1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Topbaş'a: Sizi asla affetmeyeceğiz

Topbaş'a: Sizi asla affetmeyeceğiz

Kadir Topbaş, İstanbul Belediye Başkanlığı görevinden istifa etti. Hafriyat kamyonunun aldığı canlardan biri olan Şule İdil Dere'nin ailesi Topbaş'a seslendi: Sizi asla affetmeyeceğiz! Dere ailesinin avukatı Özveri, ABC'ye anlattı.

A+A-

Miray Mert

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını 2004 yılından beri sürdüren Kadir Topbaş, 22 Eylül 2017 Cuma günü nedenini açıkça ortaya koymadan istifa etti. Belediyeyi bırakıp, partisini bırakmadığını söyleyen Topbaş, döneminin hayırla yad edileceğinie inandığını belirtti. 

İSTİFANIN ARDINDA ONLARCA HUKUKSUZLUK KALDI

İBB Başkanı Topbaş’ın istifasının ardından , İstanbul’a ve kentin insanlarına ihanet edilen bu döneme birbiri ardına sitemler gelmeye başladı. 17 Ay önce, 12 Mayıs 2016’da 23 yaşında üniversite öğrencisi genç bir kız olan Şule İdil Dere, Yoğurtçu parkında hafriyat kamyonunun altında kalarak hayatını kaybetti.

Topbaş’ın başkanlığındaki İBB yetkililerinin yönetiminde, hiçbir önlem almaksızın Kurbağalıdere-Yoğurtçu Parkı’nda yaya yolunda yürüyen Şule İdil Dere’yi hafriyat kamyonu ezerek öldürdü. Şule İdil Dere’nin ailesi bunu asla unutmayacak. Şule’den sonra gerçekleşen ve hiçbir şekilde yargılanmayan suçluları da bu kentin hafızası unutmayacak.

'SİZİ ASLA AFFETMEYECEĞİZ KADİR TOPBAŞ'
Kadir Topbaş İBB Başkanlığından “Her şey affedilir ama, adam yerine konmamak affedilemez” diyerek istifa etti. İstanbul Kadıköy’de hafriyat kamyonunun canını aldığı Şule İdil’in ailesi ise bu sözlere atıfta bulunarak “Sizi asla affetmeyeceğiz Kadir Topbaş” diyerek bir yazı yayımladı.

İdil'in ailesi Topbaş’ın istifa ederken sarf ettiği sözlerini hatılattığı yazılı açıklamada, “17 ay önce başkanı olduğunuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait hafriyat kamyonu ve görevli personelinizle Kurbağalıdere-Yoğurtçu Parkı yaya yolunda İdil’in canını aldınız. Bir cana mal olan çalışmanın başkanı olarak “başınız sağ olsun” bile demediniz. Cenazemiz henüz yerdeyken, onu ezen İBB’ye ait kamyonun şoförü serbest bırakıldı.” ifadeleri kullandı.
İdil'in ailesi Topbaş’ın istifa ederken sarf ettiği sözlerini hatılattığı yazılı açıklamada, “17 ay önce başkanı olduğunuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait hafriyat kamyonu ve görevli personelinizle Kurbağalıdere-Yoğurtçu Parkı yaya yolunda İdil’in canını aldınız. Bir cana mal olan çalışmanın başkanı olarak “başınız sağ olsun” bile demediniz. Cenazemiz henüz yerdeyken, onu ezen İBB’ye ait kamyonun şoförü serbest bırakıldı.” ifadeleri kullandı.

