kısmı hala canlı. Onları da görmek, teşhis edebilmek elzem... Odatv'den çalınmıştır.

AKP gitse bile Camia için bu arınma kaçınılmaz bir gereklilik. Hareket bir yol ayrımında ve bir karar vermesi lazım. ‘AKP diktatöryası son bulsa bile Hareket eski yöntemleri ve yapısıyla devam etme eğiliminde olursa ben herhangi bir yerinde olmam’ diyenler çoğalıyor. Burada en hayati nokta, aşağıdan yukarıya diyalog kanallarının bilinçli olarak kapatılmış olmasıdır. Damarlar tıkalı. Cemaatin en eski ‘ağabey’lerinden Halit Esendir bile size verdiği röportajda ‘Uzun yıllardır Hocaefendi’ye ulaşamıyorum. Süreç öncesi ve sonrası hiçbir yazılı veya sözlü düşüncelerimizi ulaştıramadım kendisine… Geniş kapsamlı istişare yapılarak, yol haritası çıkarılması gerekiyor. Sürecin getirdiği sorunların çözümüne yoğunlaşıldığı bahanesiyle, hala yapılmamış olması ciddi bir problemdir. Bu madde Hocaefendi’ye sorulsa şahsi kanaatim her ülke için ayrı ayrı yapılsın ve yol haritası çıkarılsın diyecektir. Ancak ısrarla sorulmak istenmiyor. Çünkü icrada hala görev yapan abiler bunu arzu etmiyorlar’ diyorsa, artık burada daha fazla safdil olmaya gerek yok…

…Yukarılarda bir yerdeki hakim görüş şu; ‘Şu anda en çok ihtiyaç duyulan şey susulması, beklenmesi ve Allah’ın bizi temize çıkaracağı ana kadar sabırla dua edilmesi.’

“İŞLENEN HER SUÇ HESAP SORMAYI GEREKTİRİR”

“Bir de ‘Cemaat açıktan eleştirilemez’ diyen bir kesim var?” diyen Ahmet Dönmez “O neden! Diğer herkese yönelik eleştiriler açık olmalı, AKP açıktan eleştirilmeli, o açıktan bu açıktan, bir tek Cemaat mi açıktan eleştirilemez? Neden? Ayrıcalığı ne? İşlenen her bir suç, küçük olsun büyük olsun, hesap sormayı ve vermeyi gerektirir. Bunun lamı-cimi yok. Tartışmaya açık bir konu bile değil bence. Ortada bu kadar büyük bir vebal varken nerede görülmüş hiç hesap sorulmasın, kimse hesap vermesin, konuşulmasın, şikayet edilmesin. Kusura bakmayın, böyle bir dünya yok. Bu birilerinin tasarrufunda, onlar ister ve lütfederse olur bir mesele değildir” dedi.

“SORGULAMA BUGÜN CEZAEVLERİNDE DE VAR, TUTUKLU AİLELERİNDE DE”

Ahmet Dönmez, FETÖ’nün kritik noktalarında yer alan isimlerin eleştirinin şimdi zamanı olmadığını söylediğini belirterek “Bir kere bu görüş, içerideki herkesin bu tartışmadan rahatsız olduğu varsayımına dayanmaktır. Bunu söyleyenler zannediyor ki içeride şu an bu tartışma, bir sorgulama yok. Halbuki bu tartışma, sorgulama bugün cezaevlerinde de var, tutuklu ailelerinde de… Çok ciddi bir sorgulama var” diye konuştu.

GELECEKTE NE OLACAK

Yani kısacası, dün eleştiri yapılamıyordu. Gelelim bugüne… Tamam bugün de devam eden süreç ve içerideki mağdurlar için susuldu… Peki yarın? Gelelim yarına…” diyen gelecekte FETÖ adına yaşanabilecekleri şöyle anlattı:

“Bir kere yarının ne olacağını bilmiyoruz. Kaba hatlarıyla ihtimalleri ikiye indirgeyelim: Odatv'den çalınmıştır.

