1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Tasma, kürtaj ve THY rezaleti!
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tasma, kürtaj ve THY rezaleti!

A+A-

Başbakan Erdoğan'ın cuma günü Türkiye gündemine soktuğu ''kürtaj ve sezaryen'' tartışması tüm hızıyla sürüyor. Kadının bedenini adeta bir ''üretim aracı'' olarak gören Başbakan, kadınları kontrolsüz bir doğum politikasının parçası haline getirmeye çalışıyor. Kadınları eve hapsetmeye çalışan ve onlara sadece "doğum yapma misyonu"nu biçen Erdoğan, hastalıklı zihniyetiyle toplumun bilincini de zehirliyor. Bilim karşıtı düşünceler, ''kahvehane üslubu''yla dile getiriliyor; toplumun bir bölümü, bilim karşıtı düşünceleri "olağan" karşılamaya başlıyor.

AKP iktidarının Uludere katliamındaki sorumluluğunu örtmeye çalışan Başbakan Erdoğan, bu yüzden "kürtaj ve sezaryen" tartışmasından medet umuyor. Toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir konuyu ortaya atan AKP lideri, aynı zamanda iflas eden sağlık politikalarını da aklamaya çalışıyor. ''Bir taşla iki kuş vurmaya çalışan'' Erdoğan, sağlık harcamalarında artık sona geldiklerini ve çarkı çeviremediklerini itiraf etmek yerine, seçmeni aldatma yolunu tercih ediyor.

CHP İzmir Milletvekili Dr. Aytun Çıray, AKP'nin "Sağlıkta Performans'' adını verdiği sistem yüzünden sezaryenlarda yüzde 45; ameliyatlarda ise yüzde 80 oranında artış olduğu"nu söylüyor.

Aytun Çıray, "Sağlık harcamaları katlandı. Başbakan’ın kürtaj açıklamaları bahane. Amaç sağlık harcamalarında tasarrufa gitmek. Nitekim Başbakan'dan hemen sonra Sağlık Bakanı Akdağ da sezaryenla doğum ile ilgili tebdirler alacaklarını açıkladı. Şimdi soruyorum; bugüne kadar ameliyat ya da sezaryen edilen bu hastalar boşu boşuna mı kesilip biçildiler?“ diyor.

Birleşmiş Milletler'in son raporu da Başbakan Erdoğan'ın söylediklerini çürütüyor. BM raporu, kürtajın yasaklandığı ülkelerde, kadın ölümlerinin 12 kat arttığını ortaya koyuyor. Keza; doktorların sezaryen yöntemine zorunlu olmadıkça başvurmadıkları da biliniyor. Başbakan ve AKP ise bu bilimsel gerçeklere rağmen, toplumu sonu olmayan bir tartışmanın içine çekiyor. Üstelik bu tartışma da diğerleri gibi bir yalan bombardımanı altında sürüyor. Başbakan, "Kürtajla ilgili yasa çıkaracağız. Ben bu ülkenin her meselesiyle ilgilenirim" diyor. Erdoğan, yönettiği ülkede kürtaja ilişkin yasanın 1983 yılında çıkarıldığını dahi bilmiyor. Üstelik; o yasanın çıkarılmasının ardından kadın ölümlerinin azaldığından bi haber olduğu anlaşılıyor! AKP ülkeyi işte böyle yönetiyor!

Toplumun bilincini zehirleyen ve yalanın gerçekmiş gibi algılamasına sebep olan iktidar, ne yazık ki yalnız değil! AKP iktidarı tüm bu yalanları medya aracılığıyla yayıyor. Düne kadar ''kürtaj ve sezaryen'' üzerine tek bir kez bile düşünmediği bilinen gazeteciler, birer papağan gibi Başbakan ne dese onu tekrarlıyor. Bazen düşünüyorum; bu gazeteciler Başbakan olmasa ne yapacak ve ne yazacaklar diye!

Hava yollarında grev hakkı gasp edilir; emekçiler greve çıkar; yanaşma gazeteciler hemen hava yolları çalışanlarının eyleminin ''haksız olduğu''nu söyler! Oysa; o güne dek, grev hakkının ortadan kaldırılacağından haberleri dahi yoktur! Ama onlar için önemli olan bu değildir; önemli olan AKP iktidarının yaptığı her şeye onay vermektir...

Kürtaj ve sezaryen meselesi gündeme gelir; yanaşma ve yandaş gazeteciler, hemen kürtajın aslında ne denli zararlı olduğunu söylemeye başlar! Oysa ki; kürtajın "zararlı olduğu"nu birden bire kavrayan bu yanaşmalar, AKP'nin 2005'te TBMM'ye getirdiği yasa teklifinden dahi haberdar değildir! AKP iktidarı, 2005 yılında, kürtajdaki 10 haftalık süreyi 12 haftaya çıkarmak için kanun teklifi vermiştir!

Dedim ya; Başbakan olmasa, AKP'ci gazetecilerin hali haraptır! Başbakan onlar için adeta bir "deniz feneri"dir! Ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini ve hangi yolu takip edeceklerini Başbakan'dan öğrenmek zorundadırlar. Hiçbir konuda "özgün fikirleri" yoktur. Konuşmak ve düşüncelerini ortaya koyabilmek için, önce AKP'nin birşeyler söylemesi gerekmektedir. İçinde bulundukları; kendisine saygısı olan bir bireyin katlanamayacağı bir durumdur... Onlar bu gerçeği içselleştirmiş, AKP'yi koşulsuz bir şekilde desteklemeyi artık bir "görev" haline getirmişlerdir. AKP iktidarının söylediği her şey, onlar için "mutlak doğru"dur. Bu halleri aslında, kendilerine olan ihtiyacı da ortadan kaldırmaktadır.

Düşünsenize; destekledikleri partiye "fikri destek" vermeleri gerekirken, iktidarın ortaya attığı gündemin peşinde sürüklenmekten başka bir şey yapamadıkları görülmektedir. Bu halleriyle, AKP için artık yük haline gelmişlerdir.

Sanırız kendileri de bu hallerinin farkında olmalılar ki; Başbakan'ın gazetecilere "köpek" demesine dahi seslerini çıkaramamışlardır. Bu utanç dolu sözlere sessiz kalmak, onaylamak anlamına gelir! Gazetecilere, fikir adamlarına "Tasmalarını biz açtık" diyerek ''köpek'' benzetmesi yapan bir Başbakan'ı desteklemek de utanç hanelerine atılan kara bir çarpıdır! AKP iktidarı, düşünceyi "köpeklik'' kategorisine sokarak, dünyaya nasıl baktığını bir kez daha ortaya koymuştur.

AKP, Uludere katliamı ile zirveye çıkan dengesizleşme sürecini her gün halka karşı yeni bir saldırıyla taçlandırıyor. Sözde fikir adamları ve bazı entelektüeller ise kendilerini de yok sayan bu sürece alkış tutuyor. İktidar, kürtaj ve sezaryen üzerinden kadını yok sayan; bedenini ise tahakküm altına almaya çalışırken, saldırısının boyutunu "grev hakkının gasp edilmesi"ne kadar genişletiyor. Sözde entelektüller ise buna "İleri Demokrasi" diyor...

Bu çirkinleşme karşısında insanın içinden "İleri Demokrasinizi Seveyim" demekten başka bir şey gelmiyor...

www.twitter.com/barisyarkadas

Bu yazı toplam 649 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.