1. YAZARLAR

  2. Barış Yarkadaş

  3. Tayyip Erdoğan neden erken seçim istiyor?
Barış Yarkadaş

Barış Yarkadaş

Gazeteci/Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Tayyip Erdoğan neden erken seçim istiyor?

A+A-
AKP'nin oyları bugün itibariyle yüzde 39'a indi. CHP ise 27 oranında bir oya sahip. Erdoğan bu yüzden seçimi öne çekmek istiyor..

Farkında mısınız? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan uluslarası siyasete ilişkin hangi yorumu yapsa, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf hemen sahneye çıkıyor. Harf, Erdoğan hangi tezi savunduysa tam tersini söylüyor. Erdoğan, bu yüzden sürekli açığa düşüyor.

Tabii burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da şu: ''Dünya lideri'' Erdoğan'ı yalanlayan kişi, Dışişleri Bakanı Sözcüsü'nün Yardımcısı... Deyim yerindeyse; ''suyunun suyu... ''

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı sürekli yalanlayan ve siyaseten zor durumda bırakan ABD, Türkiye Cumhurbaşkanı'na en alt düzeyde cevap veriyor ve muhataplık düzeyini aşağı çekiyor. Türkiye, hiç bu denli aşağılanmamış ve küçümsenmemişti... Bu da Erdoğan'a nasip oldu...

ABD'nin bakanın sözcü yardımcısı aracılığıyla cevap verdiği Erdoğan, kuşkusuz olup bitenin farkında... Bu yüzden, Letonya dönüşü uçakta yaptığı açıklamada PYD'ye ilişkin yorum yaparken, "Mantaliteleri bu oyunlara yeterli değil. Onlara bir üst akıl yön veriyor'' diyor. Erdoğan ismini koymasa da PYD'nin ABD tarafından yönlendirildiğine işaret ediyor.

ABD'nin bu tavrı, Erdoğan'a ''kırmızı çizgileri''ni hatırlatmaktır. ABD, ''Benim dışımda oyun kuramazsın. Siyasi kurnazlığa izin vermem'' diyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tavır değişikliğinin farkında olduğu için, ne istenirse yapıyor.

Kimse üstünde durmuyor ama Türkiye 17 / 25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonları sonrası, uluslararası güçlere taviz üstüne taviz veriyor.

Örnek mi;

AKP hükümeti, şu sıralar KKTC'den Türk askerini çekmeye hazırlanıyor. Yandaş medya, bu meselenin üstünü örtüyor. Muhalif medyanın sesi ise kitlelere yeterince ulaşmıyor. AKP'yi oluşturan tüm unsurlar, iktidarda kalabilmek adına, istenilen tüm tavizleri peş peşe veriyor.

CHP'nin önerdiği tezkereyle güya dalga geçmeye çalışan ve ''milli çözüm''öneren ana muhalefet partisine demedik söz bırakmayan yandaşlar, Barzani'nin askerlerinin Türk topraklarını adeta bir savaş arenasına çevirecek olmasına seslerini dahi çıkaramıyor.

Birkaç gün önce hem Halk TV'de, hem de ARTI 1 TV'de anlattım. CHP, Kobani için tezkere önerirken, yabancı askerlerin Türk topraklarına girmesinin önünü kesmeyi tasarlıyordu. CHP'nin tezkeresine dudak bükenler ve IŞİD'in bölgeden çıkarılma önerisini küçümseyenler, şimdi ÖSO ve Peşmerge'nin topraklarımıza girmesi karşısında söyleyecek söz bulamıyor.

Bakın; bir aksilik çıkmadığı takdirde, bir iki gün içinde Peşmergeler (savaşçılar)Türk topraklarından geçecek ve Kobani'ye yerleşecek. Türkiye, böylece hem savaşa doğrudan müdahil olacak, hem de yabancı güçleri hiçbir zorunluluk yokken ülkesinden geçirerek büyük bir skandala imza atacak.

AKP iktidarı, önlerine konulan bu planların tamamını uygulamak zorunda. Zira; uygulamadıkları takdirde, iplerinin tamamen çekileceğini Marie Harf'in sık sık konuşmasından dahi çıkarıyorlar. Erdoğan, son birkaç aydır kendisine yönelik politikanın şaşkınlığını yaşıyor. ''Kobani'nin stratejik önemi yok'' demesinin ardından, ABD'den yapılan açıklamalar sonrası söylemini değiştiriyor."Kobani'nin bizim için stratejik önemi var'' demeye başlıyor. "PYD teröristtir'' diyor, ABD ''Bizim için değildir'' cevabını veriyor.

Erdoğan, artık ABD ve Batı tarafından istenmediğini açıkça görüyor. Oyunun sonuna geldiğini ve Çankaya'da daha doğrusu KAÇ-AK SARAY'dayalnızlaştırılacağını hissediyor. Bu yüzden, daha çok baskı yasası çıkarttırıyor ve AKP'yi iktidarda tutmaya gayret ediyor. Zira; AKP'nin iktidardan düşmesinin kendisi açısından hangi felakatlere yol açacağını görüyor.

17 ve 25 Aralık yolsuzluk dosyalarının üstünün örtülmeye çalışılması da bu yüzden zaten... Erdoğan, ellerine tam olarak geçiremedikleri HSYK'da yol kazasına uğramamak için dosyaların kapatılmasını istiyor.