1- Süreç Cemaat’in lehine bitti diyelim. Bu sefer de ‘Arkadaşlar ne yaşandıysa yaşandı. Tarifi kabil olmayan acılar çekildi. Herkes büyük bedeller ödedi. Ama Allah’a hamdolsun bu imtihandan da sapasağlam çıktık. Şimdi yeni hizmetlere odaklanma ve yepyeni ufuklara koşma zamanı. Geçmişi kurcalamanın, yarayı tekrar tekrar kanatmanın kimseye bir faydası yok. Zaten herkes kendi muhasebesini yaptı, dersler çıkarıldı. İlgili kişiler, gerekli tasfiyeleri de yaptı. Bundan sonra geçmişin hesabını sormaya kalkmak hem bizim enerjimizi düşürecek hem de eski yaraları yeniden kanatacaktır. Hala hesaplaşma isteyen bu saatten sonra bu davaya ihanet eder.’ denmeyecek mi? Bu kafa ile gidilirse yüzde yüz denecek.

2- Süreç hiç bitmedi veya cemaatin memnun olmayacağı bir noktaya evrildi diyelim… Bu durumda da bugün ‘Bir susun artık, yeter! Neden eleştirip duruyorsunuz!’ diyenlerin en fazla bağıran çağıranlar olduğunu görmeye başlamanız yüksek ihtimaldir. Bunların birçoğu kalkıp diyecek ki ‘O dönemde neden sustunuz? Neden bize doğru yolu göstermediniz? Neden bildiklerinizi sakladınız?’ Çünkü 17 Aralık öncesine dair hemen herkes, gazetecilere, akademisyenlere bu haklı serzenişte bulunuyor şimdi. O zaman konuşmaya, bildiklerini anlatmaya kalkanı ‘Ergenekoncu, Ulusalcı, Kızıl Elmacı’ ilan etmesi an meselesi olan insanlar, sonradan kalkıp ‘O zaman niye sustunuz!’ diye hesap sordu. Şimdi aynı insanlar bu kez, ‘Niye eleştiriyorsunuz? Susun’ diyor. Ve maalesef yine bunların çoğu yarın ‘Niye konuşmadınız’ demesi mukadder olan insanlar.

 Ve şundan emin miyiz; ya bu hesaplaşma ve arınma olmadan süreç hiç bitmeyecekse?.. Sürecin bitmesi, bu camianın kendi iradesiyle kendi bağırsaklarını temizleyip, hastalıklarını tedavi edip sapasağlam ayağa kalkmasına bağlıysa?.. Peki tartışma, konuşma olmadan bu mümkün müdür?”

“SÜREÇ BİTTİKTEN SONRA BEN YOKUM”

“Şu an bütün dünya Hizmet Hareketi’ni izliyor. Ne tür refleksler verdiğine bakıyor. Erdoğan’a duyulan nefret ile Hareket’e tanınan kredi birbirine karıştırılmamalı. Ve bu sonsuz bir kredi değil. O yüzden Hareket bu süreci çok iyi değerlendirmek zorunda” diyen Ahmet Dönmez sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendi kendini kandırmanın lüzumu yok. Ortada büyük bir travma var. Cemaat’in üzerine kurulu bulunduğu en önemli kolonlardan biri olan ‘güven’, ‘itimad’ tuz-buz… Hem içerideki bireylerin birbirine güvenleri anlamında, hem de dışarısının cemaate eskiden duyduğu güvenin yok olması anlamında söylüyorum.

‘Bu süreç bitene kadar mağdurlar için koşturmaya, elimden gelen gayreti sergilemeye devam edeceğim. Ama sonra… Süreç bittikten sonra ben yokum’diyen onlarca insan tanıyorum şu günlerde. Neden? Bu çok büyük bir rahatsızlığa işaret değil mi? Ortada konuşulması gereken önemli bir problemin varlığına delalet etmiyor mu?

