Kırıkhan skandalının üzeri örtülmeye çalışıldı
Kırıkhan Devlet Hastanesi'nde boğularak ölen hastalara “kafa travması” raporu, bakan ve bürokratlar için “depremzede” bahanesinin üretildiği ortaya çıktı
Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, depremde yıkılmayan, çalışmayı sürdüren Kırıkhan Devlet Hastanesi'ndeki ölümlere ilişkin çarpıcı bir yazı kalem aldı. Tahincioğlu, 'Skandalın üzerinin kapatılmak istendiğini gösteren yeni belgeler ortaya çıktı.' ifadelerini kullandı.
Kırıkhan Devlet Hastanesi'nde boğularak ölen hastalara “kafa travması” raporu, bakan ve bürokratlar için “depremzede” bahanesinin üretildiği ortaya çıktı.
Kırıkhan skandalını T24'teki köşesine taşıyan Gazeteci Gökçer Tahincioğlu'nun yazısı şu şekilde:
Depremde yıkılmayan, çalışmayı sürdüren Kırıkhan Devlet Hastanesi’nin yoğun bakım servisinde, 20’yi aşkın hasta, unutuldukları için boğularak öldü.
Skandalın üzerinin kapatılmak istendiğini gösteren yeni belgeler ortaya çıktı. Daha önce ölen bir hasta için tutanakta usulsüzlük yapan yetkililerin, bir başka hastayı da “kafa travması” nedeniyle ölmüş gibi gösterdiği anlaşıldı. Savcılığın da siyasiler ve bürokratlar da “depremzedeymiş” gibi dosyayı jet hızıyla kapattığı ortaya çıktı.
CÜMLEYİ NASIL KURSAK YAŞANILAN DEHŞETİ ANLATMAYA YETERLİ OLUR?
Bazen bir haber cümlesi yaşananları aktarmakta yetersiz kalır. Cümlenin yanlış ya da etkisiz kurulmuş olmasından değil, yaşananlar öylesine dehşet vericidir ki tıpkı gördüğünüz her kötülüğü, güzelliği aynı biçimiyle fotoğraflayamamak gibi cümleler yetersiz kalır. Anlaşılması için cümlenin okurun yüzüne çarpmasına ihtiyaç duyarsınız, anlaşılmasını umarak, bu büyük karanlığın içinde kaybolup gitmemesi için çabalayarak…
6 Şubat depreminden sonra gazeteciler, hemen her köşede bu çaresizlikle boğuşmak zorunda kaldı.
Hatay Kırıkhan’da, Devlet Hastanesi’nde yaşanan büyük skandal, depremden çok sonra, başta Avukat Bülent Akbay olmak üzere birkaç kişinin büyük çabasıyla açığa çıktı.
Depremin ardından acil servisi çalışan, yıkıma uğramamış hastanenin yoğun bakım ünitesinde tutulan hastalar tam üç gün boyunca unutuldu ve boğularak yaşamlarını kaybetti.
Hastanenin yoğun bakımında yakını bulunanlar, bu dehşet manzarasını görmek zorunda kaldı, skandala tanıklık etti.
Bir başka ülkede olsa yer yerinden oynar, bu skandala neden olanlar etkili biçimde soruşturulur, günlerce bu konu konuşulurdu.
BİZDE İSE “OLUR BÖYLE ŞEYLER” HAVASINDA HERKES
Depremin ardından verilen sözlere rağmen bürokratlar, siyasilerin yargı önüne çıkmamaları için özel bir çaba gösterildi.
Kırıkhan’da da bu çaba sürdürülüyor.
Hem de skandal bir biçimde.
* * *
BU SKANDALLARDAN BİRİ DEPREMİN 3. YILDÖNÜMÜ ÖNCESİNDE AÇIĞA ÇIKMIŞTI
Murat Şafak, depremden 20 gün kadar önce babası İsmet Şafak’ı Kırıkhan Devlet Hastanesi’ne yatırmıştı. Babasının ciğerleri su topluyordu ve bu nedenle yoğun bakımda tutulmasına karar verilmişti. Solunum cihazına bağlanmıştı. Gelen ziyaretçileriyle görüşebiliyor, çocuklarıyla sohbet edebiliyordu. Bilinci açıktı.
Depremden sonra hastanenin acil bölümü çalışmaya devam ediyordu. Yüzlerce hasta getiriliyordu. Bina ayaktaydı ancak diğer girişler kapalıydı. Hastası yoğun bakımda olanlara, “O hastalar gemiyle Mersin’e götürüldü” açıklaması yapıldı.
Mersin’den haber bekleniyor, yola çıkma hazırlıkları yapılıyordu ki depremden üç gün sonra bir hemşire aileyi arayarak, “Gelin ölünüzü alın” dedi.
Murat Şafak, yoğun bakım katına çıktığında babasını yatağında ölü vaziyette buldu. Sonra diğer yataklara baktı. Bütün hastalar ölmüştü. Jeneratörler devreye girmemiş, solunum cihazları devrilmiş, yoğun bakım katı terk edilmişti.
