1. YAZARLAR

  2. Metin ÖZER

  3. Vaizin kara sevdası
Metin ÖZER

Metin ÖZER

Gazeteci
Yazarın Tüm Yazıları >

Vaizin kara sevdası

A+A-

Gazeteci Metin Özer, yine oldutça çarpıcı ve düşündürücü bir yazı kaleme aldı.

VAİZİN KARA SEVDASI
Metin ÖZER


İzmir vaizliğinde yıldızı parlayan malum hoca, 1989 yılında Üsküdar Valide Sultan Camii'nde vaazlara başladıktan sonra durum değişti.
1989 - 1998 yıllarıarasında İstanbul’da büyük bir güç bulunduğunu keşfetti.
Dinler Arası Diyalog” denilen, adamı dinden çıkartan safsatayı da o yıllarda keşfetti.
Ahbap olduğu o kişiler sayesinde, bu Vatikan projesinin Müslüman ayağı oldu.
Ayağı olmak bir yana, hizmetçisi oldu.
Hepimizin, “Hoca, ne ayak?” sorusunu sorduğumuz günlerdi.
Bizim vaiz meğer o tarihlerde bir seri görüşme yapıyormuş.
Türkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Başkanı Monsenyör Georges Marovitch, Vatikan Ankara BüyükelçisiPier Luigi Celata, İstanbul Fener-Rum Patriği Bartholomeos, Ermeni Cemaati lideri Müteveffa Karakin ve şu anki lideri Mesrof Mutafyan, Süryani Katolik Cemaati Patrik Vekili Episkopos Yusuf Sağ, Süryani Kadim Metropoliti Yusuf Çetin ve Huriepiskopos Samuel Akdemir, Musevi Cemaati Yöneticileri ve İstanbul Hahambaşısı David Aseo ile zaman zaman bir araya gelip özel görüşmeler yapmış.
Bu cephede görüştüğü daha çok kişi var.
Hepsini burada yazsam, köşeme sığmaz.
Dikkat ettim İslami kesimden görüştüğü tek bir isim bile yok.
Vaiz yememiş içmemiş bütün zamanını bunlarla geçirmiş.
Zaten vaizin vaazlarındaki değişim de bu tarihlere denk geliyor.
Dinler Arası Diyalog söylemini ilk kez o tarihte telaffuz etmiş.
Boş yere, “Körle yatan şaşı kalkar” dememişler.
Bu görüşmelerden sonra vaizin olgunlaştığına karar verilip, 09 Şubat 1998 tarihinde Papa’nın huzuruna çıkarttılar.
Vaiz; papanın huzurunda ceketini ilikleyip el pençe divan dururken, vaizin adamları boş durmadı.
Yanında Vatikan’ı götürdüğü sağ kolu Alaaddin Kaya, Papa’nın elini öptü.
Ardından bir dizi görüşmelerden sonra 21 Mart 1999 tarihinde bir daha dönmemek üzere Amerika’ya hicret etti.
İşte bu gidişle birlikte bende ilk huylanma başladı.
Benim bildiğim bir Müslüman, ‘Kutsal Topraklar’a hicret eder.
Vaiz pusulayı öyle bir şaşırdı ki; Kutsal topraklar yerine tam tersine gitti.
Emin olun bu kadar sapma hiç hayır değil.
Mekke’ye niyet etse, Şam’a düşse anlarım.
Medine nere Pensilvanya nere?
Başta “Pusulasına tersten baktığını” düşündüm.
Sonra dikkat ettim, bir şey okurken yakın gözlüğü takıyor.
İşte o zaman bu işin arkasında bir bit yeniği olduğunu anladım.
Topraktan yaratılmış insanoğlunun çok ilginç bir özelliği var.
Toprak insanı hem üsten, hem alttan çeker.
Diyeceksiniz ki; “Bu nasıl olur
Üsten çektiği zaman, insanın birden bire doğduğu topraklara gidesi gelir.
Bazılarını memleket, bazılarını da kutsal topraklar çeker.
Onun için bizim Türkler; 60 yaşına dayanınca yani bir ayağı çukura girince, “Ben hacca gideceğim” diye tutturur.
Zımba gibi bir genç iken haccı aklından geçirmeyenlerin, son tura girdiklerinde hac derdine düşmesinin nedeni budur.
Çünkü toprak üstten çeker.
Hatta babalarımızın, “Oğlum beni köyüme götür” demesinin nedeni de toprağın çekmesidir.
Topraktan geldik toprağa gideceğiz” sözü bunu anlatır zaten.
Yani toprak önce üstten çeker.
Ardından da alttan çeker.
Alttan çektiğinde de alıp, ahirete götürür.
İşte bu kısa izahtan sonra döneyim vaizin durumuna.
Bizim vaizi ne Erzurum’un toprağı ne Mekke’nin toprağı çekmedi.
Onu Pensilvanya’nın toprağı çekti.
Vaizin pusulasının niye şaştığı sorusu beynimi kemirirken, ardı ardına yaşanan olaylar bu sorunun cevabını bulmamı sağladı.
Meğer bizim vaiz, kara sevdaya tutulmuş.
İstanbul’daki o görüşmeler sırasında iş pişirdiği hahamlar, aklını başından almış,
İstanbul günlerinde başlayan İsrail aşkı, kara sevda olmuş.
Kara elbiseli, kara fötr şapkalı ve kara sakallı adamlara gönlünü kaptırmış.
O kara sevda ile İsrail’in babasının memleketinin yolunu tutmuş.
Böylece gözlerden uzaklarda, paparazzilere yakalanmadan aşkını sürdürmüş.
Aşk, insanın gözünü kör eder” diye boşuna söylememişler.
Aşk insanı kör etmekle kalmaz, Allah muhafaza imanını da yok edermiş.
Bunu da böylece anladık.
Amerika’da bunlar olurken Türkiye’de de ilginç bir gelişme yaşandı.
Tarih 2002 yılını gösteriyordu.
Yeni kurulan AK Parti beklenmedik bir şekilde tek başına iktidara geldi.
Vaiz önce bu durumla fazlaca ilgilenmedi.
O yıllardır Milli Görüş’e gıcık olurdu.
O yüzden Erbakan’dan hep uzak durmuştu.
Hatta selam bile vermezdi.
O gömlekten Tayyip Erdoğan’ın çıkması tavrını değiştirtmedi.
O’na da mesafeli durdu.
Ne zaman ki AK Parti’nin geleceğinin parlak olduğu anlaşıldı, işte o zaman iş değişti.
Çünkü bizim vaiz gücü çok sever.
Kim güçlü ise anında onun safına geçer.
İsrail aşkı da zaten bu zaafından kaynaklandı.
İşte o günlerde vaizde birden bire vatan sevdası başladı.
Kara sevdasının olurunu alıp, AK Parti ile flört etmeye başladı.
Bütün adamlarını AK Parti’nin hizmetine verdi.
Vaiz fettanlığı sayesinde AK Parti’yi tavlamayı başardı.
Bu flörtün de sonu nikah masasında bitti.
Nikahı Amerika kıydı.
Vaizin nikah şahidi ise İsrail oldu.

