NATO’nun tarihi zirvesine Ankara ev sahipliği yapıyor.
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 36’ncı NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında gerçekleştirilen ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin katılımıyla gerçekleştirilen NATO Savunma Sanayi Forumu’nun açılış töreninde önemli açıklamalarda bulundu.
Ülkeler Sürdürebilir Bir Savunma Ekosistemine Sahip Olmalı
NATO Zirvesi kapsamında düzenlenen bu forumda, İttifakımızın gelecekteki caydırıcılık ve savunma mimarisini şekillendirecek en kritik alanlardan birini, yani savunma sanayi kapasitemizi, üretim gücümüzü ve yenilikçi kabiliyetlerimizi ele alıyoruz. İçinde bulunduğumuz güvenlik ortamı, bizlere çok açık bir gerçeği hatırlatmaktadır. Ülkeler; egemenliklerini, hak ve menfaatlerini koruyabilmeleri için; güçlü bir devlet yapısına, etkin bir diplomasiye, caydırıcı bir askerî kapasiteye ve sürdürülebilir bir savunma sanayi ekosistemine sahip olmalıdırlar. Bu çerçevede NATO’nun kolektif savunma anlayışı ve müttefikler arasındaki dayanışma ruhu ve birlikte hareket etme kararlılığı, bugün her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu kararlılığı destekleyen üretim kapasitesi, mühimmat stoku, platform modernizasyonu, sürdürülebilir tedarik zincirleri ve hızlı uyum sağlayabilen sanayi ekosistemi de bir o kadar hayatidir. Nitekim, Ukrayna’daki savaş, modern harp ortamında mühimmat tedarik hızının, insansız sistemlerin, hava ve füze savunmasının, elektronik harbin ve hızlı inovasyonun ne kadar belirleyici olduğunu göstermiştir.
Türkiye Yerli ve Milli Üretim Kapasitesini Dikkat Çeken Bir Seviyeye Ulaştırdı
Son dönemde Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan gelişmeler ise ulaştırma hatları güvenliği ile tedarik zinciri yönetiminin artık savunma planlamasının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu nedenle artık hepimiz için temel soru şudur: Taahhütlerimizi ne kadar hızlı gerçek kabiliyete dönüştürebiliyoruz? Ankara Zirvesi’nin ana hedeflerinden biri de Müttefiklerin savunma yatırımlarındaki artışlarını göstermeleri, yeni yetenek hedeflerine ulaşmaları, üretim kapasitelerini büyütmeleri ve daha güçlü, daha yenilikçi, daha dayanıklı bir transatlantik savunma sanayi tabanı inşa etmeleridir. Bu bilinçle hareket eden Türkiye; savunma sanayindeki yerli ve millî üretim kapasitesini, mühendislik altyapısını küresel ölçekte dikkat çeken bir seviyeye ulaştırmıştır. Bugün kara, deniz ve hava platformlarından insansız sistemlere; elektronik harp kabiliyetlerinden hava savunma çözümlerine kadar geniş bir alanda önemli yetkinliklere sahibiz. Nitekim tersanelerimizde onlarca askerî gemi eş zamanlı olarak inşa edilmektedir. Türkiye, deniz platformları üretiminde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, aynı zamanda Müttefiklerine ve ortaklarına da katkı sunabilen ölçekte bir kapasiteye sahiptir. Kara gücümüzün modernizasyonu kapsamında ALTAY ana muharebe tankımızın seri üretim safhası, zırhlı kara araçları alanında ulaştığımız teknolojik ve endüstriyel seviyenin somut göstergesidir.
KAAN Programı, Türkiye’nin Yeni Bir Lige Çıktığını Gösteriyor
KAAN Programı hakkında da konuşan Bakan Güler, “KAAN programı, hava harekât alanında Türkiye’nin yüksek teknolojiye dayalı muharip hava platformları geliştirme kapasitesinde yeni bir lige çıktığını göstermektedir. Mühimmat üretimi de İttifak için en kritik başlıklardan biridir. Son yıllarda 155 mm mühimmat üretim kapasitemizi çok hızlı biçimde artırdık ve bu alanda somut sonuç üreten müttefiklerden biri olduk. ROKETSAN’ın yeni üretim ve entegrasyon yatırımlarıyla füze ve mühimmat üretim kapasitemizi önemli ölçüde büyütüyoruz. ASELSAN ve HAVELSAN gibi şirketlerimizin radar, elektronik harp, haberleşme, komuta-kontrol, yazılım, simülasyon ve yapay zekâ destekli sistemler alanındaki yatırımları ise savunma sanayi kapasitemizi yalnızca nicelik olarak değil, nitelik olarak da ileri taşımaktadır. Tüm bunlarla birlikte, NATO’nun yüzde 5 savunma yatırım taahhüdünü de önemli görüyoruz. Zira bu taahhüt, aynı zamanda İttifakın caydırıcılığını güçlendirme, savunma üretimini ölçeklendirme ve ihtiyaç duyduğumuz kabiliyetleri zamanında sahaya yansıtma iradesinin somut göstergesidir.
“Bizlerin Görevi Barış Zamanında İş Birliği Kültürünü İnşa Etmektir”
Yaşanan savaşlar ve çatışmalar göstermiştir ki sahadaki başarı, yalnızca mevcut stoklara değil, aynı zamanda hızlı öğrenme, hızlı üretme ve hızlı uyarlama kapasitesine bağlıdır. Dron teknolojilerinden elektronik harbe, mühimmat üretiminden yazılım güncellemelerine kadar birçok alanda askerler, mühendisler, girişimciler ve karar vericiler arasındaki mesafe kısaldıkça cephedeki etkinlik artmaktadır. Bu nedenle bizlerin görevi, barış zamanında bu iş birliği kültürünü inşa etmektir. Kriz ortaya çıktıktan sonra üretim hattı kurmak, tedarik zinciri oluşturmak veya ortak standart geliştirmek çok geç olabilir. Hazırlık bugünden yapılmalıdır! Çağrımız açıktır: Taahhütleri kabiliyete dönüştürelim. Kaynakları üretime dönüştürelim. Sanayi gücümüzü caydırıcılığa dönüştürelim. Ve İttifakımızın güvenliğini, sözlerle değil, sahada karşılığı olan somut kapasiteyle güçlendirelim. Bu çerçevede, Forum boyunca yapılacak temas ve değerlendirmelerin gerçek projelere, ortak girişimlere, üretim mutabakatlarına ve kabiliyet çıktılarına dönüşmesini temenni ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyor, tüm katılımcılara teşekkür ediyorum. (BSHA / Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)