NSAN HER ŞEYİ UNUTUYOR AMA...
Yargının oyalandığına, hukukun çiğnediğine, sorumluların hesap vermesinin engellenerek 17 aydır kimsenin yargılanmadığına dikkatleri çeken İdil Dere’nin ailesi Topbaş’a şu sözlerler seslendi: 
Sayın Topbaş, insan her şeyi unutuyor ama... Vicdansızlığı, nobranlığı, sadece güçlü olduğu için haklı çıkma hakkını kendinde görenleri, can alanların hukukun üstünde dokunulmazlık elde etmelerini, bir kent belediyesinin aracıyla parkta can alarak kent suçu işlenmesine göz yumanları, kentlilik kimliğimizi elimizden alanları, koskoca bir kenti bizim için güvenilmez bir yer haline dönüştürenleri unutmuyor, unutmamalı, unutmayacağız. Adınızın geçtiği her yerde sizi canımızın, İdil’in alınmasına neden olan, suç işlenmesine aldırmayan, sorumluları koruyan, başınız sağ olsun bile demeyen, izan yoksunu bir belediye başkanı olarak hep hatırlayacağız ve sizi asla affetmeyeceğiz.”

DERE AİLESİNİN AVUKATI; HENÜZ İDDİANAME BİLE YOK

17 ay önce, İdil’i morgta teşhis eden kişilerden ve aile dostlarından biri olan avukat Murat Özveri, ABC Gazetesi’ne yargıd yaşanan tüm hukuksuzlukları ve ailenin acısını anlattı

Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda bisiklet yolunda dahi yürümeyen Şule İdil’İ, hafriyat kamyonu yaya yolunda yürürken ezmişti. Yayaya tahsis edilmiş yolun en güvenli yol olduğunu ve devletin bu teminatı verdiğine dikkat çeken Av. Murat Özveri, İBB’nin hatalarını kabul edip suçluların yargılanacağı yerde gencecik bir kıza iftiralar ve suçlamalarda bulunduğunu dile getirdi.

Hukuka yakışmayan açmazları, insansızlığa dair yaşanan sürecin tüm aşamalarını aileyle yaşadıklarını belirten Özveri, ortada henüz bir iddianamenin bile henüz bulunmadığına dikkat çekti.

SORUŞTURMADA NELER YAŞANMIŞTI?

Şule İdil Dere soruşturmasında İstanbul Valiliği’nin 12 Mayıs 2017’de İdil’in ölüm yıldönümünde verdiği, asli kusurlu İBB yetkililerini yargılama izni vermeme kararına Bölge İdare Mahkemesi’ne 1 Haziran 2017 tarihinde açılan itiraz davası sonuçlandı. Mahkeme, 8 asli kusurlu İBB yetkilisinin yargılanmasına izin vermeyen Valilik kararına yapılan itirazı “hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından itirazın reddine” gerekçesiyle reddetti ve Valiliğin kararını aynen onadığını açıkladı.

22 Haziran 2017’de alınan Bölge İdare Mahkemesi kararında Mahkeme dosyadaki aynı bilgi ve belgelere dayanarak, “hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibariyle mevcut olduğu anlaşıldığından” diyerek 3 İBB personeli için soruşturma izni veren Valilik kararını da onadı. İki kontrol elemanı ve bir kontrol amirinden oluşan bu alt düzey 3 personelin Valiliğin verdiği soruşturma izni kararına itirazı da mahkemece reddedildi. Mahkeme aynı delilleri alt düzey personel için uygun buldu, üst düzey yönetici personel için yeterli bulmadı.

AİLE ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURDU

Ailenin avukatı Murat Özveri, Anayasa Mahkemesine başvurduklarını belirterek vicdanların sızladığı hukukun ortadan kalktığı bu süreci anlattı: "İBB’nin oradaki işi üstlenmiş birimlerin, o birimlerdeki kişilerin önlemi almayan, belirlemeyen, orayı yaya yolundan arındırmaya,  kamunun güvenliğini riske etmeyecek bir çalışmayı planlamakta acze düşen her kimse bunların bir hukuk devletinde hesap vermesi gerektiğini belirtti.  Yargılamayı yapacak olan devletin kendisi devlet bu görevi vermiş. Ve aynı devlet, benzer tur durumların sorgulanmasına dokunulmasına izin vermeyen bir zırhla karşımızda duruyor anayasa var yasalar var mevzuat var bunu uygulamakla görevlendirilmiş insanlar var. bu insanlar yasaları uygulamamak üzere bir işbirliği içinde davranıyorlar bu davanın içerisinde."