“BAZI ‘ABİLERİN’ DIŞARIDAN DEVLET YÖNETMEYE SOYUNMASI…”

FETÖ’nün “abileri”ne de değinen Ahmet Dönmez “Ne gibi mesela; değişik kaynaklardan beslenmeye ket vurma, okumamayı ayıplamama ve farklı olmayı ayıp sayma gibi… Kastettiğim yöntemler ise şunlar; sözde bir denetime tabi olup da aslında hiç kimseye hesap vermeyen abilik müessesesi, denge ve denetimden azade gölge bir yapılanma kurulması, bazı ‘abilerin’ dışarıdan devlet yönetmeye soyunması, kapalı devre kararlar alması, kimi yerlerde meşru olmayan yöntemlerin dahi amaç için mübah görülür hale gelmesi, bütçenin denetlenebilir olmaması vs” dedi.

“ERGENEKON TASFİYERLERİ İLE BİRLİKTE…”

Dönmez röportajda eleştirilerini şöyle sürdürdü:

“’Türkiye’ye özgü şartlar’ nedeniyle müracaat edilen ve bir dönem için belki gerekli olan bu yapılanmanın, belli bir seviyede bizzat cemaatin kendisi tarafından feshedilmesi ve yeni bir formata geçilmesi gerekiyordu. Çünkü sistem, kurulduğu dönemin ağır vesayet koşulları altında hep gizli kalmaya, kendini belli etmemeye kurgulanmış bir format. AKP’nin iktidar olması ve onunla gizli bir koalisyon kurulması ile birlikte bu sistem ‘yöneten’ tarafına geçmeyi ilk kez test etti. Bu yeni bir tecrübeydi. Lastiği suya sokup bakması gerekenler bunu yapmadı. Çünkü işler iyi gidiyordu. Bir yerlerde gruplaşmalar, çıkar birliktelikleri kurulmaya başlandı. Cemaatin üst tarafında bir grup, kendi oligarşisini kurdu. Birileri kendini bakanlardan daha forslu, belediye başkanlarından daha güçlü görüyordu. Bazıları kendini emniyet müdürü, bazıları da general zannetmeye başladı. Bu bahsettiklerim hep siviller. ‘Abi’ler yani… Subjektif kriterlerle belli görevlere gelip kimseye hesap vermeden, hiç bir denetime tabi olmadan sınırsız güç elde etmeye başladılar. Dolayısıyla bu makamları bırakmak istememeler başladı. Odatv'den çalınmıştır.

Güç birilerini sarhoş etti. Ergenekon tasfiyeleri ile birlikte bu duygu tavan yaptı. Artık ‘devleti biz yönetiyoruz’ algısı oluştu. Halbuki “Yanlış yapıyorsunuz. Bu devlet tarih boyunca hiç bir zaman kendini tek bir güce teslim etmemiştir. Siz tek başınıza her şeye sahip olmak istiyorsunuz. Dikkatli olun, bu yol, yol değil.” diye uyarılar geliyordu. Dinlemediler.”

“YENİ 15 TEMMUZ’LARA YOL AÇMA POTANSİYELİ TAŞIYOR”

Yanlışların hala devam ettiğini söyleyen Dönmez “Hala Hareket’e zarar verme, yeni 15 Temmuz’lara yol açma potansiyeli taşıyor. Bir yerde yaşanmış ve kesilmiş değil. ‘Aman susun’, ‘Eleştirmeyin’, ‘Konuşmayın’ diyenler keşke neye arka çıktıklarını da bilseler” diye konuştu.