Tek sebep bu değil kuşkusuz; sözde Başbakan Ahmet Davutoğlu, Bakanlar Kurulu'nda yolsuzluğa ilişkin bir söylev veriyor ve "İmar rantı yaratmak ayıptır, günahtır'' diyor. Bu sözler Erdoğan'a ulaştırıldığı için, Cumhurbaşkanı tam üç kez AKP Genel Merkezi'ne gece saatlerinde gidiyor. Erdoğan, Davutoğlu'nun bu sözlerinin bir adım sonrasının "yol ayrımı işareti olduğu''nu düşünüyor.

Zaten yaptıkları hesaplar tutmuyor. Erdoğan'a giden anketler, AKP'nin oylarının yüzde 39'a indiğini, CHP'nin ise yüzde 27 bandına yerleştiğini gösteriyor.Bu trend sürdüğü takdirde, AKP'nin tek başına iktidar olabilmesi mümkün görünmüyor. Analistler, AKP'nin bugünkü şartlar geçerli olduğunda Haziran ayına kadar yüzde 35 bandına oturacağını, CHP'nin ise yüzde 30'a yükseleceğini söylüyor.

Bu tablo, AKP için bir felaket; Türkiye içinse umut ışığıdır...

Erdoğan, analistlerin yorumlarına önem veriyor ve bu yüzden seçimi Haziran yerine Nisan ayında yaptırmak istiyor. Davutoğlu'nun ''özerklik eğilimleri''nin güçlendiğini gören Erdoğan, 60 gün öne çekilmesini istediği seçimde tek belirleyici olmak istiyor. Zira Erdoğan da "siyasette bir gün bile uzu bir süredir'' sözüne inanıyor...

Davutoğlu kendisiyle ipleri tam olarak koparmadan milletvekilliği listesini yapmak isteyen Erdoğan, böylece AKP'yi elinde tutmak istiyor. Erdoğan, iç ve dış krizlerin daha fazla derinleşmesinden ve ekonomi balonunun patlamasından korkuyor. Çareyi bu yüzden erken seçimde buluyor. Türkiye erken seçim sürecine girerken, "din istismarı'' da artıyor. Validebağ'ı imara açmak ve imar rantı yaratmak için çaba gösteren AKP, "Cami yapıldığı için karşı çıkıyorlar'' yalanına başvuruyor. Böylece, sözde muhafazakar seçmenin konsolide edilmesi ve imar rantının üstünün örtülmesi amaçlanıyor.

AKP'li kaynaklarım, parti içinde büyük bir kaynamanın olduğu ve herkesin birbiri aleyhine konuştuğunu söylüyor. Erdoğan'ın otoritesi parti teşkilatları üzerinden kalkınca, bakanlar, milletvekilleri ve yandaş medya da ipleri gevşetmiş. Erdoğan bunun farkında ve bu yüzden tam üç kez genel merkeze gece saatlerinde giderek çalışmaları denetliyor.

Sanırım bir süre sonra, sözde Başbakan Davutoğlu'nu daha kolay denetleyebilmek ve yönetebilmek için KAÇ-AK SARAY'a taşınmasını isteyecek. Böylece, düğmeye bastığında Davutoğlu alt kattan üst kata çıkarak Erdoğan'ın yanında hazır olabilecek.

Tabii bu tablo ne kadar sürdürülebilir belli değil... Zira; AKP içinde Numan Kurtulmuş'tan Ali Babacan'a, Mehmet Şimşek'ten Davutoğlu'na uzayan bir huzursuzluk çizgisi var. Davutoğlu'nun başından beri Şimşek'le çalışmak istemediği biliniyor. Babacan ise "Mehmet Şimşek yoksa ben de yokum''tavrını sürdürüyor. Bu tartışma, AKP'de birkaç gün önce yine yaşandı. Babacan restini çekti ve Şimşek'e dokundurtmadı. Kriz; Erdoğan'ın gece saatlerinde AKP Genel Merkezi'ne gelmesi ve yapılan telefon trafiğiyle ''şimdilik'' çözüldü.

AKP içindeki bu huzursuzluğun farkında olan kurmaylar, meclis kulislerinde"Erdoğan Bakanlar Kurulu'na başkanlık etmeli, bu iş böyle yürümeyecek'' diyor. Davutoğlu ise bunu kabul etmeyeceğinin işaretlerini vermeye çalışıyor. Anlayacağınız, AKP binbir türlü sorunla uğraşıyor. Davutoğlu'nu bir türlü benimsemeyen AKP Teşkilatları, Başbakan'ın etkinliklerine gitmiyor. Davutoğlu'nun konuşma yapmak için gittiği salonlar bile dolmuyor.

Tabii kapıda bekleyen iç ve dış sorunların yanı sıra, patlamaya ramak kalan ekonomi balonu da AKP'lileri kara kara düşündürüyor. ''Reform''cu maskeleri inen, anti-demokratik yasaları uygulayan, dünyadan izole edilmeye başlayanAKP, 'İç Güvenlik Yasası'ndan medet umuyor. Polise her türlü yetkiyi veren AKP, sokak muhalefetini ve toplumsal tepkiyi, polisle bastırmaya çalışıyor. AKP'nin yandaş yazarları, polisi, halka karşı güç kullanılmasını ve devlet aygıtını kutsuyor! O sözde libarellerin içinden birer faşist çıkıyor!

Bu yazı toplam 325 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.