ETKİN SORUŞTURMA YOLLARI KAPALI

Yaşam hakkına yönelik bir saldırının söz konusu olduğuna değinen Özveri, yaşama hakkınız elinizden alınmışsa, bu hakkın ihlalinde birilerinin etkisi varsa, bu varlığı ortaya çıkarmak için devletin etkin bir soruşturma yapmakla yükümlü olduğunu ifade etti. Etkin bir soruşturmanı koşulunun soruşturulanlarla soruşturmayı yapanın birbirinden bağımsız olması gerektiğini dile getiren Özveri, bu durumun tam aksinin gerçekleştiğini belitti. Olayın adli boyutundaki akıl almaz durumu çıkmazları Özveri gazetemize şöyle dile getirdi: "Trafik bilirkişisi, iş organizasyonunun nasıl yapılması gerektiğini bilen uzmanların bilgisine başvuruyor, dosyanın içerisine görüntüleri tutanakları koyuyor. Kim burada ne kadar kusurlu.. etkin bir soruşturma için. Bağımsız 3 tane bilirkişi şüphelileri belirliyor, kurumları belirliyor aradaki hukuki ilişkiyi nitelendiriyor ve savcının önüne 8 tane memur olan şüpheliler listesi koyuyor. Savcı burada dava açıyor, yasa devreye giriyor, soruşturma izini alacaksın. Valilik devreye giriyor, bunların hiçbirisine uymuyor. Belirli sürede teslim etmesi gerekiyor. Böyle bir hakkı yok. Valilik, bir başka kurumdan uzman müfettiş istiyor. Kimi istiyor? Soruşturanın altında hiyerarşik olarak, soruşturulanın altında olan baş müfettişi müfettişe soruşturan bir atama yapıyor. Soruşturanların bağımsızlık ilkesini bir kenara atıp, aynı kurum içerisinde . Buna göre bir rapor hazırlıyorlar. Bu rapor kabul ediliyor. Ve raporda adeta alın hırpalayın der gibi 3 tane alt düzey mühendise soruşturma iznini veriyor diğerlerine vermiyor. Bölge idare mahkemesi reddebilir kabul edebilir. Ama hangisini yaparsa yapsın gerekçe yazması lazım. Üst düzey yönetime vermediler, gerekçe aynı. Dosyanın içindeki deliller şüpheli diyor, ama yargılamaya izin yok."

KENT RANTI VAR, YAŞAM RİSK ALTINDA
Murat Özveri, yaşama hakkının ve etkin soruşturma hakkının ihlalililn de soruşturmaya dahil ederek bu durumun kentsel dönüşüm adı altına nasıl çıkar ilişkisine döndüğüne de değindi:"Şule İdil’den sonra 20 den fazla insan aynı nedenle öldü. Kent rantı var, kentsel dönüşüm üzerinden rant elde ediyor birileri daha az maaliyetle iş yapsın diye insanların yaşamını riske eden gerekli önlemleri almayan kamu görevlilerine dokunulmazlık zırhı veriyorsun."

Akıllardaki soru şu: Bunca ölüm cezasız mı kalacak? İBB'deki sorumlular yargılanmayacak mı? Topbaş, "İstanbullular yaşıyor iyi yaptık diyoruz başardık diye düşünüyoruz" diyerek bu ölümler için bir özür dilemeden, tek hesap vermeden çekip gidecek mi? Bu acılar, bu hukuksuzluklar, bu korunan üst düzey yetkililer, bu ailelerin feryatları ne olacak?

Bu haber toplam 311 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.