“CEMAAT’İN BÜYÜK BİR BÖLÜMÜ ADİL ÖKSÜZ’ÜN HAİN OLDUĞUNA İNANIYOR”

15 Temmuz’un kritik ismi Adil Öksüz’e de değinen Dönmez FETÖ’cülerin Öksüz’e bakışıyla ilgili şunları kaydetti:

“Bugün Cemaat’in büyük bir bölümü Adil Öksüz’ün MİT’e angaje olduğuna, dolayısıyla hain olduğuna inanıyor. İnanmak da istiyor. Aksi takdirde 15 Temmuz’u açıklayamıyor. Fakat Öksüz’ü yakından tanıyan, yıllarca onunla arkadaşlık eden bir kısım önemli isimler de “Adil Hoca hayatta böyle bir şey yapmaz.” diyor. İnanmıyorlar. İnanmak istemiyorlar. ‘O halde 15 Temmuz’u nasıl izah ediyorsunuz?’ sorusunu sorduğunuzda ise bir cevap alamıyorsunuz. Bu yüzden de pek konuşmamayı yeğliyorlar.

Fakat Sayın Gülen, France 24 kanalına verdiği röportajda, Öksüz’ün MİT ajanı olabileceğini söyledi. Darbe girişiminden tam bir yıl sonra. Ta en baştan beri neden bu konuda net bir tavır takınılmıyor? Neden sorulara cevap verilmiyor?

Halbuki bana kalırsa ilk düğme yanlış iliklendi. Hocaefendi’nin ‘İçimizden birileri katılmışsa Hizmet’e ihanet etmiştir’ çıkışı havada bırakılmamalıydı. En başta cemaatin kendisi bir iç soruşturma başlatıp olayın fotoğrafını çekmeli ve A’dan Z’ye bütün failleri ifşa ederek yollarını ayırmalıydı. Fakat bu yapılamadı. Çünkü içeride bir yumuşak karın vardı.

‘Cemaat, TSK içinde örgütlenebilir mi örgütlenemez mi’ tartışmasına girmeksizin burada bazı sorular yönelteceğim: Adil Öksüz, hava kuvvetleri imamı olarak biliniyor. Hayır. Aslında 2015 yılında bütün TSK’nın imamı haline getirildi. Bu cemaat içi atamayı kim yaptı? Öksüz’ün önünü açanlar kimler? Öksüz’le birlikte bütün alt kadroyu kim şekillendirdi? 15 Temmuz’dan önce Öksüz için kim mıntıka temizliği yaptı? Öksüz’e engel olabilecek, bu darbe girişimine müsaade etmeyecek, oyunu bozabilecek, tuzağı farkedebilecek kişiler nasıl tasfiye edildi? İçeride bir uzantı var. Bunlar organize bir şekilde hareket ediyor. 15 Temmuz’dan önce içeride bir ayıklama yaptılar. Bu işi engelleyebilme potansiyeli olanları tasfiye ettiler. Ondan sonra planı icra ettiler. Sözlerinden çıkmayacak kişilerle.”Odatv'den çalınmıştır.

“UĞRADIYSA NE KONUŞULMUŞTUR”

Adil Öksüz’le ilgili sorularını dile getiren Ahmet Dönmez “Öksüz darbeden 4 gün önce ABD’ye geldiğinde Gülen’in yanına uğramış mıdır? Uğramadıysa neden ‘Buraya gelmedi. Bu bir iftiradır’ denmiyor? Uğradıysa ne konuşulmuştur? Adil Öksüz MİT tarafından angaje edildiyse bu ne zaman olmuştur? Bu ilişki nasıl başlamıştır? Hiç fark edilmiş midir? “Yukarılara” hiç uyarı yapılmış mıdır? Eğer fark edilemediyse 15 Temmuz’dan sonra nasıl bu bilgiye sahip olunmuştur? Nasıl ve ne zaman tespit edilmiştir? Bu bir kanaat veya yorum mudur yoksa somut bir bilgiye mi dayanmaktadır? Somut bilgi ise neden yüksek sesle anlatılmıyor?” dedi.

Odatv.com

Bu haber toplam 1258 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.