Damada da düğün hediyesi olarak; Büyük Ortadoğu Projesi denilen BOP eş başkanlığı verdiler.
O tarihte ne İsrail ile ne ABD ile bir sorun olmadığı için bunlar çok normal sayıldı.
Oturduğu yerden gücü kucağında bulan vaiz, kıpraşmaya başladı.

İsteklerini ardı ardına sıraladı.
Diyaneti isterim.
Verdim gitti.
İçişleri de benim olsun.
Ne demek hay hay.
Yanına Adaleti de bana var.
Al senin olsun.
Eğitim şart.
Hepsi senin olsun
Bir de yanında TÜBİTAK olursa değme keyfime.
Canın sağolsun.
Sonu gelmeyen istekler böylece sürüp gitti.
Başbakan Erdoğan’ın, “Bugüne kadar ne istediler de vermedik” serzenişi bundan kaynaklanıyordu.
Durum öyle bir hale geldi ki; “Vere vere kalmadı, kalmadı” türküsü memlekette HİT oldu.
Çünkü vaiz inanılmaz oburdu.
Ne verirsen ver bir türlü doymak bilmiyordu.
O, deveyi hamuduyla götürmeye karar vermişti.
Her istediğini alan vaizin keyfi yerindeydi.
Sinsi sinsi her köşeye adamlarını yerleştirdi.
Devleti ele geçirmek gibi bir hesabı vardı.
Birinin üzerinden değil kendi başına güç olmak istiyordu.
Tam hazırlıklarını bitirmek üzereyken, önce ‘One minute’ ardından Mavi Marmara olayları patladı.
Nikahlısının kara savdasına posta koyması, vaizin asabını bozdu.
Asabını bozmakla kalmadı, planını da bozdu.
O kadar öfkelendi ki, kimyası bile bozuldu.
O hırs ile durduk yere bir beddua patlattı.
O beddua aynı zamanda vaizin de sonu oldu.
O bedduadan sonra vaizin AK Parti ile nikahı düştü.
Durduk yere ‘Boş ol” du
Erken öten horozun başı kesilir” misali vaiz de erken ötünce, başından oldu.
Nikahlısının evine ateş salamadı ama kendi ocağına ateş düştü.
Adamları teker teker derdest edilip hapse konuldu.
Başarısız darbe girişimi nedeni ile kara sevdalısı kara adamlarla da arası bozuldu.
Şimdi kara kara ne yapacağını düşünüyor.
Eee bu işler böyledir.
Pensilvanya'da yediğin hurmalar
Türkiye'dekileri tırmalar
Karnı ağrıyan vaiz
Her gün bir şey zırvalar.

Bu yazı toplam 3638 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.