Yoğun bakıma üç gün boyunca kimsenin girmediği anlaşıldı. 20’ye yakın hasta burada ölmüştü.
Şafak, babasının cenazesini 9 Şubat’ta almasına rağmen, ölüm belgesine ölüm tarihi olarak 6 Şubat yazıldı. Deprem günü.
Ancak bir farkla. Ölüm saatine, deprem saati yazılmadı. Depremden sonra kaderine terk edildiği için ölmemiş, doğal yollardan yoğun bakımda hayatını kaybetmiş gibi bir belge düzenlendi ve ölüm saatine 19.30 yazıldı.
Bu saatin neden yazıldığı sorulduğunda belgeye, “deprem sonrası gelişen çoklu organ yetmezliği” gibi garip bir ifade eklendi.
Resmi defin belgesi ise aylar sonra 23 Haziran’da verildi. Bu belgede de aynı ifadeler yer aldı.
Yoğun bakımda yatanlar sanki deprem günü, depremden bağımsız, doğal nedenlerle ölmüşler de hemen yakınlarına bildirilmiş gibi işlem yapıldı.
Şimdi, dosyayı kapatmak için hangi yollara başvurulduğunu gösteren bir belge daha ortaya çıktı.
Zübeyir Uzun, depremden bir hafta önce babası Halit Uzun’u hastaneye yatırdı. Halit Uzun yoğun bakım servisine alındı. Depremden hemen sonra sabah 05.00’te hastaneye babasını sormaya gitti. Hastanede üç hemşire vardı, elektrik kesintisi yaşanmamıştı ve babasının sağlık durumunun iyi olduğu söylendi.
Aynı gün saat 16.00’da yeniden hastaneye gitti. Elektrikler kesilmişti ve hastanede kimse kalmamıştı. Yoğun bakıma çıktı. Babası entübe durumdaydı. Bu nedenle makineden çıkartıp götüremedi. Personel aramaya başladı ama bulamadı. Çaresizce evine döndü. Gece yeniden hastaneye gittiğinde babasının vefat ettiğini öğrendi. Araştırdığında ölümün elektrik kesintisinden kaynaklı olduğu bilgisini aldı. Entübe durumdaki babası oksijen kesildiği için boğularak ölmüştü.
* * *
Ancak depremden sadece üç gün sonra Zübeyir Uzun’un suç duyurusu ile ilgili takipsizlik kararı verildiği ortaya çıktı.
Kararda, deprem nedeniyle OHAL ilan edildiği, depremin ilk günü olması nedeniyle hastane personelinin de depremzede olduğu, olaya ilişkin objektif ve sübjektif kusur atfedilebilecek kişi bulunmadığı vurgulandı.
Ancak daha dramatik olan Halit Uzun hakkındaki ölü muayene tutanağıydı. Diğer hastalar gibi boğularak öldüğü anlaşılan Halit Uzun için düzenlenen tutanakta, ölüm nedeninin kafa ve vücut travmalarından kaynaklandığı ifade edildi. Doktor bilirkişinin bu görüşü verdiği vurgulandı.
Oysa Zübeyir Uzun, depremden sonra babasını entübe halde görmüştü. Yoğun bakım da acil servis gibi yıkıma uğramamıştı ve enkaz altında kalan hasta yoktu.
"BAKIM SERVİSİNE BAKMAYI UNUTTUK, HASTALAR BOĞULARAK ÖLDÜLER” DİYEMİYORLAR"
Kırıkhan skandalı, “hastanedekiler de depremzede”, “deprem nedeniyle öldüler” gibi gerekçelerle kapatılmak isteniyor.
Oysa hakkında suç duyurusunda bulunulan isimler arasında başhekim, İl Sağlık Müdürü, İlçe Sağlık Müdürü, Sağlık Bakanı da var.
Kırıkhan Devlet Hastanesi yıkılmadı. Acil servisi çalışmaya devam etti. Çıkıp açıkça, “üç gün boyunca yoğun bakım servisine bakmayı unuttuk, hastalar boğularak öldüler” diyemiyorlar zira bunun bir bedeli olmak zorunda.
Bunun yerine skandal gerekçelerle, doğru olmayan, gerçeği yansıtmayan tutanaklarla skandalın üzerini kapatmaya çalışıyorlar.
Bir an için yakınınızın hastanede olduğunu, depremde yıkılmayan, çalışmaya devam eden hastanede güvende olduğunu düşündüğünüzü ve sonra boğularak öldüğünü öğrendiğinizi, gidip gözlerinizle de o manzarayı gördüğünüzü düşünün.
Devlet dediğiniz bizdeki gibi sadece “kutsal” anlamına gelmez.
Devlet dediğiniz hastanedir, karakoldur, postanedir. Telefonu açtığınızda, gittiğinizde, en zor anda karşınıza birini bulabilmektir.
Ve devlet dediğiniz, yurttaşının hakkını korur. Sorumluları korumak adına yurttaşını keder ve adaletsizlik duygusu içinde bırakmaz.
Önce bu kısmı halledilsin, gerisini sonra konuşalım…

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.